Branşlarımız

Medical Park Acil Servis Ünitesi uzman doktorları, deneyimli hemşire ve sağlık personellerinden oluşan dinamik bir kadro ile tüm acil vakalara 7 gün 24 saat hizmet sunuyor.

Acil Servislerimiz hızlı müdahaleye göre tasarlandı. Bu nedenle gereğinde yoğun bakım ünitesine dönüşebiliyor.

Müdahale sonrasında laboratuvar, tanı, takip ve tedavi hastaya özel bir yaklaşımla yapılıyor.

Tüm hastanelerimiz 24 saat boyunca manyetik rezonans, bilgisayarlı tomografi, ultrasonografi gibi görüntüleme olanakları sunuyor.

Medical Park Hastaneler Grubu’nun tüm hastaneleri merkezi lokasyonlarda, tüm ana yollarla bağlantılı olacak şekilde kurgulanmıştır. Bu nedenle 24 saat kesintisiz ambulans hizmetleri ile hastalar hızlı ve güvenli bir şekilde transfer edilebiliyor.

Hastanelerimiz koruyucu diş hekimliği, endodonti, periodontoloji, pedodonti, ortodonti, ağız ve çene cerrahisi, implantoloji, estetik diş hekimliği, protetik diş tedavisi, cerrahi tedavi (gömülü diş çekimleri operasyonları, kist operasyonu, implant), alanlarında modern ve en gelişmiş uygulamalarla hizmet veriyor.

Kadromuz uzman diş hekimlerinden oluşuyor.

Koruyucu Diş Hekimliği Uygulamaları

Diş yapılarının bozulan formlarını düzelterek restore etmek, dişin fonksiyon ve estetiğini kazandırmak ve önleyici tedbirleri almak için modern tedavi uygulamaları yapılıyor.

Endodonti

Hastanelerimizde reverzibl ve irreverzibl pulpa hastalıklarının tedavilerine yönelik işlemler uygulanmaktadır. Dişin canlılığının korunamadığı veya enfeksiyon nedeniyle canlılığını kaybetmiş dişlerde kanal tedavisi yapılmaktadır.

Periodontoloji

Diş çevresi dişeti hastalıklarının tedavisi, implant çevresi dişeti hastalıklarının tedavisi, diş taşı tedavisi, dişeti hastalığı kaynaklı dişeti kanamaları, çeşitli nedenlerle oluşmuş dişeti çekilmeleri, diş hassasiyeti ve ağız kokusu gibi hastalıkların teşhisi ve tedavisinde hizmet veriyoruz.

Pedodonti

0-15 yaş grubu çocukların diş ve çevre dokusu ile ilgili tedaviler, pedodonti uzmanları tarafından yapılmaktadır. Dişsiz dönem, süt dişlerinin sürmeye başladığı dönem, sürekli dişlerin sürmeye başladığı karışık dişlenme dönemi ve sürekli dişlerin tamamlandığı dönem olmak üzere uzun bir süreci kapsamaktadır.

Ağız ve Çene Cerrahisi

Gömülü diş operasyonları, apikal rezeksiyon, çekim gibi minör işlemler lokal anestezi altında uygulanmaktadır. Dental implant uygulamamızda ise eksik bir dişin yerine, çene kemiğine yerleştirilen titanyumdan yapılmış protez yapılmaktadır.

İmplantoloji Birimi

Çok sayıda diş eksikliği veya tam dişsizlik durumlarında implant uygulamaları ile dişsizliğin getirmiş olduğu fonksiyonel ve estetik sorunlar ortadan kaldırılmaktadır. Gelişen teknoloji ile hemen her vakada implant tedavisi uygulanabilmektedir.

Estetik Diş Hekimliği

Diş kliniklerimizde ağız ve diş estetiğinde de çeşitli çözümler sunulmaktadır. Lamine, porselen vener, diş eti düzenlemeleri, beyazlatma yöntemleri bunlardan bazılarıdır.

Protez

Protezler; görünümü, çiğnemeyi, ısırmayı ve konuşmayı düzeltir. Diş kayıpları az sayıda ise kuron ve köprüler (sabit protezler); fazla sayıda diş eksikliği varsa hastaya hareketli protez uygulanır.

Uzun süren ağrı şikâyetleri, sosyal ve psikolojik problemleri de beraberinde getirir.

Uzamış ve kronikleşmiş ağrısı olan hastalara, Ağrı Polikliniklerimizde (Algoloji) hizmet veriyoruz.

Algoloji uzmanlarımız, ağrı kaynağı olabilecek nedenleri inceliyor, bunları fizik muayene, radyolojik ve elektriksel tanı yöntemleriyle (EMG) ortaya koyuyor, tanı konduktan sonra ağrı kaynağını ilaçlarla ve girişimsel yöntemlerle tedavi ediyor.

Radyofrekans ve ozon uygulamaları, bel fıtığı ağrıları, baş ve boyun ağrıları ve kanser ağrılarında etkili oluyor.

Sinir blokları, kalıcı morfin pompaları, omurilik pilleri, bel-boyun fıtıklarında uygulanan enjeksiyonlar gibi birçok ileri tedavi yöntemleriyle da hastalar ağrılarından kurtuluyor.

Ağrı Kliniği’nde bakılan hastalık grupları:

1. Baş ve yüz ağrıları

2. Boyun, omuz-kol ağrıları

3. Sırt ve göğüs ağrıları

4. Karın ve kasık ağrıları

5. Bel ve bacak ağrıları

6. Damar tıkanıklığına bağlı ağrılar

7. Şeker hastalığına bağlı nöropatik ağrılar

11. Kanser Ağrıları

12. Nedeni Bilinmeyen Ağrılar

Medical Park kişiye özel hizmet anlayışını Aile Hekimliği bölümü ile bir adım öteye taşıyor.

Uzmanlarımız, ailesel riskler, genetik yatkınlıklar konusunda ailelere hizmet veriyor. Böylece hastalıkların erken teşhisinde önemli bir adım atılmış oluyor.

Aile Hekimliği, Dahiliye ile Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ağırlıklı olmak üzere Genel Cerrahi, Kadın Hastalıkları-Doğum ve Psikiyatri dallarını kapsıyor.

Aile hekimi, anne karnındaki fetüsten, ailenin en yaşlısına kadar bütün aile fertlerinin tedavisini yapabiliyor

Aile Hekimliğinin Amacı Nedir?

– Erken tanı ve tedaviyi sağlamak,

– Hastalara fiziksel, ruhsal ve sosyal faktörleri dikkate alarak yaklaşmak.

– Tekrarlayıcı hastalıklarda sürekli bakım ve tedaviyi sağlamak.

– Hastalarla uzun süreli bağlantı halinde olmak.

– Bireylerin yaşam kalitelerini yükseltmek.

Ameliyat öncesi tüm hastalar anestezi uzmanı tarafından değerlendiriliyor. Anestezi yöntemleri hastalara açıklanıp, mutlaka izinleri resmi olarak alındıktan sonra işlemlere başlanıyor.

Anestezi ve Reanimasyon Bölümlerimiz deneyimli uzman kadrosuyla 7 gün 24 saat kaliteli ve güvenli hizmet veriyor.  Anestezi ekibi, hastanenin anestezi gerektiren tüm alanlarında başarıyla görevlerini yerine getiriyor.

Teknolojik alt yapı donanımı ve konusunda deneyimli ekibimiz ile kalp-damar cerrahisi, çocuk cerrahisi, beyin cerrahisi, kulak-burun-boğaz, kadın doğum, ortopedi, üroloji ve göz gibi tüm bölümlerde gerekli anestezi uygulamaları dünya standartlarında yapılıyor.

Genel anestezi, bölgesel anestezi yöntemlerinden epidural anestezi, kombine spinal epidural anestezi, spinal anestezi, sadece ameliyat bölgesinin uyuşturulduğu anestezi yöntemleri ve ameliyat sonrası hastaların ağrı duymalarını engellemek için ağrı pompaları uzmanlarımızın başarıyla uyguladıkları hizmetler arasında.

Hastanelerimiz sağlıklı ve kaliteli yaşama adım atmanız, bireysel özelliklerinize uygun kaliteli ve güvenli beslenme programı uygulamak için Beslenme ve Diyet Bölümü ile hizmeti veriyor.

Beslenme ve Diyet Bölümü’nde gerekli tetkikler yapıldıktan sonra, çalışma ve sosyal
şartlar dikkate alınarak, kişiye özel sağlıklı beslenme programı hazırlanıyor.

Kişiye özel beslenme planı hazırlayan diyetisyenlerimiz sağlıklı beslenme yollarını gösteririp sağlıklı zayıflama konusunda yol gösteriyor.

Beslenme ve Diyet Bölümü’ne gelen bireylerin ilk olarak beslenme alışkanlıkları ayrıntılı olarak gözden geçiriliyor. Önce vücut yağ, kas, su oranı ve mevcut yağın vücuttaki dağılımı tespit ediliyor; yaş, boy, cinsiyet, fiziksel aktivite ve kan bulguları doğrultusunda ‘kişiye özel beslenme programı planlanıyor. Beslenme sürecinin diyetisyen tarafından takibi yapılıyor. Ayrıca diyabet, gebe-emzirme dönemi, çocuk ve adolesan çağı gibi özel durumu bulunan kişilere de beslenme programları düzenleniyor ve eğitimi veriliyor.

Farklı özelliklerdeki hastalar için oluşturulan kişiye özel beslenme takvimleri ise şöyle:

– Diyabet, kalp-damar, hipertansiyon hastalarına özel beslenme planları

– Aşırı zayıflıktan şikâyetçi kişiler için kilo alma programları

– Mide ve bağırsak hastalarına özel beslenme planları

– Büyüme ve gelişme dönemindeki çocuklara özel programlar

– Gebelik veya emzirme sürecindeki annelere özel beslenme planları

Yatan Hastalara Yönelik Beslenme ve Diyet Hizmetleri

Diyet ve Beslenme Bölümü hasta servise kabul edildikten sonra hekimler ve hemşireler ile multidisipliner olarak çalışıyor, hastaya ve hastalığa özgü beslenme programı diyetisyen tarafından planlanarak uygulanıyor. Belirli aralıklarla yapılan kontroller ile hastanın beslenme durumu takip ediliyor, tüm diyet aşamalarında hasta ve refakatçisi bilgilendiriliyor. Eğer gerekli ise hasta taburcu edilirken gerekli diyet eğitimleri yazılı ve sözlü olarak da hastaya veriliyor.

 VM Estetik’le zayıflama yolculuğuna devam

Hastalar, Beslenme ve Diyet Bölümü’ndeki tedavinin ardından, zayıflama yolculuğuna VM Estetik’le de devam edebiliyor. VM Estetik, psikolojiden plastik cerrahiye kadar güzelliğe ve iyi hissetmeye yönelik birçok hizmeti bünyesinde barındırıyor. İleri teknoloji cihazların kullanıldığı merkezlerde, profesyonel ekiplerce, kişiye özel estetik tedavi seçenekleri sunuluyor. VM Estetik’tle,

– Mide botoksu

– Yağ alma operasyonları (Liposuction)

– Karın germe operasyonları

– Yağ enjeksiyonu ile vücudunuzu şekillendirebilirsiniz.

Beyin hastalıkları ülkemizde en yaygın görülen sorunların başında geliyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi (Nöroşirürji) Kliniği’nde hem erişkin hem de pediatrik hasta grubunda görülen hastalıklarının tanı ve tedavisi yapılıyor.

Hastanelerimizde, beyin tümörleri, beyin kanamaları, inme ve ilgili damarsal hastalıklar ile deformite tümör dahil tüm spinal hastalıklar tedavi edilebiliyor. Mikro cerrahi yöntem ile gerçekleştirilen tanı ve tedavi süreçlerinde alanlarında uzman hekimler, ileri teknoloji ile hastalara hizmet veriyor.

Beyin ve Sinir Cerrahisi ekibimizde; nöroloji, nöroradyoloji, nöroanestezi ve psikiyatri birimlerinden hekimler yer alıyor.

Beyin-damar hastalıklarının tedavisi için, girişimsel nöroradyoloji ve cerrahi (mikroşirürjikal) ekibimiz, hastanın durumuna göre ayrı ayrı veya birlikte tedavi uygulayabiliyor.

Tüm vakalar operasyon sonrası, yoğun bakım ünitesinde beyin cerrahisi ve yoğun bakım ekibinin ortak yaklaşımı ile izleniyor.

Pediatrik hastaların ameliyat öncesi değerlendirilmesi ve ameliyat sonrası takibinde hastanemiz pediatri bölümü aktif rol oynuyor, hastalar yattıkları sürece pediatri uzmanları ile takip ediliyor.

HASTANELERİMİZDEKİ BEYİN VE SİNİR CERRAHİSİ TEDAVİ MERKEZLERİ

– Gamma Knife Merkezi: Gamma knife girişimsel olmayan tek ‘cerrahi tedavi’ yöntemidir. Yani kafatası açılmadan da cerrahi tedavi kesinliği sağlıyor. Tedavisinden bir gün sonra hasta normal sosyal ve iş yaşantısına dönebiliyor.

– Beyin Pili Merkezi: Ayakkabısını bağlayamaz, gömleklerini ilikleyemez halde olan Parkinson hastaları beyin pili ameliyatıyla eski sağlıklı günlerine yeniden kavuşuyor. Ameliyatın ilk 5-6 saatlik bölümünde hasta uyanık oluyor.

– Spinal Cerrahi (Omurga ve Omurilik Cerrahisi) Merkezi: Bel fıtığı ve boyun fıtığı ameliyatları, omurilik kanalı daralmaları ve kireçlenmeler, omurga ve omurilik tümörleri, omurga bozukluklar ve skolyoz cerrahi tedavileri yapılıyor.

– Epilepsi Merkezi: Epilepsi tedavisi genellikle ilaçlarla yapılıyor. Bu sayede epilepsi nöbetleri yüzde 70 oranında engellenebiliyor. İlaç tedavisine cevap vermeyen hastalarda cerrahi tedavi uygulanıyor.

BAVİM İnme Merkezi: İAÜ VM Medical Park Florya ve İstinye Üniversite Hastanesi Liv Hospital Bahçeşehir’de hizmet veren Beyin Anjiyografi ve İnme Merkezleri inmenin acil tedavisinde dünyada uygulanabilen tüm tedavi yöntemlerini yüksek hız ve performans ile sunuyor. Konusunda deneyimli özel ekiplerin bir araya gelmesi ile 7gün 24 saat yapılabilen acil inme tedavileri sonuçları ile de yüz güldürüyor.

Biyokimya laboratuvarı, sağlık ve hastalıktaki biyokimyasal mekanizmaları, hastalıkların önlenmesi, tanı, ayırıcı tanı, prognoz ve tedavinin izlenmesinde biyolojik materyallerde (serum, plazma, dokular ve diğer vücut sıvıları), kimyasal ve moleküler biyolojik yöntemler ile analizlerin gerçekleştirilmesi, uygun analizler (testler) ile organ fonksiyonlarının incelenmesini, testlerin seçimi ve uygulamasını, sonuçların tıbbi yorumlarını, klinisyenler ile konsültasyon birlikteliği, bilimsel gelişmelere ve yeniliklere uyum sağlayan ve laboratuvar tanıyı da içeren tıbba özgün laboratuvar bilimi kapsamında faaliyetlerini devam ettirmektedir.

BİYOKİMYASAL ANALİZLER

·         Hormon Analizleri

·         Metabolizma Analizleri

·         RIA Analizleri

·         İdrar Analizleri

·         Tam Kan Sayımı

Sağlıklı bir yaşama sahip olmak ve bunu korumak için düzenli aralıklarla Check-Up yaptırmak gerekiyor. Medical Park Hastaneleri, Check-Up programlarıyla her yaşa ve cinsiyete özel hizmet veriyor.

Belirli yaş dönümlerine özel paket programlar (Çocuk-Menopoz-Prostat..vb) ve ailesel genetik geçişli hastalıklara özel tarama amaçlı programlar (Kanser, Kalp-Damar Hastalıkları) uygulanıyor. Bunların haricinde; kişinin yaş, cinsiyet, risk faktörleri, hayat tarzı ve ailesindeki hastalık yüküne göre risk faktörlerinin belirlenmesi sonucunda ilgili fiziki muayenelerin ve gerekli görülen Laboratuar/Radyolojik testlerin tespiti ile de özel bir program hazırlanabiliyor.

Medical Park Check-Up programlarında misafirlere, konusunda eğitimli Check-Up hasta danışmanları refakat ediyor. Yapılacak işlemleriniz için 09.00-12.00 arası sadece 3 saatinizi ayırmanız yeterli…

Check-Up sırasında yapılacak işlemler nelerdir?

Belirlenecek programa ve testlere göre değişmekle birlikte temel olarak Check-Up için aşağıdaki işlemler yapılır:

* Hekim tarafından yapılacak detaylı fizik muayene ve son görüşme, uygulanacak testlere yön verme, gerekli konsültasyon (bir hastalığa birkaç uzman hekimle tanı koyma) kararlarını alma ve sonuçların değerlendirilip tavsiyelerin oluşturulması için yapılır.

*  Kan testleri ile kişinin metabolik, hormonal, hematolojik durumu belirlenir ve organların nasıl çalıştığı belirlenir.

* Radyolojik tetkiklerin başında röntgen ve ultrasonografik incelemeler gelir. Organların görüntülenmesi amacını güden işlemlere, gerekli halde ileri teknolojinin kullanıldığı testler de eklenilir.

*  Fonksiyon testlerinde ise kalp ve solunum sisteminin nasıl olduğu çalışırken ölçülür.

*  Endoskopik görüntüleme işlemlerinde amaç, özellikle mide bağırsak sistemine doğrudan ulaşmak ve gerekirse örnek alabilmektir.

Çocuk Gastroentoloji-Hepatoloji ve Beslenme bölümümüzde 0-18 yaş arası çocukların mide, bağırsak ve karaciğer hastalıklarının tanı ve tedavileri yapılıyor. Beslenme önerileri veriliyor. Ayrıca bölümümüzde çocuk hastalara anestezi eşliğinde gastroskopi ve endoskopi de yapılıyor.

Çocuk Gastroenteroloji-Hepatoloji ve Beslenme bölümünde aşağıdaki hastalıkların tanı ve tedavileri yapılabiliyor:

Bebek ve çocuk beslenmesi

İştahsız çocuk

Gastroözefageal reflü

Gastrit ve peptik ülser

Sindirim sistemi kanamaları

Kronik karın ağrısı

Çölyak hastalığı

İnflamatuar bağırsak hastalıkları (Ülseratif kolit ve Crohn hastalığı)

Pankreas hastalıkları

Kolestaz (Sarılık)

Karaciğer yağlanması

Siroz ve portal hipertansiyon

Akut ve kronik karaciğer yetmezliği

Çocuk endoskopisi (Gastroskopi ve kolonoskopi)

Çocuk Endokrinolojisi Nedir ve İlgi Alanları Nelerdir?
Endokrinoloji Bilimi vücudumuzun hormonlar ve bunları salgılayan iç salgı bezleri ile ilgili sorunları ve hastalıkları ile uğraşan tıp bilimin dalıdır. Pediatrik endokrinologlar tarafından görülen problemler genellikle yetişkin bakımı yapan endokrinologlar tarafından görülen problemlerden oldukça farklıdır. Pediatrik koşullarda büyüme ve gelişme ile ilgili özel eğitim önemlidir. Hormonal sorunlar genellikle yaşam için geçerlidir. Çocuk endokrinologları, çocukluk ve gençlik yıllarının her aşamasında hormon bozukluklarıyla ilgilenir.

Çocuk Endokrinoloji Eğitimi
Çocuk endokrinologları, tıp doktorları olup,

– Dört yıllık tıp fakültesi
– 6 yıllık tıp fakültesi
– 5 yıllık çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanlık eğitimi
– 3 yıllık çocuk endokrinolojisi yandal uzmanlık eğiitmini tamamlarlar.

Çocuk Endokrinolojisi veya tıp diliyle Pediatrik Endokrinoloji ise yenidoğan döneminden 18 yaşına kadar olan bebek, çocuk ve ergenlerde görülen;

•    Büyüme ve Gelişme Gerilikleri
•    Boy Kısalıkları
•    Erken ve Gecikmiş Ergenlik
•    Şişmanlık (Obezite)
•    Guatr Ve Tiroid Bezi Hastalıkları (Hipotiroidi-Hipertiroidi)
•    Cinsel Gelişim Bozuklukları
•    Penis Sorunları
•    Böbrek Üstü Bezi Hastalıkları
•    Şeker Hastalığı (Diyabet)
•    Hipoglisemi (Kan Şekeri Düşüklüğü)
•    Genç Kızlarda Adet Düzensizlikleri
•    Aşırı Tüylenme
•    Hipofiz Bezi Hastalıkları
•    Turner Sendromu, Klinefelter sendromu gibi hastalıklar
•    D Vitamini Ile Ilgili Hastalıklar
•    Kalsiyum Ve Fosfor Metabolizması Ile Ilgili Bozukluklar
•    Su ve mineral dengesi hastalıkları
•    Kemik hastalıkları gibi endokrinolojik sorunların tanı, tedavi ve izlemleri ile ilgilenir.

Çocuk Endokrinolojisi bölümünde bu hastalıkların tanısında kullanılan tüm dinamik endokrinolojik testler (büyüme hormonu uyarı testleri, büyüme hormonu baskılama testleri, adrenal bez ile ilgili uyarı ve baskılama testleri, ergenlik hormonları ile ilgili uyarı testleri, şeker yükleme testi vb) uygulanabilmektedir.

Bölümümüzde böbrek ve idrar yolları hastalığı olan 0-18 yaş grubundaki çocukların tetkik, tedavi ve izlemleri yapılmaktadır.

Pediatrik Nefroloji bölümünün amacı çocuklarda böbrek hastalıklarının tanısını erken koymak, tedavi etmek yanı sıra yeniden hasta olmaktan korumak ve böbreklerin geriye dönüşümsüz olarak zarar görmesini, yani böbrek yetmezliğine gidişi engellemektir. Son dönem böbrek yetmezliği olan çocukları da periton diyalizi ve hemodiyaliz tedavileri ile yaşatabilmek ve böbrek nakline hazırlamaktır..

Pediatrik Nefroloji bölümümüzde aşağıdaki hastalık gruplarının tetkik tedavi ve izlemleri yapılabilmektedir;

·         Böbrek parankim hastalıkları

·         Glomerüler hastalıklar ( Akut ve kronik glomerülonefritler, nefrotik sendromlar)

·         Tübülointerstisiyel hastalıklar (Kalıtsal böbrek hastalıkları, Bartter Sendromu vb)

·         Böbreğin kistik hastalıkları (doğuştan veya sonradan oluşan)

·         Sistemik hastalıklara bağlı böbrek tutuluşları (Henoch Schönlein Vasküliti gibi vaskülitler, lupus, juvenil kronik artrit, ailesel akdeniz ateşi gibi kollajen doku hastalıkları)

·         İdrar yolu hastalıkları (İdrar yolu enfeksiyonları, vezikoüreteral reflü, idrar yolu darlıkları, asemptomatik hematüri ve proteinüriler, gündüz ve gece işeme bozuklukları, hiperkalsiüri, böbrek taşları, böbrek tümörleri, anne karnında ultrasonla saptanan hidronefrozlar ve diğer doğuştan böbrek ve idrar yolu anomalileri)

·         Hipertansiyon

·         Akut böbrek yetmezliği

·         Kronik böbrek yetmezliği

Hastalar hastalıklarının durumuna göre ya Pediatrik Nefroloji Polikliniğinde ayakta ya da Pediatrik Nefroloji kliniğinde yatarak tetkik ve tedavi edilmektedirler.

Hastanemizde rutin idrar incelemeleri yapılmakta, ileri kan ve idrar tetkikleri Biyokimya ve Mikrobiyoloji Laboratuarlarında gerçekleştirilmektedir. İleri görüntüleme yöntemlerinden ultrason (Dopler), voiding sistoüretografi, intravenöz piyelografi, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans (MR) gibi tetkikler Radyoloji, böbrek sintigrafik tetkikleri (DMSA, DTPA, MAG-3) Nükleer Tıp dallarınca gerçekleştirilmektedir.

Bölümümüzde glomerüler hastalıkların ayırıcı tanısında gerekirse böbrek biyopsisi uygulanabilmekte ve Patoloji Bölümü tarafından immünfloresan mikroskop ta dahil olmak üzere değerlendirilmektedir.

Sistoskopi ve ürodinami gibi tetkikler ve ameliyat edilmesi gereken hastalar Çocuk Ürolojisi birimi ile değerlendirilmektedir..

Anne karnındaki bebekte saptanan böbrek ve idrar yolu hastalıkları, hidronefroz, kistik böbrek hastalıkları izlemi bebek doğmadan önce başlatılarak, doğumdan sonraki teşhis ve tedavisi yapılmaktadır.

Hastalar tedavi sürelerince ve daha sonra da Pediatrik Nefroloji Polikliniğinden randevü verilerek belli aralarla kontrol edilmektedir. Kronik böbrek olan hastaların tedavi ve diyaliz süreci planlanarak böbrek nakline hazırlanmakta ve böbrek nakli sonrası takip ve tedavileri yapılmaktadır.

Çocuk polikliniklerimizde çocukların ve bebeklerin sağlığı ve aşıları takip edildiği gibi, doktor muayenesi öncesi ve sonrasında çocukların rahat etmeleri için oyun alanı ve güvenlik çemberi mevcuttur.

Polikliniklerimizde randevu sistemi ile çağrı merkezimizden randevu alınarak muayene yapılabilmekte olup, acil vakalarda acil servisimiz ve Çocuk Polikliniği hekimlerimizin koordinasyonu ve işbirliği ile anında müdahale edilerek sizlere hizmet vermektedir.

Çocukluk ve ergenlik dönemi insan hayatında en fazla değişim ve gelişimin olduğu dönemdir. Bu dönemdeki değişiklikler ve gelişmeler yalnızca içinde bulunulan dönemi değil yaşamın tamamını etkiler; hatta belirler.

Günümüzde Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi alanı, kapsamı, gereksinimleri ve toplumsal etkinliği tüm dünyada ve ülkemizde hızla genişleyen, toplumsal ve bireysel açıdan tüm biyolojik, psikolojik ve sosyolojik bilim dalları ile doğrudan etkileşen bir bilim dalıdır.

Avrupa Tıp Uzmanları Birliği tarafından Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi “18 yaş altı çocuklarda uzman hekim tarafından tıbbi yöntemler, standartlar ve yaklaşımlar ile ruh sağlığı sorunlarının önlenmesi, tanı konması ve tedavisinin uygulanması” olarak tanımlanmıştır.

Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Bölümümüzde, bireysel psikoterapi (psikanalitik, destekleyici, bilişsel davranışçı terapiler, EMDR (Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşlemleme), Otojenik Gevşeme Terapisi, aile terapisi, ilaç tedavisi ve psikometrik değerlendirmeler uygulanarak 0-18 yaş arası çocuk ve ergenlere tedavi hizmeti sunulmaktadır.

0-18 yaş aralığındaki çocuğunuzun günlük hayatını, ruhsal ve bedensel gelişimini, okul başarısını ve diğer insanlarla ilişkilerini olumsuz etkileyebilecek duygusal ya da davranışsal bir belirti bulunuyorsa Çocuk Psikiyatri Uzmanına başvurabilirsiniz.

Ayrıca birimimizde psikolog tarafından dikkat, gelişim ve zeka testleri yapılmaktadır. Bölümümüzde uygulanan testler:

GELİŞİM TESTLERİ

AGTE, Denver 2 Gelişim Testi, Peabody Resim Kelime Testi, Bender-Gestalt Görsel Motor Algı Testi, Metropolitan Okul Olgunluğu Testleri, Koppitz İnsan Çizim Testi, Porteus Labirentler Testi, OKHT (Okula Hazırlık Testi), Kent EGY Testi, Gesell Gelişim Figürleri Testi uygulanmaktadır. Bu testler ile çocuğun dil bilişsel gelişimi, psikososyal gelişim, Sosyal beceri ve özbakım gelişimi, ince motor- kaba motor gelişimi, görsel algılama yaşı ve alıcı dil yaşları ölçülür.

Dikkat Testleri:

Moxo d-CPT Dikkat Performans Testi

ZEKA TESTLERİ

R.B CATTEL TESTİ 2A VE 3A,

Yenidoğan döneminden erişkinliğe kadar olan çocukluk çağına ait (0-17 yaş), doğumsal ve/veya edinsel solunum, sindirim ve boşaltım sistemlerini ilgilendiren cerrahi hastalıkların tanı ve tedavi yöntemlerini uygulayan bir bilim dalıdır.

Çocuklar, hiçbir zaman erişkinlerin küçültülmüş bir hali değildir. Çocukluk çağının kendine has fizyolojisi ve hastalıkları vardır. Çocukluk çağında görülen hastalıklar, dönemlere göre farklı özellikler göstermektedir. Bu hastalıkların tanı ve tedavisi çocuğun gelişimi, fizyolojisi ve psikolojisi göz önüne alınarak yapılmalıdır. Cerrahi yaklaşım gerektiren hastalıklar ise ilgili konulara özgü tanı ve tedavi yöntemlerini belirleyen ve uygulayan Çocuk Cerrahları tarafından değerlendirilmeli ve gerçekleştirilmelidir.

Çocukluk çağında yapılan bir cerrahi müdehalenin sonuçlarını, hastalar bir ömür boyu üzerlerinde taşırlar. Bu yüzden tüm bu müdehaleler; uzun ve meşekkatli bir eğitimden geçen, en disiplinli ve en modern tedavi tekniklerini öğrenen, insiyatif alıp çok kısa bir sürede en ideal tedaviyi uygulayabilen iyi yetişmiş Çocuk Cerrahları tarafından yapılmalıdır.

Çocuk Cerrahisi Bilgilendirme Başlıkları:

Yenidoğanın Cerrahi Hastalıkları

·         Yemek borusunun doğumsal yokluğu, gelişimsel hataları ve soluk borusu ile ilişkisi

·         Doğumsal mide, duodenum (oniki parmak barsağı), ince barsak ve kalın barsağın yokluğu veya tıkanıklığı

·         Diyaframın olmamasına bağlı barsakların göğüs kafesinde yer alması ve akciğerlerin yetersiz gelişimi (Konjenital Diafragma Hernisi)

·         Doğumsal makat darlığı veya yokluğu (Anorektal malformasyonlar)

·         Prematürelik ve buna bağlı gelişen hastalıkların cerrahi tedavisi

·         Karın duvarının olmamasına bağlı barsakların karın dışında yer alması (Omfalosel ve Gastroşizis)

Sindirim Sistemi Cerrahi Hastalıkları

·         Yemek borusunun (ösofagus) darlıkları, yanıcı ve yakıcı madde içimine bağlı oluşan hastalılar (Korozif Ösofajit)

·         Mide darlık, tıkanıklık ve ülser hastalığı

·         Gastroözofagial reflü hastalığı (GER) ve komplikasyonları

·         İnce barsakların tıkanıklığı, polip hastalığı, inflamatuar barsak hastalıkları

·         Apendisit

·         Doğumsal barsak sinirlerinin gelişim bozukluğuna bağlı megakolon (genişlemiş kalın barsak) (Hirschprung Hastalığı)

·         Kabızlık, makatta çatlak ve fistül oluşumu

·         Ergenlerde hemoraid ve cerrahisi

·         Kasık fıtığı, göbek fıtığı

·         Karaciğer kist, abse ve tümörleri

·         Safra yollarının doğumsal yokluğu, kistik genişlemesi ve taş hastalığı

·         Pankreas kistleri ve tümörleri

·         Dalak hastalıkları ve kan kastalıklarında dalak çıkarılması

Solunum Sistemi Cerrahi Hastalıkları

·         Doğumsal akciğer hastalıkları, kistleri

·         Akciğer enfeksiyonlarına bağlı gelişen abse ve ampiyemin tedavisi

·         Soluk borusunun doğumsal hastalıkları

·         Soluk borusuna yabancı cisim kaçması ve bronkoskopik girişimler

·         Pnömotoraks, hemotoraks

·         Göğüs kafesinin deformiteleri (kunduracı göğüs, güvercin göğüs)

Çocuklarda Travma

·         Trafik kazaları

·         Düşme, darp ve buna benzer genel vücüt travmaları

·         Hırpalanmış çocuk sendromu

·         Kesici, delici, karın, göğüs travmaları

Çocukluk Çağında Kanser Hastalıkları ve Cerrahi Tedavileri

·         Böbrek tümörleri

·         Sinir elemanları kaynaklı tümörler

·         Yumuşak doku tümörleri

·         Lenf bezi tümörleri

·         Karaciğer tümörleri

·         Akciğere yayılan tümörlerin cerrahi tedavisi

·         Over, testis (yumurtalık) tümörleri

·         Diğer organlara ait tümörler

Hormonal Hastalıkların Cerrahi Tedavisi

·         Tiroid bezi (guatr) hastalıkları

·         Pankreas hastalıkları

·         Böbrek üstü bezi hastalıkları

Çocuklarda Baş Boyun Cerrahisi

·         Boyun kitleleri

·         Doğumsal boyun kistleri ve sinüsleri

Yanık

·         Yanıkların ayaktan ve yatıralarak her türlü tedavisi

Endokrin Sistem Nedir?
Endokrin sistem iç salgı bezlerinin oluşturduğu bir sistemdir. İç Salgı bezleri hormon sentez ve salgısı yapan organlardır. Hormonlar vücudumuzdaki değişik aktiviteleri kontrol eder. Hormonların farklı tipleri, üreme, metabolizma, büyüme ve gelişmeyi kontrol eder. Hormonlar ayrıca çevremize verdiğimiz tepkiyi de kontrol eder ve vücudumuzun fonksiyonları için gerekli uygun miktarda enerji ve besini sağlamaya yardımcı olurlar. Endokrin sistemi oluşturan salgı bezleri, hipotalamus, hipofiz, tiroid, paratiroid, pankreas, yumurtalıklar (Kadında overler, erkekte testisler), böbreküstü bezi, yağ dokusu, ve endotel (damar iç duvarını döşeyen hücreler)dir.

Endokrinolog Nedir?
Endokrinolog endokrin sistem hastalıklarıyla uğraşan doktordur. Endokrinologlar salgı bezlerini etkileyen hastalıkların tanısını koyarlar. Genellikle karmaşık olan ve vücudumuzdaki birçok sistemi içeren hastalıkları nasıl tedavi edeceklerini bilirler.

Endokrinologlar Ne Yaparlar?
Endokrinologlar hormon dengesizliği ve problemlerine tanı ve taki ve tedavi eder. Homronal hastalıklar çok çeşitlidir, örneği: Diyabet, Tiroid hastalıkları, Metabolik bozukluklar, Hormonların fazla ya da az üretimi, Menopoz, Osteoporoz, Hipertansiyon, Yağ metabolizması ile ilgili hastalıklar, İnfertilite (Kısırlık), Büyüme geriliği (Boy kısalığı), Salgı bezlerinin tümörleri, Şişmanlık…

Endokrinologlar salgı bezlerinin nasıl çalıştığını değerlendirmek için bazı testler isteyebilirler.

Endokrinologlar Ne Tip Bir Tıp Eğitimi Alırlar?
Endokrinologlar altı yıllık tıp fakültesini bitirirler ve sonrasında dört veya beş yıllık iç hastalıkları ihtisas programını tamamlarlar. Üç yıl da hormon hastalıklarına nasıl tanı koyacaklarını ve tedavi edeceklerini öğrenmek için geçirirler. Toplam olarak bir endokrinoloğun eğitimi 13 yıldan fazla zaman almaktadır.

En Sık Endokrin Hastalıklar ve Bozukluklar Nelerdir?
Endokrin sistemin hastalıkları ve bozuklukları çeşitli değişik alanlarda gruplandırılabilir. Endokrinolojinin ana alanları aşağıda açıklanmıştır.

Diyabet
Diyabeti olan hastaların kanlarında çok fazla şeker vardır. Son çalışmalar kan şekeri kontrolünün diyabetin yol açabileceği ciddi problemleri önlemeye yardımcı olabileceğini göstermiştir. Bu problemler gözler, böbrekler ve sinirlerle ilgilidir ve kan şekeri ayarı iyi olmayan hastalarda körlüğe, böbrek yetersizliğine ,dialize veya gangrenlere yol açabilirler. Endokrinologlar, diyabeti diyet ve ağızdan alınan ilaçlar veya insülinle edavi ederler. Kan şekerini kontrol edebilmek için hastalarla birlikte çalışırlar ve hastaları izlerler böylece de gelişebilecek sağlık problemlerini önleyebilirler.

Tiroid
Tiroid bozukluğu olan hastaların sıklıkla enerji seviyeleriyle ilgili problemleri vardır. Bunun yanında kas sertliği, duyu bozuklukları , kilo kontrolü ve sıcak veya soğuğa karşı toleransla ilgili problemleri de olabilir. Endokrinologlar tiroidin fazla veya az çalışmasından kaynaklanan tiroid hormonu fazlalığı (hipertiroidi) veya düşüklüğü (hipotiroidi) olan hastaları tedavi ederler. Hastaların hormon dengesini sağlamaya ya tiroid hormonu vererek ya da fazla hormonu bloke ederek yardımcı olurlar. Endokrinologlar ayrıca tiroid nodüllleri, tiroid kanseri ve büyümüş tiroid dokusunu (guatr) tedavi etmek için de eğitim alırlar.

Kemik
Kemikleri yumuşatan erişkinde osteomalazi (çocuklukta Raşitizm) ve osteoporoz, kalsiyum dengesini bozan ve osteoporoz geliştiren paratiroid hastalıkları endokrinologların tanı koyup tedavi ettikleri kemik hastalıklarıdır. Osteoporoz iskeleti zayıflatan bir hastalıktır. Kemik dokuyu bazı hormonların koruyucu bazı hormonların bozucu etkisi vardır. Hormon seviyeleri anormal olduğunda, kemikler kalsiyum kaybedip zayıflayabilir. Kadınlarda menopoz ve erkeklerde testis fonksiyonlarının kaybı ve yaşlanma, sizi kemik kırıkları için riskli bir duruma getirebilir.

Üreme / Kısırlık
Dünyada yaklaşık her on çiftten biri çocuk sahibi olamamaktadır. Endokrin araştırmaları binlerce çiftin çocuk sahibi olmasına yardımcı olmuştur. Endokrinologlar infertiliteye sebep olabilecek hormon bozukluklarına tanı koyarlar ve tedavi ederler. Hormon verilmesi gerereken hastalarla çalışırlar. Endokrinologların üreme endokrinolojisinde tedavi ettikleri problemler, menopoz şikayetleri, adet düzensizlikleri, polikistik over sendromu (PKOS), premenstural sendrom ve impotansı (cinsel güçsüzlük) içerir.

Obezite ve Fazla Kilo
Endokrinologlar, fazla kilolu ve obez hastaları, metabolik ve hormonal problemler nedeniyle araştırıp tedavi ederler. Obez kişilerde çok fazla vücut yağı vardır. Tiroid, adrenal, over ve hipofiz bozuklukları obeziteye sebep olabilir. Endokrinologlar ayrıca, obeziteyle ilişkili insülin direnci ve genetik problemleri değerlendirir ve tedavi ederler.

Hipofiz Bezi
Hipofiz sıklıkla vücudun ana salgılayıcı bezi olarak isimlendirilir çünkü diğer salgı bezlerinin kontrolü ondadır. Hipofiz birkaç önemli hormon üretir. Hipofiz hormonlarının fazlalığı ya da azlığı, infertilite, menstural bozukluklar, büyüme bozuklukları (aşırı büyüme veya kısa boy), kortizol dengesizlikleri (şişmanlık veya zayıflık), prolaktin fazlalıklarına yol açabilir. Endokrinologlar bu durumları ilaçlarla kontrol ederler ve cerrahiye ihtiyaç duyan hastaları yönlendirirler.

Büyüme
Çocuklar ve yetişkinler yeterli büyüme hormonu olmamasından etkilenirler. Pediatrik endokrinologlar, kısa boy ve diğer büyüme bozukluklarına yol açan endokrin bozuklukları olan çocukları tedavi ederler. Büyüme hormonu eksikliği olan yetişkinler duygusal stres ve halsizlik yaşarlar. Bu kişiler için güvenli ve etkili büyüme hormonu tedavisi mevcuttur.

Hipertansiyon
Hipertansiyon, yüksek kan basıncı demektir ve kalp hastalığı için bir risk faktörüdür. İnsanların %10’undan fazlası, adrenal bezde sentezlenen bir hormon olan, aldosteronun fazlalığı nedeniyle yüksek kan basıncına sahiptir. Bu vakaların yaklaşık yarısının cerrahi ile tedavi edilebilecek hastalıkları vardır. Metabolik sendrom veya nadir bir adrenal bozukluk olan feokromositoma da hormon dengesizliğine yol açarak hipertansiyona neden olabilir. Tüm bu durumlar başarılı bir şekilde tedavi edilebilir.

Lipid Bozuklukları
Lipid bozukluğu olan hastaların normal vücut yağ (kolesterol) seviyelerini sağlamakta sorunları vardır. En sık rastlanan lipid bozuklukları; kolesterol fazlalığı, trigliserid fazlalığı, yada koruyucu kolesterol (HDL Kolesterol) düşüklüğüdür. Bu yağ seviyelerinin yüksekliği, kalp (koroner) hastalığı, felç ve perifer damar hastalıkları (bacaklardaki dolaşım sorunları) ile ilişkilidir. Endokrnologlar, lipid bozuklukları ile ilişkili olabilecek, hipotiroidizm (tiroid hormon azlığı), ilaç kullanımı (kortizon gibi), genetik veya metabolik durumları saptamak için eğitim almışlardır. Lipid bozuklukları özel yönetim gerektiren diyabet, metabolik sendrom, polikistik over sendromu (PKOS) ve obezite gibi durumlarla birlikte bulunabilir. Özel diyetler, egzersiz ve ilaçlar hiperlipidemi ve diğer lipid bozukluklarını tedavi etmek için uygulanabilir.

Çocuk Kardiyoloji branşında anne karnındaki bebeğin kalbinden başlayarak, 18 yaş bitimine kadar olan fetüs, bebek, çocuk ve ergen kalp hastalıklarının tanı, tedavi ve takibi yapılmaktadır. Bu hastalıklar arasında daha çok doğuştan kalp hastalıkları (delikler, darlıklar), sonradan gelişen kalp hastalıkları (romatizmal kapak hastalıkları, enfeksiyöz hastalıklar) ve kalp ritmi bozuklukları bulunmaktadır.

Hastalarımız sıklıkla kalpte üfürüm duyulması, morarma, çabuk yorulma, göğüs ağrısı, çarpıntı, baş dönmesi, bayılma (senkop) ya da yüksek tansiyon gibi yakınmalarla polikliniğimize başvurmaktadır. Hastalarımızın büyük kısmında elektrokardiyografi (EKG), telekardiyografi ve ekokardiyografi (EKO) gibi yöntemlerle tanı konulabilmektedir. Anne karnındaki bebek kalbi ise “fötal EKO” ile değerlendirilmektedir. Gerekli durumlarda efor testi, HOLTER monitörizasyonu, kalp kateterizasyonu, anjiografi ve diğer yöntemler uygulanmaktadır. Aynı zamanda spor yapan çocukların kalp hastalığı riski açısından değerlendirilmeleri yapılmaktadır. Ayrıntılı bilgi için lütfen aşağıdaki başlıklara göz atınız.

KALBİN YAPISI

Kalp dört odacıktan oluşur. Üst kısımda olup toplardamarların açıldığı odacıklara atrium (kulakçık), alt kısımda olup kanı vücudumuza pompalayan odacıklara ise ventrikül (karıncık) denir. İki atrium arasındaki duvar atriyal septumdur, bu duvarda doğuştan bulunan deliklere atriyal septal defekt (ASD) denir. İki karıncık arasındaki duvar ise ventriküler septumdur, burada bulunan deliklere ise ventriküler septal defekt (VSD) denir.

Sağ atrium ve sağ ventrikül arasındaki kapağa triküspit kapak, sol atrium ve sol ventrikül arasındaki kapağa ise mitral kapak denir. Sağ ventrikülden çıkan büyük atardamar pulmoner arterdir ve kirli kanı (oksijen miktarı düşük) akciğerlere pompalar. Sol ventrikülden çıkan büyük atardamar ise aortadır ve temiz kanı (oksijen miktarı yüksek) tüm vücudumuza pompalar. Sağ ventrikül ile pulmoner arter arasında pulmoner kapak, sol ventrikül ile aort damarı arasında aort kapağı bulunur.

KALBİN ÇALIŞMASI

Bir çocuk kalbi günde ortalama 100.000 ile 150.000 arasında atar. Bu sayı çocuğun kalp hızına göre değişir. Kalp hızı vücudun ihtiyacına göre belirlenir. Çocuk uyuyorsa vücudun gereksinimi az olduğu için kalp hızı yavaşlar, çocuk hareketliyken ve egzersiz yaparken vücudun oksijen gereksinimi arttığı için kalp hızlanır. Bazı kalp ritim bozukluklarında ise kalp hızı olması gerekenden çok düşük veya yüksek olabilir.

Kalbimiz her kasıldığında (kalp atımı) içindeki kanı vücudumuzun tüm organlarına pompalar. Bu kan tüm hücrelerimize dağılır. Sağ karıncık vücudumuzdan gelen kirli kanı (oksijeni düşük kan) pulmoner arter aracılığıyla akciğerlere pompalayarak orada oksijenlenmesini sağlar. Bu arada kandaki karbondioksit hava yollarına geçerek dışarıya atılır. Akciğerde oksijenlenmiş kan sol kulakçığa döner. Sol kulakçıktan mitral kapak aracılığıyla sol karıncığa geçer. Sol karıncık yüksek oksijenli kanı aort kapağı aracılığıyla aortaya pompalar. Aorta temiz kanı tüm vücudumuza dağıtır. Organlarımız tarafından kullanılan kan toplardamarlarla sağ kulakçığa döner. Kan sağ kulakçıktan triküspit kapak aracılığıyla sağ karıncığa geçer ve tekrar akciğerlere pompalanır. Bu böylece devam eder.

DOĞUŞTAN KALP HASTALIKLARI

Doğuştan kalp hastalıkları, hamileliğin erken dönemlerinde ortaya çıkan, bebek doğduğu andan itibaren kalbinde bulunan yapısal hastalıklardır. Her doğan 1000 bebekten yaklaşık olarak sekizinde doğuştan kalp hastalığı görülür. Anne, baba veya yakın akrabalarda doğuştan kalp hastalığı varsa doğacak bebekte risk daha yüksektir. Çok çeşitleri olmakla birlikte büyük kısmını kalp odacıklarını ayıran duvarlardaki delikler, kalp kapaklarındaki ve damarlardaki darlıklar oluşturur. Bazı durumlarda ise kalpteki bir odacığın, kapağın, damarın hiç gelişmemiş olması gibi daha ağır hastalıklar söz konusudur. Delikler büyüklükleri, sayıları ve yerleşim yeri itibarıyla; darlıklar lokalizasyonu, hafif-orta-ağır darlık olmaları itibarıyla birbirlerinden çok farklılık gösterirler.

DOĞUŞTAN KALP HASTALIKLARI NEDEN OLUŞUR?

Doğuştan kalp hastalıkları hamileliğin çok erken dönemlerinde, organların henüz oluşmaya başladığı haftalarda gelişir. Büyük kısmında neden bilinmemektedir. Bir kısmının kalıtsal olduğu bilinmekle birlikte çok az hastalıkta genlerle ilişki gösterilmiştir. Bazı genetik hastalıklarda (Down sendromu, Turner sendromu) doğuştan kalp hastalığı görülme riski yüksektir. Annenin hamileliğin ilk üç ayında bebeğe zarar verebilecek ilaçlar kullanması, infeksiyon geçirmesi (kızamıkçık gibi), radyasyona maruz kalması doğuştan kalp hastalıklarına neden olabilir. Çoğu zaman aile öyküsü araştırıldığında doğuştan kalp hastalığına yol açabilecek bir neden bulunamaz. Bu nedenle doğuştan kalp hastalıklarının kalıtsal nedenler ve çevresel faktörlerin etkisiyle ortaya çıktığı genel olarak kabul edilir. Anne karnındaki bebekte kalp hastalığı olup olmadığı “Fötal Ekokardiyografi” dediğimiz ultrasonografik yöntemle araştırılabilir (bkz. Fötal Ekokardiyografi).

DOĞUŞTAN KALP HASTALIKLARININ BELİRTİLERİ NELERDİR?

Doğuştan kalp hastalıkları çok çeşitlidir. Bir kısmında hiçbir belirti olmaz veya belirtiler çok hafiftir, bir kısmı ise çok ağır seyirli olabilir. Ağır kalp hastalıkları ilk birkaç ay içinde, hatta ilk birkaç günde belirti verirler. Bu belirtiler bebekte morarma, beslenme güçlüğü, emerken yorulma, hızlı soluk alıp verme, nefes darlığı, kilo alamama veya sık solunum yolu enfeksiyonu (zatürre, bronşit) geçirme şeklinde ortaya çıkabilir. Daha büyük çocuklarda çabuk yorulma, çarpıntı, göğüs ağrısı ve bayılma görülebilir. Bazı hastalıklarda ise hastada hiçbir belirti yoktur veya önemsizdir, yalnızca muayene sırasında “kalpte üfürüm” duyulması ile başvururlar.

DOĞUŞTAN KALP HASTALIKLI ÇOCUKLAR NELERE DİKKAT ETMELİDİR?

Doğuştan kalp hastalıklarının çok çeşitli oldukları ve hastalığa yönelik özel izlem gerektirebileceği unutulmamalıdır. Bununla birlikte çoğu zaman alınan genel önlemler aynıdır. Kalbin enfeksiyondan (infektif endokardit) korunması için bazı özel girişimsel durumlarda çocuğun antibiyotik kullanması gerekir. Korunma gereken bu durumlar, antibiyotik dozu ve uygulama zamanı izleyen hekim tarafından aileye anlatılarak ellerine “İnfektif Endokarditten Korunma” kılavuzu verilir (bkz. İnfektif Endokardit).

Doğuştan kalp hastalığı bulunan çocukların büyük kısmında aktivite kısıtlaması gerekmez. Aksine çocuğun psikolojik yönden desteklenmesi ve kalp performansının iyileştirilmesi için spor ve aktivite desteklenmelidir. Bazı hastalıklarda ise çocuğa “yarışma” gibi aşırı efor gerektiren aktiviteler yapması yasaklanır. Bu durumları kesinlikle çocuğu takip eden çocuk kalp hastalıkları uzmanı belirlemeli ve çocuk gereksiz yere spordan uzak tutulmamalıdır. Çünkü önlemler hastalığın türüne ve ağırlığına göre belirlenir. Bu çocuklar daha az efor gerektiren aktivitelere yönlendirilirler.

Doğuştan kalp hastalıklı çocuklar tüm sağlıklı çocuklar gibi aşılarını yaptırmalıdır. Bazı özel durumlarda diğer sağlıklı çocuklardan farklı ek koruyucu aşıların uygulanması gerekebilir. Çocukların beslenmesi aynı sağlıklı çocuklarda olduğu gibidir ve genel beslenme kurallarını içerir. Bebeğin kalp hastalığından dolayı kilo alması yetersizse kalori düzeyi yüksek mamalarla veya besinlerle beslenmesi önerilir. Bazı özel durumlarda diyet gerekebilir. Çocuklar genellikle normal eğitimlerine devam ederler. Bazı hastalarda aktivite kısıtlaması gerekebilir. Okulda merdiven çıkmaması veya giriş katında eğitim yapması, beden eğitimi derslerine katılmaması gibi önlemler alınarak çocuğun okula devamı sağlanabilir.

Çocuklar düzenli olarak çocuk kardiyolojisi uzmanı tarafından izlenmelidir.

İNFEKTİF ENDOKARDİT NEDİR?

İnfektif endokardit kalbin iç zarının, kapaklarının veya damarlarının enfeksiyonudur (iltihaplanma). Kalp hastalığı olmayanlarda çok nadir görülmekle birlikte, kalp hastalığı bulunan çocuklarda risk artar. Enfeksiyona yol açan mikroorganizmalar çoğu zaman ağız içinde yaşayan bakterilerdir. Bu bakteriler normal koşullarda sağlıklı kişilere zarar vermezler. Kalp hastalığı olan çocuklarda ise kana karıştıkları zaman çok tehlikeli kalp enfeksiyonlarına yol açabilirler. Bu nedenle kalp hastalarında ağız hijyeni ve diş bakımı çok önemlidir. Kalp hastalığı bulunan çocuklar düzenli olarak dişlerini fırçalamalı ve diş hekimi kontrollerine gitmelidir. Bu çocuklara, kana bakteri bulaşma riski bulunan durumlarda koruyucu antibiyotik vermek gerekir. Bu riskli durumlar arasında; kanamaya yol açabilecek ağız ve diş girişimleri, bademcik ve geniz eti ameliyatları, idrar yolları ve üreme organı ameliyatları sayılabilir. İnfektif endokarditten korunmak için ailelere verilen kitapçıkta riskli durumlar, önerilen antibiyotik dozu ve uygulama zamanı ile ilgili ayrıntılı bilgiler bulunur.

ÜFÜRÜM NEDİR?

Kalp ve damarlardaki kan akışının yol açtığı, hekimin muayene sırasında kalbi dinlerken duyduğu “üfleme” şeklindeki seslerdir. Doğuştan ve sonradan gelişen kalp hastalıklarının hemen hemen tümünde kan akımının bozulması nedeniyle üfürüm duyulur. Bununla birlikte çocuklarda en sık karşılaşılan üfürümler kan akımında bir bozukluk olmadan duyulan üfürümlerdir. Bu üfürümlere “masum üfürüm”, “normal üfürüm” gibi isimler verilir. “Masum üfürüm” kalpte bir hastalık olmadığını en iyi ifade eden terim olduğu için sıklıkla kullanılır. Deneyimli bir hekim çoğu zaman duyduğu üfürümün masum olup olmadığını ayırt edebilir. Üfürüm masum ise ileri bir tetkik yapılmasına gerek yoktur. Hekim üfürümün niteliği konusunda emin olamadıysa hastayı bir Çocuk Kalp Hastalıkları Uzmanına yönlendirmelidir. Bazı durumlarda üfürümün masum olup olmadığını muayene ile ayırmak güç olabilir, bu durumlarda uygulanacak ekokardiyografi tanıyı kesinleştirmedeki en etkin yöntemdir.

FÖTAL EKOKARDİYOGRAFİ NEDİR?

Bebek kalbinin anne karnında iken ultrasonografi ile görüntülenmesidir. Ultrasonografi tıp alanında uzun yıllardır güvenle kullanılan, ses dalgaları aracılığıyla yapılan bir görüntüleme yöntemidir. Bebeğe ve anneye bilinen bir zararı yoktur. Bebek kalbi ideal olarak hamileliğin 16-18. haftalarından itibaren izlenebilir. En iyi görüntüleme genellikle 20 ve 24. haftalar arasında yapılır. Hangi gebelere fötal ekokardiyografi yapılması gerektiği aşağıda özetlenmiştir:

-Kadın Hastalıkları ve Doğum doktorunun yaptığı ultrasonografik incelemede bebeğin kalbinden herhangi bir şekilde şüphe etmesi,

-Ailede (anne, baba, kardeşler ve yakın akrabalarda) doğuştan kalp hastalığı olması (bu durumlarda bebekte risk artar),

-Anne adayında şeker hastalığı olması veya gebelikte ortaya çıkması,

-Annede bağ dokusu hastalığı, fenilketonüri olması,

-Annenin gebeliğin ilk 3 ayında bebeğin organlarına zarar verebilecek bir durumla karşılaşmış olması (ilaç, alkol, bazı enfeksiyonlar, radyasyon gibi),

-Bebekte kromozom bozukluğu (Down sendromu vb) saptanması veya şüphelenmesi,

-Bebeğin diğer organlarında (böbrek, beyin, mide-barsak, iskelet, dudak-damak) anormal bir durum saptanması,

-Bebekte ense kalınlığının yüksek bulunması,

-Bebek kalp hızının israrlı yüksek veya düşük olması, ritim bozukluğu saptanması,

-Bazı durumlarda ileri yaş gebeliklerde (35 yaş üzeri), çoğul (ikiz, üçüz) gebeliklerde ve tüp bebek gebeliklerde fötal ekokardiyografi önerilmektedir.

İşlem:

Fötal ekokardiyografi ultrasonografi cihazı ile anne karnı üzerinden yapılan ağrısız bir işlemdir ve bilinen bir zararı yoktur. Bebek kalbinin görüntüsü bebeğin haftasına, büyüklüğüne, pozisyonuna, bebeğin eşinin (plasenta) yerleşimine, annenin yapısına (zayıf-kilolu) ve cihazın kalitesine göre değişir.

Ekokardiyografik çalışma yaklaşık olarak 15-30 dakika sürer. Görüntü kalitesinin iyi olmadığı durumlarda veya kompleks bir anomaliden şüphe edilen hastalarda bu süre uzar. Bazı doğuştan kalp hastalıklarının anne karnında tanısı kolaydır fakat bazı durumlarda kesin tanı koymak çok zor olabilir. Bazı hastalıklarda lezyonun ağırlığı gebelik devam ettikçe artabilir, bu durumlarda işlemin belirli aralıklarla tekrar edilmesinde fayda vardır. Bu yöntemle bebeğe anne karnında doğru tanı koyma şansı görüntü kalitesine bağlı olmak üzere % 65 ile % 90 arasında değişmektedir.

Fötal ekokardiyografide bir hastalık saptanmışsa çoğu zaman müdahele gerektirmez ve doğumdan sonra bebeğe ekokardiyografi yapılarak izlenir. Bazı kalp hastalıklarında ise durum daha ağırdır ve cerrahi veya girişimsel yöntemlerle erken dönemde müdahele gerekir. Bu gruptaki hamilelerin doğumlarını bebeğe müdahele edilebilecek donanımlı bir merkezde yapmaları önerilir ve bebek için gerekli hazırlıklar yapılır. Bazı nadir kalp hastalıklarında ise durum çok ağırdır ve bu hastalarda cerrahi veya girişimsel yöntemlerle tam düzeltme yapmak mümkün değildir. Bu guruptaki bebeklerin ailelerine hastalık hakkında bilgi verilerek gebeliğin sonlandırılması önerilmektedir. Konuyla ilgili bilginin mutlaka çocuk kalp hastalıkları uzmanı tarafından ve kalp damar cerrahı ile birlikte verilmesi gerekir. Ailenin kararına göre gebelik sonlandırılır veya devam ettirilir.

Bazı kalp hastalıklarında ise anneye ilaç tedavisi verilerek anne karnındaki bebeğin tedavisi yapılabilir.

AKUT ROMATİZMAL ATEŞ NEDİR?

Akut romatizmal ateş halk arasında kısaca “kalp romatizması” veya sadece “romatizma” olarak bilinir. Romatizmaya çocuklarda farenjit ve tonsillite (bademcik iltihabı) neden olan A grubu beta hemolitik streptokoklar (kısaca beta) yol açar. Boğaz enfeksiyonu geçiren çocuk uygun dozda ve sürede antibiyotik almazsa romatizmaya yakalanma riski ortaya çıkar. Tedavi olan hastalarda risk çok azdır. En sık 5-15 yaş arasındaki çocuklarda görülür. Boğaz enfeksiyonundan yaklaşık olarak 2-3 hafta sonra bulgular ortaya çıkar. Başlıca etkilerini kalp, eklem, cilt ve beyinde gösterir. Genellikle göze çarpan ilk bulgu eklemlerde (diz, ayak ve el bileği) şişlik, ağrı, sıcaklık artışı ve hafif kızarıklıktır. En önemli etkisini ise kalpte gösterir. Kalp kapaklarında hasara ve işlev bozukluğuna yol açar. Bazı çocuklarda ise beyin tutulumuna bağlı yüz, el, kol ve bacaklarda istemsiz, anormal hareketler (Kore), davranış bozuklukları ve huy değişiklikleri görülebilir. Cilt bulguları nadirdir. Hastalar tanı aldıkları anda tedaviye başlanılarak izleme alınmalıdır.

ROMATİZMAL KALP HASTALIĞI DÜZELİR Mİ?

Hafif olan kalp kapak hastalıkları erken dönemde zamanla düzelebilir, fakat çoğu zaman hasar kalıcıdır.

HER BOĞAZ ENFEKSİYONU ROMATİZMAYA YOL AÇAR MI?

Yalnızca A grubu beta hemolitik streptokokların yol açtığı boğaz enfeksiyonları romatizmaya yol açar. Diğer viral ve bakteriyal boğaz enfeksiyonlarından sonra romatizma gelişmez. Ayırım için boğaz kültürü alınmalı veya diğer ayırıcı tetkikler yapılmalıdır. Streptokoklara bağlı boğaz hastalıklarında tipik olarak boğaz ağrısı, yutma güçlüğü, ateş ve boyunda ağrılı şişlikler göze çarpar. Bazen bulgular daha hafif olabilir, bu durumda hastanın tanı alması güçleşir.

ROMATİZMAL ATEŞ GEÇİREN ÇOCUK NELERE DİKKAT ETMELİDİR?

Bir kez romatizmal ateş geçiren çocuğun tekrar beta enfeksiyonu geçirmesi halinde hastalığının tekrar etme riski çok yüksektir. Bu nedenle romatizmal ateş geçiren çocukların tekrar aynı enfeksiyona yakalanmalarını önlemek amacıyla korunmaya alınması şarttır. Bu korunma düzenli verilen antibiyotiklerle hastanın uzun süreli korunması esasına dayanır. 3 Haftada bir kas içi enjeksiyon şeklinde penisilin veya her gün ağızdan antibiyotik verilerek çocuk hastalığın tekrarından korunur. Koruma süresi, kalp tutulumu varsa hayat boyu, kalp tutulumu yoksa 21 yaşına kadardır.

Doğuştan kalp hastalıklarında olduğu gibi romatizmal kalp hastalıklarında da kalpteki hasarlı kapağın enfeksiyon riski vardır. Bu nedenle hastalar ağız hijyenine, diş temizliğine ve sağlığına dikkat etmelidirler (bkz. İnfektif Endokardit). Kalp kapak hastalığının ağırlığına göre egzersiz kısıtlaması ve diyet uygulamak gerekebilir.

ÇOCUKLARDA GÖĞÜS AĞRISI

Göğüs ağrısı daha çok yetişkinlerde görülen bir yakınmadır. Kalp krizinin çok önemli bir bulgusu olduğu için toplum tarafından iyi bilinen ve önem verilen bir durumdur. Çocuklarda da göğüs ağrısı görülür, hatta baş ağrısı ve karın ağrısından sonra çocuklardaki en sık 3. sıradaki ağrı göğüs ağrılarıdır.

Çocuklarda göğüs ağrısının başlıca sebebi göğüs duvarındaki kas iskelet sistemine ait ağrılardır. Bundan başka akciğer hastalıkları, astım, mide-yemek borusu hastalıkları, kalp hastalıkları ve psikolojik nedenlerle de çocuklarda göğüs ağrıları görülebilir. Bunlardan en önemlisi kalp hastalıklarının oluşturduğu ağrılardır. Bu hastalıklar çoğu zaman kalp kasından veya kalp kasını besleyen koroner arterlerden köken alır. Koroner arterler çocukta doğuştan yanlış olarak gelişmişse veya damarlarda tıkanıklık, bası varsa kalp kası beslenemez ve aynı erişkinlerde olduğu gibi göğüs ağrısı ortaya çıkar.

Yetişkinlerin aksine çocuklardaki göğüs ağrısı nadiren kalp damar hastalıklarına bağlıdır. Fakat eğer göğüs ağrısının nedeni kalp-damar sistemi ise bu hastalıklar çok ağır sonuçlar doğurabileceği için erkenden tanı ve tedavi edilmelidir. Özellikle egzersiz sırasında ya da egzersiz sonrasında ortaya çıkan göğüs ağrıları, birlikte bayılma, çabuk yorulma, çarpıntı yakınması olan çocuklara mutlaka kalp hastalıkları açısından ileri incelemeler yapılmalıdır.

ÇOCUKLARDA BAYILMA

Beyin kan akımının aniden azalması sonucu gelişen geçici bilinç kaybına bayılma (senkop) denir. Sağlıklı çocuk ve ergenlerde sıktır. Öyle ki ergen çağa gelmiş çocukların yarısı en az bir kez baygınlık geçirmiştir. Aile için korkutucu bir durum olmasına rağmen çoğu zaman önemli bir hastalığa işaret etmez. Çocuklarda görülen bayılmaların büyük kısmını “basit bayılma” (vazovagal senkop) dediğimiz otonom sinir sistemi aktivasyonu sonucu gelişen bayılmalar oluşturur. Bu tip bayılmalar daha çok ani ağrı, aşırı kaygı, aşırı heyecan, uzun süre ayakta durma, kan görme ve sıcakta kalma gibi durumlarda görülür ve kısa sürelidir.

Bazı bayılmalar ise çok önemli bir kalp hastalığının bulgusu olabilir. Bazı kalp kası hastalıklarında, doğuştan kalp hastalıklarında ve kalp ritmi bozukluklarında (düşük kalp hızı veya yüksek kalp hızı) çocuklarda bayılma görülebilir. Egzersizle ortaya çıkan baş dönmesi ve bayılmalar, göğüs ağrısı ve çarpıntı ile birlikte görülen bayılmalar, çabuk yorulma öyküsü, ailede bayılma-ani ölüm öyküsü olması durumlarında kalp ve damar sistemi dikkatlice araştırılmalıdır.

Bayılma öncesinde hastalarda baş dönmesi, halsizlik, görmede bulanıklık, bulantı hissi ve sıcak basması görülebilir. Baygınlık sonucu düşme sırasında hastanın vücudunda yaralanmalar ortaya çıkabilir. Kalp dışı nedenlerle gelişen basit bayılmalarda hastayı bacakları yukarıda olacak şekilde yatırmak çoğu zaman yeterlidir. Genellikle ilk müdahaleden sonra birkaç dakika içinde hasta kendine gelir. Basit bayılma dışındaki bayılmalarda tedavi yöntemleri altta yatan hastalığa göre değişir.

SPOR YAPAN ÇOCUKLARDA KALP SAĞLIĞININ DEĞERLENDİRİLMESİ

Bilindiği üzere sportif aktiviteler kalp üzerine normalin çok üstünde yük bindirmektedir. Bu nedenle normal hayatında yakınması olmayan çocukların özellikle ağır, yorucu sportif aktiviteler sırasında kardiyak sorunları ortaya çıkabilmektedir. Özellikle basında çıkan “sportif aktiviteler sırasında görülen çocuk-genç ölümleri” haberleri nedeniyle ailelerin bu konudaki duyarlılığı son yıllarda giderek artmaktadır. Halk arasında “kalp krizi” olarak değerlendirilen bu tabloların çocuklarda çok farklı nedenleri olabilmektedir ve erişkinlerdeki kalp krizi ile benzerliği yok denecek kadar azdır. Genellikle kalp kası hastalıkları, bazı doğuştan kalp hastalıkları, ameliyat olmuş bazı kalp hastalıkları ve ritim bozukluğu olan bazı çocukların spor yapması önerilmez. Bu nedenlerden ötürü özellikle yorucu, ağır spor yapan çocukların yılda bir kez kalp sağlığı açısından uzman bir hekim tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir.

Birçok farklı konuyu kapsayan bilim dalı, özellikle organizmaların bağışıklık sistemlerinin sağlıklı oldukları veya hastalıklı oldukları durumlardaki hâli ve fizyolojik işlevleri ile çocukların  bağışıklık sistemlerinin uygunsuz bir şekilde işlemesi sonucu oluşan immünolojik bozuklukları (örneğin otoimmün bozukluklar) kapsamaktadır.

Çocuk İmmünoloji Ünitesi ve Doku Tiplendirme Laboratuvarı’nın görevleri:

Kemik iliği ve kök Hücre nakil merkezinin ihtiyaç duyduğu HLA tiplendirmelerini, kök hücre analizlerini ve ihtiyaç duyulan immünolojik temelli testleri güncel metotları kullanarak gerçekleştirmek ve bu merkeze immünoloji konusunda destek sağlamak.

Solid organ transplantasyonları alanında çağdaş anlamda ve uluslararası düzeyde hizmet verebilecek bir nakil merkezinin ihtiyaç duyduğu HLA tiplendirmelerini, lenfosit cross-match analizlerini ve ihtiyaç duyulan immünolojik temelli testleri güncel metotları kullanarak gerçekleştirmek ve bu merkeze immünoloji konusunda destek sağlamak.

İmmünoloji alanında ortaya çıkan gelişmeleri en kısa sürede hastaneye aktararak hastalara çağdaş, hızlı ve güvenilir sağlık hizmeti sunmak.

İmmünolojik temelli hastalıkların tanı ve tedavilerinin uluslararası düzeyde yapılmasını sağlamak, bu amaçla immünoloji polikliniğinin hizmetlerini yürütmek.

Ortaya çıkabilecek bağışıklık sistemi ile ya da bulaşıcı hastalık salgınları ile ilgili sorunların zamanında, güvenilir ve en hızlı şekilde aşılması için gerekli tedbirleri tüm grup hastanelerine sunmak.

Çocuk yaş grubunun yoğun bakım ihtiyaçları, erişkinlerin veya yeni doğanların yoğun bakım ihtiyaçlarından farklıdır. Ünitemizde pediyatrik hastalıkların yoğun bakım gerektiren tanı ve tedavileri uzman hekimler tarafından, en uygun teknik donanım ile gerçekleştirilmekte, yaşları 28 gün ile 18 yaş arasında değişen, yaşam bulguları risk altında olan kritik hasta çocuklar 24 saat kesintisiz izlenmektedir. Çocuk yoğun bakım ünitemizdeki röntgen cihazıyla hastaların x-ray görüntülemeleri ünite içerisinde ve yatak başında yapılabilmekte, gerektiğinde mobil ekokardiyografi ve ultrasonografi cihazlarıyla da ileri tetkikleri yapılmaktadır. Çocuk yoğun bakım uzman ekibi 7 gün 24 saat medical hizmetten çok daha fazlasını içeren ilgi, deneyim ve bağlılıkla, çocuk yaş grubu içindeki hastaların yoğun bakım süreçlerini üstlenmektedir.

  • İzole ve tekli odalar
  • Hasta başı röntgen – ultrasonografi – ekokardiyografi
  • Extracorporeal tedaviler (hemodiyafiltrasyon, plasma değişimi, ECMO – Extracorporeal membrane oxygenation)
  • Pediyatrik böbrek ve karaciğer nakli sonrası izlem
  • Pediyatrik kalp ve damar cerrahisi sonrası izlem

Çocuk Nöroloji Bölümümüzde 0-18 yaş aralığını kapsayan çocukluk döneminde gözlemlenen beyin, kas ve sinir sitemi hastalıklarının tanı, tedavi ve takibi yapılmaktadır. Çocukların beyin ve sinir sistemi bağlantıları gelişmesini sürdürdüğü için beynin hasarlanmaya hassasiyeti ve tedaviye cevabı erişkinlerden farklıdır, bu nedenle ayrı bir uzmanlık gerektirir.

 

Çocuk Nöroloji Bölümümüzde muayenenin yanı sıra EEG, MRG, kraniyal ultrasonografi, bazı metabolik testler, gelişimsel değerlendirme testleri kullanılmaktadır.

 

Çocuk Nörolojisi’nin uzmanlığı içinde yer alan alanlar:

Epilepsi (sara) ve ateşli havaleler

Prematüre (erken doğmuş) ve riskli bebeklerin nörolojik takibi

Baş ağrısı, baş dönmesi

Serebral palsi (Beyin felci)

Hipotonik (gevşek) bebekler

Hareket bozuklukları

Nöromotor gelişimde gerilik

Otizm ve yaygın gelişimsel bozukluklar

Dil gelişiminde gerilik

Öğrenme güçlükleri

Doğumsal/sonradan oluşan felçler

Kas ve periferik sinir sistemi hastalıkları

Stereotipik (tekrarlayıcı) hareket bozuklukları ve tik bozuklukları

Deri Kanserlerinden sonra önemli hastalıklar arasında bulunan, mantar, akne tedavisi ve takibi, alerjik egzamalar, ben takibi gibi konularda bölümlerimizin uzmanlık alanlarıdır. Tüm hastanelerimizde oluşturulan dermatoloji ekiplerimiz özellikle deri kanserlerinin erken tanı ve tedavisine yönelik oldukça başarılı sonuçlar elde etmektedirler.

Hizmetlerimiz

KLİNİK KAPSAM

·         Mantar hastalıkları

·         Sedef hastalığı (Psoriasis)

·         Egzamalar

·         Saç ve tırnak hastalıkları

·         Frengi, bel soğukluğu gibi zührevi hastalıklar

·         Deri kanserleri

·         Doğum lekeleri

·         Saç dökülmeleri

·         İlaç alerjileri

·         Ergenlik sivilceleri

·         Genetik geçişli deri hastalıkları

·         Sağlıklı deri bakımı

İşlemler

Akne ve Sebore Tedavisi

·         Deride yağlanma, kepeklenme ve sivilcelerin tedavisi

Saç Hastalıklarının ve Tüylenme Tedavisi

·         Saç dökülmesi nedenlerinin araştırılması ve tedavisi

·         Erkek tipi saç dökülmesinin tedavisi

·         Saç, mantar hastalıkları ve pelat tedavisi

·         Aşırı tüylenme nedenlerinin araştırılması

·         Lazer epilasyon

Derinin Mantar Hastalıklarının Tedavisi

·         Gövde, kasık ve ayak mantar hastalığının tanısı, tedavisi ve koruyucu tedbirler hakkında hastaların bilgilendirilmesi

Tırnak Hastalıklarının Tedavisi

·         Tırnağın mantar hastalıkları, kırılma ve tırnak kalınlaşmalarının, tırnak batması ve diğer tırnak hastalıklarının tedavisi

Alerjik Deri Hastalıklarının Tedavisi

·         Kurdeşen (ürtiker) tedavisi ve nedenlerinin araştırılması

·         İlaç döküntülerinin tedavisi

·         Böcek sokmalarının tedavisi

·         Bebek ve çocuk hastalarda “atopik ekzema” tedavisi

·         Temas alerjilerinin (kontakt dermatit) tedavisi

·         Kozmetik alerjilerinin tedavisi

·         Güneş alerjisi ve tedavisi

·         Ağız İçi Hastalıkların Tedavisi

·         Behçet hastalığı, aft, dil mantarı ve diğer hastalıklarının tedavisi

Derinin Paraziter Hastalıklarının Tedavisi

·         Saç biti, vücut biti ve uyuz tedavisi

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıkların Tedavisi

·         Tüm cinsel yolla geçen deri hastalıklarının tedavisi

·         Frengi tedavisi

·         Cinsel bölgede yerleşen siğil ve uçuk tedavisi

Deri Kanserlerinin Tedavisi

·         Deri kanserleri hakkında hastanın bilgilendirilmesi

·         Melanoma teşhisi ve tedavisi

Diğer Deri Hastalıklarının Tedavisi

·         Sedef hastalığı tedavisi

·         Hamilelik dönemi ve çocukluk çağı deri hastalıklarının tedavisi

·         Derinin büllöz (içi sıvı dolu kabarcıkla seyreden) hastalıklarının tedavisi

·         Deride abse ve diğer iltihabi hastalıkların tedavisi

·         Derinin viral döküntülü hastalıklarının (kızıl, kızamık, kızamıkçık,su çiceği, zona hastalığı vb) tedavisi

Deri Cerrahisi

Biyopsi alınması ve erken evre deri tümörlerinin çıkarılması
Benlerin ve et benlerinin çıkarılması
Siğil, et benleri ve molluskumda donma tedavisi (Kriyoterapi), yakma (Elektrokoterizasyon) ve Laser tedavileri
Tırnak sorunlarının cerrahi tedavisi
Aşırı Terleme Tedavileri
Tıbbi tedaviler ile aşırı terlemenin azaltılması
Botox uygulamaları
Kozmetik Dermatoloji
Kozmetik ürünlerle oluşan deri sorunlarının tedavisi
Kozmesötik ürün danışmanlığı
Kimyasal peeling uygulamaları

·         Jessner peeling

·         TCA peeling

·         Glikolik asit peeling

·         AFA peeling

·         Amelan® peeling

Deri lekelerinin tedavisi

Botilinum toksin ( Botox®, Dysport®) uygulamaları

·         Kırışıklık tedavisi

·         Aşırı terleme tedavisi

·         Dolgu maddesi enjeksiyonları ile krışıklık tedavisi

Endokrin Sistem Nedir?
Endokrin sistem iç salgı bezlerinin oluşturduğu bir sistemdir. İç Salgı bezleri hormon sentez ve salgısı yapan organlardır. Hormonlar vücudumuzdaki değişik aktiviteleri kontrol eder. Hormonların farklı tipleri, üreme, metabolizma, büyüme ve gelişmeyi kontrol eder. Hormonlar ayrıca çevremize verdiğimiz tepkiyi de kontrol eder ve vücudumuzun fonksiyonları için gerekli uygun miktarda enerji ve besini sağlamaya yardımcı olurlar. Endokrin sistemi oluşturan salgı bezleri, hipotalamus, hipofiz, tiroid, paratiroid, pankreas, yumurtalıklar (Kadında overler, erkekte testisler), böbreküstü bezi, yağ dokusu, ve endotel (damar iç duvarını döşeyen hücreler)dir.

Endokrinolog Nedir?
Endokrinolog endokrin sistem hastalıklarıyla uğraşan doktordur. Endokrinologlar salgı bezlerini etkileyen hastalıkların tanısını koyarlar. Genellikle karmaşık olan ve vücudumuzdaki birçok sistemi içeren hastalıkları nasıl tedavi edeceklerini bilirler.

Endokrinologlar Ne Yaparlar?
Endokrinologlar hormon dengesizliği ve problemlerine tanı ve taki ve tedavi eder. Homronal hastalıklar çok çeşitlidir, örneği: Diyabet, Tiroid hastalıkları, Metabolik bozukluklar, Hormonların fazla ya da az üretimi, Menopoz, Osteoporoz, Hipertansiyon, Yağ metabolizması ile ilgili hastalıklar, İnfertilite (Kısırlık), Büyüme geriliği (Boy kısalığı), Salgı bezlerinin tümörleri, Şişmanlık…

Endokrinologlar salgı bezlerinin nasıl çalıştığını değerlendirmek için bazı testler isteyebilirler.

Endokrinologlar Ne Tip Bir Tıp Eğitimi Alırlar?
Endokrinologlar altı yıllık tıp fakültesini bitirirler ve sonrasında dört veya beş yıllık iç hastalıkları ihtisas programını tamamlarlar. Üç yıl da hormon hastalıklarına nasıl tanı koyacaklarını ve tedavi edeceklerini öğrenmek için geçirirler. Toplam olarak bir endokrinoloğun eğitimi 13 yıldan fazla zaman almaktadır.

En Sık Endokrin Hastalıklar ve Bozukluklar Nelerdir?
Endokrin sistemin hastalıkları ve bozuklukları çeşitli değişik alanlarda gruplandırılabilir. Endokrinolojinin ana alanları aşağıda açıklanmıştır.

Diyabet
Diyabeti olan hastaların kanlarında çok fazla şeker vardır. Son çalışmalar kan şekeri kontrolünün diyabetin yol açabileceği ciddi problemleri önlemeye yardımcı olabileceğini göstermiştir. Bu problemler gözler, böbrekler ve sinirlerle ilgilidir ve kan şekeri ayarı iyi olmayan hastalarda körlüğe, böbrek yetersizliğine ,dialize veya gangrenlere yol açabilirler. Endokrinologlar, diyabeti diyet ve ağızdan alınan ilaçlar veya insülinle edavi ederler. Kan şekerini kontrol edebilmek için hastalarla birlikte çalışırlar ve hastaları izlerler böylece de gelişebilecek sağlık problemlerini önleyebilirler.

Tiroid
Tiroid bozukluğu olan hastaların sıklıkla enerji seviyeleriyle ilgili problemleri vardır. Bunun yanında kas sertliği, duyu bozuklukları , kilo kontrolü ve sıcak veya soğuğa karşı toleransla ilgili problemleri de olabilir. Endokrinologlar tiroidin fazla veya az çalışmasından kaynaklanan tiroid hormonu fazlalığı (hipertiroidi) veya düşüklüğü (hipotiroidi) olan hastaları tedavi ederler. Hastaların hormon dengesini sağlamaya ya tiroid hormonu vererek ya da fazla hormonu bloke ederek yardımcı olurlar. Endokrinologlar ayrıca tiroid nodüllleri, tiroid kanseri ve büyümüş tiroid dokusunu (guatr) tedavi etmek için de eğitim alırlar.

Kemik
Kemikleri yumuşatan erişkinde osteomalazi (çocuklukta Raşitizm) ve osteoporoz, kalsiyum dengesini bozan ve osteoporoz geliştiren paratiroid hastalıkları endokrinologların tanı koyup tedavi ettikleri kemik hastalıklarıdır. Osteoporoz iskeleti zayıflatan bir hastalıktır. Kemik dokuyu bazı hormonların koruyucu bazı hormonların bozucu etkisi vardır. Hormon seviyeleri anormal olduğunda, kemikler kalsiyum kaybedip zayıflayabilir. Kadınlarda menopoz ve erkeklerde testis fonksiyonlarının kaybı ve yaşlanma, sizi kemik kırıkları için riskli bir duruma getirebilir.

Üreme / Kısırlık
Dünyada yaklaşık her on çiftten biri çocuk sahibi olamamaktadır. Endokrin araştırmaları binlerce çiftin çocuk sahibi olmasına yardımcı olmuştur. Endokrinologlar infertiliteye sebep olabilecek hormon bozukluklarına tanı koyarlar ve tedavi ederler. Hormon verilmesi gerereken hastalarla çalışırlar. Endokrinologların üreme endokrinolojisinde tedavi ettikleri problemler, menopoz şikayetleri, adet düzensizlikleri, polikistik over sendromu (PKOS), premenstural sendrom ve impotansı (cinsel güçsüzlük) içerir.

Obezite ve Fazla Kilo
Endokrinologlar, fazla kilolu ve obez hastaları, metabolik ve hormonal problemler nedeniyle araştırıp tedavi ederler. Obez kişilerde çok fazla vücut yağı vardır. Tiroid, adrenal, over ve hipofiz bozuklukları obeziteye sebep olabilir. Endokrinologlar ayrıca, obeziteyle ilişkili insülin direnci ve genetik problemleri değerlendirir ve tedavi ederler.

Hipofiz Bezi
Hipofiz sıklıkla vücudun ana salgılayıcı bezi olarak isimlendirilir çünkü diğer salgı bezlerinin kontrolü ondadır. Hipofiz birkaç önemli hormon üretir. Hipofiz hormonlarının fazlalığı ya da azlığı, infertilite, menstural bozukluklar, büyüme bozuklukları (aşırı büyüme veya kısa boy), kortizol dengesizlikleri (şişmanlık veya zayıflık), prolaktin fazlalıklarına yol açabilir. Endokrinologlar bu durumları ilaçlarla kontrol ederler ve cerrahiye ihtiyaç duyan hastaları yönlendirirler.

Büyüme
Çocuklar ve yetişkinler yeterli büyüme hormonu olmamasından etkilenirler. Pediatrik endokrinologlar, kısa boy ve diğer büyüme bozukluklarına yol açan endokrin bozuklukları olan çocukları tedavi ederler. Büyüme hormonu eksikliği olan yetişkinler duygusal stres ve halsizlik yaşarlar. Bu kişiler için güvenli ve etkili büyüme hormonu tedavisi mevcuttur.

Hipertansiyon
Hipertansiyon, yüksek kan basıncı demektir ve kalp hastalığı için bir risk faktörüdür. İnsanların %10’undan fazlası, adrenal bezde sentezlenen bir hormon olan, aldosteronun fazlalığı nedeniyle yüksek kan basıncına sahiptir. Bu vakaların yaklaşık yarısının cerrahi ile tedavi edilebilecek hastalıkları vardır. Metabolik sendrom veya nadir bir adrenal bozukluk olan feokromositoma da hormon dengesizliğine yol açarak hipertansiyona neden olabilir. Tüm bu durumlar başarılı bir şekilde tedavi edilebilir.

Lipid Bozuklukları
Lipid bozukluğu olan hastaların normal vücut yağ (kolesterol) seviyelerini sağlamakta sorunları vardır. En sık rastlanan lipid bozuklukları; kolesterol fazlalığı, trigliserid fazlalığı, yada koruyucu kolesterol (HDL Kolesterol) düşüklüğüdür. Bu yağ seviyelerinin yüksekliği, kalp (koroner) hastalığı, felç ve perifer damar hastalıkları (bacaklardaki dolaşım sorunları) ile ilişkilidir. Endokrnologlar, lipid bozuklukları ile ilişkili olabilecek, hipotiroidizm (tiroid hormon azlığı), ilaç kullanımı (kortizon gibi), genetik veya metabolik durumları saptamak için eğitim almışlardır. Lipid bozuklukları özel yönetim gerektiren diyabet, metabolik sendrom, polikistik over sendromu (PKOS) ve obezite gibi durumlarla birlikte bulunabilir. Özel diyetler, egzersiz ve ilaçlar hiperlipidemi ve diğer lipid bozukluklarını tedavi etmek için uygulanabilir.

Enfeksiyon hastalıkları birimi erişkin kişilerde, vücudumuzun herhangi bir bölgesinde veya herhangi bir organımızda bakteri ve virüslerin yol açtığı hastalıklarla ilgilenmektedir.

Gripten menenjite, idrar yolu enfeksiyonlarından hepatitlere, ishaller, besin zehirlenmeleri ve parazit hastalıklarına kadar çok geniş bir hastalık gurubu enfeksiyon hastalıklarının alanına girmektedir. Ayrıca yüksek ateşle seyreden enfeksiyon dışı hastalıkların da ayrım ve değerlendirilmeleri daha sonra hastaların ilgili bölümlere yönlendirilmeleri de enfeksiyon hastalıkları biriminin işlerindendir.

Enfeksiyon Hastalıkları birimi aynı zamanda hastane enfeksiyonlarını kontrol etmek, izlemek, bu enfeksiyonları en aza indirmek için gerekli çalışmaları yapmakta; hasta, hasta yakınları ve ilgili personele bu konuda eğitimler vermektedir. Enfeksiyon kontrol çalışmalarında antibiyotiklerin bilinçli, uygun ve etkin kullanılması da ayrı bir yer tutmaktadır.

Ellerimiz hayatımızı idame ettirmede, günlük rutin işlerimizi yapmamızı sağlayan ve üretkenliğimize en büyük katkısı olan vazgeçilmez organımızdır. Ne yazık ki bu kadar önemli olan organımız hayatımızın herhangi bir döneminde yaralanabilmekte ya da bazı hastalıkların seyri sırasında zarar görmektedir.

El ve mikro cerrahi, parmak ucundan başlayıp omuza kadar uzanan üst ekstremitemizin her türlü hastaklıkları ve özellikle iş ve meslek kazaları sonrası ortaya çıkan yaralanmalarda vücut bütünlüğünü korumayı kendine amaç edinen ve çok az merkezde bulunan bir bilim dalıdır.

Sanayi sektöründe her yıl binlerce kaza olmakta ve bu kazalar neticesinde insanlar doğru yerde tedavi edilmediklerinden kalıcı sakatlıklar ve iş gücü kayıpları oluşmaktadır.

Medical Park Hastaneler Grubu Fizik Tedavi Bölümleri, ayaktan gelen veya yatarak tedavi görmekte olan, fizik tedavi ve /veya rehabilitasyon endikasyonu olan hastalara, güncel, etik ve uluslararası standartlara uygun hizmet vermeyi hedeflemektedir.

Muayene odaları, fizyoterapi odaları ve egzersiz salonlarımızdan oluşan, son sistem cihazlarla donatılmış olan fizik tedavi ve rehabilitasyon bölümümüzde, deneyimli uzman doktorlarımız ve fizyoterapistlerimizden oluşan ekibimiz ile poliklinik, servis ve yoğun bakım hastalarına hizmet vermektedir.

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon’un uğraşı alanı olan, çeşitli hastalıklar veya yaralanmalar nedeniyle, vücudun çeşitli kısımlarının fonksiyonlarının yitirildiği veya tehdit edildiği durumlarda, hastaların yaşam kalitesini geliştirmek amaçlanmaktadır.

Temel olarak hastalarımızın bağımsız hareket potansiyellerinin arttırılması, ağrılarının giderilmesi, maksimum hareket kabiliyetinin kazandırılması için modern rehabilitasyon teknikleri uygulanmaktadır.

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümleri’nde, ortopedik rehabilitasyon kapsamında, spor yaralanmalarının rehabilitasyonu, kırık sonrası rehabilitasyon, menüsküs ameliyatı sonrası rehabilitasyonu, protez ameliyatı geçirmiş hastaların rehabilitasyonu gibi alanlarda hizmet verilmektedir.

Kas hastalıklarının rehabilitasyonla tedavisi kapsamında, eklem problemlerinin önlenmesi veya eklem kısıtlılığının açılması, bel ve boyun ağrılarının tedavisi, romatizmal hastalıkların rehabilitasyonu gibi alanlarda uluslararası fizyoterapi protokolleri ile tedavisi yapılmaktadır.

Nörolojik rehabilitasyon alanında, kas, tendon ve sinir yaralanmaları sonrası fizik tedavi ve rehabilitasyon, tam veya kısmi felçli, omurilik yaralanmalı hastaların ve serebral palsi rehabilitasyonu hizmetleri verilmektedir.

Romatizmal hastalıkların tanı ve medikal tedavisi sonrasında eklem kontraktürlerinin önlenmesi ve fonksiyon kayıplarının azalması için özellikle romatodit artrit ve ankilozan spondilitli hastalarda hastaya göre düzenlenen fizik tedavi ve rehabilitasyon programları uygulanmaktadır.

Osteoporoz ve dejeneratif eklem hastalıklarının rehabilitasyonu, fibromiyalji sendromu ve miyofasiyal ağrı sendromu, çene eklemi hastalıkları, omurga eğriliği (Skolyoz) tedavisi, solunum rehabilitasyonu, kardiyak rehabilitasyon, vertiga rehabilitasyonu, el yaralanmaları için Mikrocerrahi ameliyatları sonrası rehabilitasyonu, özellikle kadınlarda obstetrik ve üro-jinekolojik fizyoterapi uygulamaları yapılmaktadır.

Eklem içi enjeksiyon, yumuşak doku injeksiyonları, kas iskelet sistemi hastalıklarında PRP uygulaması, nöralterapi, mezoterapi, kuru iğ ile ağrı tedavisi ,gibi geniş bir yelpazede fizik tedavi ve rehabilitasyon hizmetleri de sunulmaktadır.

Serebral palsi, beyin felci ve omurilik yaralanması sonrasında gelişen spastisitelerde (kas spazmı) BOTOX (Botilinum Toksin) uygulaması bu alanda tecrübeli Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon uzmanı tarfından uygun hastalarda yapılmaktadır.

MANUEL TERAPİ NEDİR?

Bel, boyun, sırt ağrıları ve daha birçok kas iskelet sistemi problemlerinde el ile uygulanan manuel terapi; etkili ve ağrısız bir yöntemdir. Eklem, kas, yumuşak doku ve birçok myofasyal yapılara el ile uygulanan, kendine özgü spesifik tekniklerden oluşan bir tedavi yaklaşımıdır. Fizik tedavi içerisinde özel bir yeri olan bu yöntem pek çok kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarında ve omurga ağrılarında etkili ve emniyetli bir uygulamadır.

Spazma giren adele, blokaja giden eklem, basıya maruz kalan sinir, gerginleşen ve sertleşen her myofasyal yapı vücutta ağrı oluşturabilecek ve kişiyi günlük yaşamında ciddi derecede rahatsız edebilecek sebeplerdendir. Manuel terapide; vücuttaki anatomik ve fizyolojik işleyiş dikkate alınarak, bu yapıların işleyişindeki bu tür bozukluklar giderilmeye çalışılır. Yani vücuda herhangi bir ilaç verilmeden dokuların yeniden sağlıklı çalışması hedeflenir. Kendine özgü ; mobilizasyon, manuplasyon, germe, gevşetme ve kas-enerji teknikleri ile dokulara fonksiyonları yeniden kazandırılır. Etkili, ağrısız ve herhangi bir yan etkisi olmayan bu yöntem başlıca ;

• Bel ve boyun fıtığı

• Omurganın kas ve faset eklem ağrıları

* Miyofasiyal ağrı sendromu

• Donuk omuz, impingement sendromu, rotator cuff yırtıkları

• Kol ve bacakta görülen sinir sıkışmaları

• Kalça ve sacroiliak eklem ağrıları

• Dizin menisküs ve bağ yaralanmaları

• Kırık sonrası gelişen eklem kısıtlılıkları

• Boyun kaynaklı baş ağrıları gibi pek çok durumda güvenle uygulanabilir. – Medical Park Göztepe Hastanesi – Fzt. Mevlüt OLUK

LENF SİSTEMİ NEDİR?

Lenfatik sistem; interstisyel sıvıdan kan dolaşımına sıvı transferi sağlayan ve immün sistem ile beraber çalışarak yabancı cisimlere karşı koruyucu filtre görevi gören bir sistemdir.

LENF ÖDEM NEDİR?

Lenfödem doğuştan (primer) veya sonradan edinilen (sekonder) lenf sıvısının doku içinde anormal toplanması ve lenf sisteminde meydana gelen yetersizlik sonucunda sıvı birikimidir.

Sonradan gelişen (sekonder) lenfödem çeşitli faktörlerin etkisiyle açığa çıkar. Meme kanseri tanısıyla mastektomi yapilan lenf nodüllerinin alınmış ve radyoterapi uygulanmis hastalarda lenfödem görülebilir.

Tekrarlı enfeksiyonlar, kronik venöz (toplardamar) yetmezlik, lipödem, travmatik yaralanmalar sekonder lenfödeme neden olabilir.

Lenfödem tedavi edilmesi gereken ve ihmal edildiği taktirde ilerleyebilecek bir hastalıktır. Hastalık kolda el üstünde veya bacakta ayak bileğindeki şişliklerle başlar. Tedaviye başlanmazsa şişlikler daha geniş alanlara yayılır ve cilt yapısında bozulmalara neden olur. Halk arasında fil hastalığı olarak da bilinen bu hastalığın vakit kaybetmeden tedavisine başlanmalıdır.

MANUEL LENF DRENAJ VE BANDAJLAMA

Lenfatik sistemde, bloke olmuş lenf kanallarının uyarılması,birikmiş lenf sıvısının özel tekniklerle lenf nodüllerinden geçişini ve ödemli uzuvda lenf sıvısının akışının sağlanmasıdır. .Manuel lenf drenajı ile, sıvı akışı yavaşlamış lenf yolları aktif hale getirilerek, lenfatik sistemin yeniden çalışması sağlanır. Sonrasında bandajlama yöntemi uygulaması yapılır. Gereken durumlarda bası giysisi uygulanabilir. Manuel lenf drenaji klasik masaj ile karıştırılmamalıdır, bu drenajın özgün uygulama teknikleri vardır ve bu konuda eğitim almış fizyoterapistler tarafından uygulanmalıdır.

CİLT VE YARA BAKİMİ

Lenfödemli kol veya bacakta cilt bakımına özen gösterilmelidir.

El ve ayakta mantar oluşumunu önlemek için pudra kullanılabilir.

Kesik, yanık, sıyrık enfeksiyona neden olabilir.

Ödemli koldan enjeksiyon yapılmamalı, kan alınmamalı, tansiyon ölçülmemelidir.

Zorlayıcı aktiviteler yapılmamalıdır.

Sıcak ve güneşten uzak durulmalıdır

Dar giysiler yerine rahat giysiler tercih edilmelidir.

BANDAJ VE BASI GİYSİSİ

Manuel lenf drenaj ile ödemi boşaltılan bölgenin yeniden şişmesini önlemek amacıyla bandajlama yapılır. Kullanılan bandaj materyalleri minimum elastikiyette ve hastaya özgü olmalıdır. Hasta uygulamayı takiben 24 saat bandajlı kalmalıdır. Bu uygulama ödem tamamen azalana kadar devam ettirilmelidir. Sonrasında hasta mevcut durumu korumak için kendisine özel yapılan bası giysisi kullanmalıdır.

EGZERSİZ

Kişiye özel egzersiz programi hazirlanmalıdır.Egzersıze solunum egzersızlerı ıle başlanmalıdır. Solunum egzersizleriyle lenfatik akım artmaktadır. Bunun yanında yüzme , yürüyüş (basi giysileri giyilerek), su içi egzersizler, yoga yapilabilcek sporlardandir.

Göğüs Hastalıkları Bölümü’nün tedavi alanına giren hastalıkların başında Akciğer Kanseri, Astım, Alerji, Bronşit, Pnömoni, Plorezi, Sarkoidoz, Pnomotorax, Pulmoner Emboli’dir. Bu hastalıkların tanısı için tüm hastanelerimizde bulunan ileri radyolojik görüntüleme tekniklerinin yanı sıra, Solunum Fonksiyon Laboratuvarı, alerji testleri, Bronkoskopi cihazı gibi olanaklar da hastalarımıza çağdaş tedavi hizmetlerinin sunulmasında hekim kadromuza destek vermektedir.

ERKEN TANI ÖNEMLİ

Hastalığın ilerlemiş olduğu olgularda uzun süren öksürük, balgam ve özellikle yürüyüş ve yokuş tırmanmakla oluşan nefes darlığı en sık görünen yakınmalardır. Hastalık sinsi seyirli olduğundan bazen ileri evrelere ulaşıncaya kadar hasta tarafından hissedilmeyebilir. Öte yandan erken evrelerde hiçbir yakınma gelişmeyebilir. Bu nedenle 40 yaş üstü, sigara içmiş ya da içmekte olan veya meslek icabı sosyal ortam gereği tozlu ortamlarda bulunan kişilerde müzmin seyirli öksürük, balgam ve nefes darlığı yakınmalarında en az birinin bulunması halinde kişinin bir göğüs hastalıkları uzmanına görünüp solunum fonksiyon testini yaptırması gerekmektedir.

DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

Sigaranın bıraktırılması, çevresel ve mesleki sigaraya maruz kalmanın kontrol, uzun süreli tedavi, ani başlayan atakların tedavisidir. KOAH’ı kontrol altına almak için yapılması gerekenler; doğru beslenme, doktor kontrolünde düzenli egzersiz programı, düzenli uyku ve sigaradan uzak ortamlardır.

KOAH Nedir?

KOAH ın özellikle sigara içimi veya zararlı toz partiküllerinin solunmasıyla ortaya çıkan kronik zorlu tedavi süreçleri içeren yaygın bir hastalıktır ve KOAH ölüm nedenleri arasında 4.sırada yer almaktadır.

KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) nefes yollarında mikrobik olmayan bir iltihaplanmaya bağlı oluşan ilerleyici bir akciğer hastalığıdır. KOAH’ın nedenleri:

1- Mesleki zararlı gazlar, tanecikler(mikro parçacık) solunması.

2- Etkin biçimde sigara kullanımı.

3- Hava kirliliğidir.

KOAH HASTALIĞININ BELİRTİLERİ

1- Öksürük

2- Balgam çıkarma

3- Kan tükürme

4- Soluk darlığı

5- Göğüste tıkanma

6- Hırıltılı solunum

7- Kanın oksijen doymuşluğunda azalma

8- Kalp yetmezliğine bağlı, ayaklarda şişmedir.

KOAH HASTALIĞININ VÜCUDA ETKİLERİ

1- Hava yolları daralır, yani akciğerlere daha az hava girer.

2- Hava yollarının duvarları kalınlaşır ve şişer.

3- Hava yollarının çevrelerindeki kaslar kasılır.

4- Hava yollarının içinde balgam artması tıkanıklara neden olur.

5- Alveol içindeki hava tıkanıklıktan dolayı geri boşalamaz, göğsümüzü sıkışık hissederiz.

Genel cerrahi, vücutta sistemik ve yerel sorunların cerrahi yöntemlerle tedavisi yanında, genel prensipler (yara iyileşmesi, yaralanmaya metabolik ve endokrin cevap gibi) konuları içeren ve gelişimleri açısından pek çok cerrahi ve temel tıp dalını etkilemiş bir teknik disiplindir.

Cerrahi kelimesi Latince’de ‘chirurgiae’ teriminden köken almakta ve ‘el işi’ anlamına gelmektedir. Cerrahi, tıbbın en eski dallarından biri olup ilaçla ya da diğer tedavi yöntemleriyle iyileştirilemeyen hastalıkların, yaralanmaların, vücuttaki yapı bozukluklarının ameliyatla onarılması ya da hastalıklı organın kesip çıkarılarak doğal ve uygun şekline dönüştürülmesi esasına dayanır.

Ameliyat türleri çoğunlukla organ veya bağlı bulunduğu sistemin adı ile anılmaktadır. Guatr (tiroid bezi), meme, yemek borusu (özofagus), mide, ince barsak, kalın barsak, rektum, anüs, fıtıklar, karaciğer, safra kesesi, safra yolları, endoskopik ve laparoskopik cerrahi girişimleri Genel Cerrahi alanına girmektedir. Sistemlere göre ayrıldığında ise; guatr ameliyatları, meme ameliyatları, yemek borusu, mide, onikiparmak barsağı, ince barsak, kalın barsak, rektum ve anüs bölgesi ameliyatları, karaciğer ve fıtık ameliyatları Genel Cerrahi’nin kapsamına girer. Genel Cerrahi bazı olgularda sadece ameliyat ile değil koruyucu hekimlik ile ameliyattan korunmayı da hedefler.

Genel Cerrahi Bölümü, ilgi alanın genişliği nedeni ile birçok disiplin ile işbirliği içinde ve eş güdümlü olarak çalışmaktadır. Genel Cerrahi hastalarının büyük bölümünü çeşitli tipte kanser vakaları oluşturur. Bu hastalar için tanı, ameliyat ve sonraki tedavi aşamalarının planlanmasında Gastroenteroloji, Radyoloji/Girişimsel Radyoloji, Patoloji, Medikal ve Radyasyon Onkolojisi ile işbirliği içinde çalışılmaktadır.

Genel Cerrahi’nin bir diğer ilgi alanı da travmatolojidir. Travmalı hastalarda sıklıkla çoklu organ sistemi yaralanmalarının var oluşu nedeniyle Ortopedi, Nöroşirurji, Üroloji, Kalp ve Damar Cerrahisi bölümleri ile birlikte hareket edilmektedir. Özellikle şiddetli çoklu organ yaralanmalarında, tüm bu tıp dallarının eşgüdümünü Genel Cerrahi Bölümü üstlenmektedir.

Hastanelerimizin Genel Cerrahi Bölümleri’nde toplum sağlığının geliştirilmesi konusundaki sosyal sorumluluk bilinciyle, kalınbağırsak kanseri ve meme kanserinin erken tanısı için tarama ve detaylı takip programları da yapılmaktadır.

Medical Park Hastaneler Grubu’nun Göz Hastalıkları Bölümleri’nde rutin bir göz muayenesinin ilk adımını hastanın görme sorunuyla ilgili şikayetlerinin dinlenmesidir. Şikayetlerin özelliklerine göre rutin bir göz muayenesinde öncelikle, dış görünüm itibariyle kaşlar, göz kapakları ve gözlerin bakış pozisyonu gözlenir. Bilgisayarlı ORM (Otorefraktometre) ve retinoskop yardımıyla hastanın refraksiyon kusuru ölçülür. Her iki gözün gözlüksüz ve gözlüklü görme keskinlikleri tespit edilir. Biomikroskopi muayenesinde kirpikler, konjoktiva, kornea ve gözün diğer ön segment elemanları dikkatlice muayene edilir. Ardından göz tansiyonları ölçülür.

Kırma Kusurları (Refraksiyon)

Işık ve cisimlerin görüntüleri gözün saydam tabakası (kornea) ve lens tabakasında kırılarak retina üzerinde görme noktasına ulaşırlar. Normal bir gözde dışarıdan gelen ışınlar kornea ve lenste kırılarak görme merkezine düşerek net görüntüyü sağlar.

Kırma kusuru ile birlikte korneada, lenste, görme tabakasında veya görme sinirinde bozukluklar meydana gelebilir. Kırma kusuru olan kişiler her yıl düzenli göz ve göz dibi muayenesinden geçmelidir.

Kırma kusurlarının en önemli belirtileri görme azlığı gözlerde ağrı ve rahatsızlıktır. Uzağı görememe (miyopi), yakını görememe (hipermetropi), gözün yatay ya da dikey kırıcılarının farklı olması (astigmatizma) ve yaşa bağlı yakını görememe bozukluğu (presbiyopi) kusurlara verilen adlardır.

Kırma kusurları olan kişiler net görebilmeleri için çeşitli alternatifler vardır. Uygun gözlük, lens ya da excimer lazer tedavisiyle kırma kusurları düzelebilir. Göz muayenesi ile retina dekolmanı, hipertansiyon, beyin tümörü ve vücuttaki çeşitli hastalıklara ait belirtiler saptanabilir.

 

Katarakt ve Tedavisi (Facoemülsifikasyon)

Katarakt gözün içinde bulunan doğal merceğin saydamlığını kaybetmesidir. % 90 oranında yaşa bağlı ortaya çıkar ama bebekler dahil her yaş grubunda görülebilir. Ağrısız görme kaybı, kamaşma veya ışığa duyarlılığın artması, renklerde soluklaşma ve sararma, gece görüşün bozulması kataraktın sık rastlanan belirtilerindendir.

Kataraktın tek tedavisi ameliyattır. Hastanelerimizde dünyada geliştirilen son yöntem FAKO (Facoemülsifikasyon) tekniği ile katarakt ameliyatı yapılmaktadır. Göz içine konulan merceğin kalitesi ve cinsi ameliyat başarısını etkileyen en önemli faktörlerdendir. Hastanelerimizde FDA (Amerika Sağlık Bakanlığı) onaylı asferik dizaynlı özel kaplama ve filtreler içeren  göz içi mercekleri kullanılmaktadır.

Hastanın tercihine göre uzak-yakın uyumlu (multifocal / trifocal) göz içi mercekleri de kullanılabilmektedir.

 

Glokom ve Tedavisi (Göz Tansiyonu)

Glokom, göz içi sıvısını dışarı boşaltan kanallarda yapısal olarak tıkanıklık oluşması sebebiyle sıvının yeterli miktarda boşalmaması ve buna bağlı olarak göz içi basıncının yükselmesi sonucu oluşur. Yükselen göz basıncı görme sinirine hasar verir ve sinir ölümüne neden olur. Sinsice ilerleyerek hiçbir belirti vermeyen göz tansiyonu yükselmesi, ani körlüğe neden olabilen hastalıktır. Görme bulanıklığı, şiddetli göz ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma ve hareli görme glokomun bulguları arasındadır.

Doktorunuz tarafından yapılan düzenli göz muayenesi glokomun saptanması için en etkili yöntemdir. Glokom nedeniyle gözde gerçekleşen görme kaybı geri döndürülemez. Damla tedavisi, lazer cerrahisi (argon lazer) ve cerrahi müdahaleler daha ileri kayıpların meydana gelmesini engellemek için uygulanır. Görme siniri durumunu belirlemek için tetkik yöntemleri olarak Optical Coherence Tomography (OCT), Nerve Fiber Analyzer (NFA) , korneal pakimetri ve bilgisayarlı görme alanı uygulanmaktadır.

Pediatrik Oftalmoloji

Kliniklerimizden bazılarında kullandığımız Pediatrik Otorefraktometre çocukların muayenesini kolaylaştırmıştır. Ölçüm için hastanın sadece metre uzaklıktan ışıklı bir diske bakması yeterli olacaktır. Yeni doğanda, 1 yaşında ve 3 yaşında rutin muayeneler gerekmektedir. Özellikle ailesinde göz bozukluğu olan çocukların için, erken teşhis ve tedavide yapılan muayenelerin faydası büyüktür.

Şaşılık

Bir noktaya bakarken gözlerin paralellik durumunun bozulmasına şaşılık denir. Şaşılığın nedenleri; gözlük ihtiyacı olupta kullanılmaması, gözü hareket ettiren kaslardaki anormallik, konjenital ve nörolojik problemler olabilir.

Kayma Paternleri:

İçe kayma (Esotropya)
Dışa kayma (Ekzotropya)
Aşağı Kayma (Hipotropya)
Yukarı Kayma (Hipertropya)

Şaşılık tedavisinde amaç görmenin arttırması baş pozisyonunun çift görmenin düzeltilmesi, göz hareketlerinin sağlanması ve estetik yakınmaların giderilmesidir. Cerrahi yöntemlerle şaşılık tedavi edilir.

Oküloplastik Cerrahi

Göz kapağının içe veya dışa dönmesi, göz etrafındaki kırışıklıkların düzeltilmesi, alt kapaktaki torbaların giderilmesi, göz yaşı kanal tıkanıklığının operasyonları, göz kapaklarının doğuştan, yaşlılığa bağlı ya da travma sonucu oluşan şekil bozuklarının giderilmesi, protez göz yapımı ve göz tümörlerini tedavisi ile ilgili branştır.

 

Retina Hastalıkları

Retina, Vitreus ve Maküla Nedir?

Retina, ışığa duyarlı milyonlaca hücreden oluşan görüntünün algılanmasını sağlayan ve göz küresinin arka duvarını kaplayan sinir hücreleri tabakasıdır. Algınanan görüntü görme siniriyle beyne ulaştırılır ve görme sağlanır. Göz küresi Fotograf makinasına benzetilirse retina ışığın düştüğü sensördür. Bu sensörün, merkezi ve keskin görmeyi sağlayan en ortadaki bölümü maküla olarak adlandırılır. Göz küresini dolduran ve yumurta akı kıvamındaki sıvıya da vitreus adı verilmektedir. Retina ve vitreus hastalıkları sıklıkla birbirleri ile ilişki halindedir.

 

 

Sık Görülen Retina Hastalıkları Nelerdir?

·         Şeker hastalığına bağlı diabetik retinopati

·         Retina yırtığı ve retina dekolmanı

·         Yaşa bağlı maküla dejenerasyonu (sarı nokta hastalığı)

·         Maküla deliği

·         Epiretinal membran (Maküler pucker)

·         Retinal ven tıkanıklıkları

·         Retinal arter tıkanıklıkları

·

Retina Muayenesinde Hangi Tetkik ve Testler Kullanılır?

·         Fundus Floresein Anjiografi (FFA)

·         Optik Kohorens Tomografi (OCT)

·         Ultrasonografi (USG)

·

Retina hastalıklarının tedavisinde kullanılan yöntemler

 

VİTREORETİNAL CERRAHİ

Gözün içinde, göz boşluğunu dolduran vitreus denen jel kıvamındaki şeffaf  yapı ve retina ile ilgili ameliyatlardır. Çeşitli nedenlerle (travma, şeker hastalığı, üveit, göz içi kanamaları gibi) vitreus bozulmakta ve görme kaybı gelişebilmektedir. Vitreus içinde zarlar oluşmakta retinada çekintiler yaparak retina yırtıkları ve retina dekolmanına sebep olabilmektedir. Ayrıca merkezi görmeyi sağlayan makulada delikler ve makula yüzeyinde ince zarlar oluşabilmektedir. Bütün bu bozuklukların tedavisi cerrahidir. Bu cerrahide göze girilerek, mikroskop altında ve retina görüntüleme sistemleri yardımıyla vitreus özel aletlerle göz boşluğunda yenerek yerine dengeli özel solusyonlar konmakta , kanamalar durdurularak , retina yüzeyinde oluşan zarlar soyularak temizlenmekte, dekolman olgularında retina altında biriken sıvı boşaltılarak retina yapışması sağlanmaktadır. Bu bir mikrocerrahidir. Operasyon sırasında lazer, zarları boyamak için çeşitli boyalar ve silikon, gaz gibi tampon maddeler kullanılmaktadır. Bu operasyonlar dikişsiz olarak yapılmakta, ve operasyon ile anatomik ve fonksiyonel  düzelme sağlanabilmektedir.

İNTRAVİTREAL  ANTİVEGF UYGULAMALARI

Diabetik retinopati ve Yaş tip Yaşa bağlı makula dejenerasyonu ( sarı nokta hastalığı )gibi durumlarda  anti-VEGF adı verilen göz içi ilaç uygulamaları yapılır. 4-6 hafta aralıklarla uygulanır.

Enfeksiyon riskini en aza indirmek için ameliyathane ortamında yapılır. Göz damlalarla uyuşturulduğu için genelde ağrısızdır. Bazı hastalar kısa süreli hafif bir batma hissedebilir.

ARGON LAZER FOTOKOAGULASYON UYGULAMALARI

Diabetik maküler ödem veya yeni damar oluşumları (proliferatif diabetik retinopati) , retinal yırtıklar saptanmış ise lazer tedavisi de önemli bir  tedavi yöntemidir. Arzu edilen göz içi kanaması olmadan yapılmasıdır. Göz içi kanaması fazla ise yapılamayabilir.

 

KORNEA NAKLİ ( KERATOPLASTİ )

Kornea nedir?
Kornea gözün dış tabakasının en önünde yer alan, şeffaf yapıda ve kubbe şeklinde bir dokudur. Bu şeffaf yapının hemen arkasında gözün rengini veren iris yer alır. Korneanın başlıca iki görevi vardır. Birincisi, gözün içindeki yapıları korumak, ikincisi ise dışarıdan gelen ışığı kırarak retina adı verilen ve görmeyi sağlayan sinir tabasına net bir şekilde odaklamaktır. Gözün en yüksek kırıcılığı kornea tabakasındadır, bu yüzden korneadaki bir bulanıklık veya şekil bozukluğu görmeyi ileri derecede bozar.

Kornea nakli ne demektir?
Kornea nakli, şeffaflığını yitirmiş ya da şekli bozulmuş kornea dokusunun çıkarılarak yerine ölüden alınan sağlıklı kornea dokusunun yerleştirilmesi ameliyatıdır. Göz nakli halk arasında yerleşmiş yanlış bir ifade olarak kornea nakli yerine kullanılmaktadır. Bugünkü tıbbın imkanları içinde gözde nakli yapılan kornea tabakasıdır. Göz küresinin nakli söz konusu değildir.

Kornea nakli neden yapılır?
Normalde şeffaf ve damarsız olan kornea dokusu, değişik sebeplerle, yara dokusunun oluşmasıyla ya da ödem (şişme) nedeniyle bulanıklaşabilir. Korneanın bulanıklaşması, gelen ışığın düzgün kırılamamasına ve görmenin azalmasına neden olur. Bazı durumlarda bulanık kornea ile beraber şiddetli ağrı da olabilir. Kornea nakli görmeyi düzeltmek, ağrıyı azaltmak ya da göz bütünlüğünü korumak için yapılabilir.

Hangi durumlarda kornea nakli gerekebilir?
– Göz cerrahisi sonrası korneanın şeffaf kalmasını sağlayan hücreler hasar görürse ve kornea bulanıklaşırsa
– Korneanın kubbe şekli bozulursa, örneğin konikleşirse (keratokonus)
– Kalıtsal geçiş gösteren bazı kornea hastalıklarında
– Enfeksiyon nedeni ile korneada yara dokusu ve yeni damarlanma olursa (örneğin, Herpes -uçuk virüsü- keratiti sonrası)
– Kazalar nedeniyle kornea bulanıklaşırsa veya bütünlüğü ağır derecede bozulursa
– Kornea nakli sonrası vücut dokuyu reddederse

 

PREMATÜRE RETİNOPATİSİ

Prematüre Retinopatisi erken doğan bebeklerin gözlerinde görülen en önemli sağlık sorunlarından biri olarak tanımlanmaktadır. Bebeklerin gözlerindeki damarlar, bebek doğuncaya kadar gelişir. Erken doğan bebeklerde bu gelişme tamamlanmadığı için doğduktan sonra da devam eder. Prematüre bebekleri yaşatmak için yüksek konsantrasyonlarda verilen oksijen, gözdeki damarların anormal gelişmesine sebep olabilir. Bunun sonucunda ise damarlanması tamamlanmamış bebeklerin retinalarında kısaca ROP olarak anılan, Prematüre Retinopatisi hastalığı meydana gelir. Erken dönemde tedavi edilmezse her iki gözde de körlüğe neden olur. Bu nedenle erken doğan bebeklerin muhakkak göz doktoru kontrolünden geçmesi gerekmektedir.

Prematüre Retinopatisi En Çok Hangi Bebeklerde Görülür?

Normal bir gebelik 40 hafta ya da 280 gün sürer. Eğer 37 hafta tamamlanmadan önce doğum gerçekleşirse bebek prematüre kabul edilir. 2.500 gramdan az doğan bebeklere ise düşük doğum ağırlıklı bebek denir. Bu bebeklerin üçte ikisi prematüredir.

Prematüre retinopatisinin en sık görüldüğü grup 1.000 gramın altında doğanlardır. Bu nedenle 1.500 gramın altında ve 32’inci haftadan önce doğmuş tüm bebeklerde mutlaka ROP muayenesinin yapılması gerekmektedir. Yenidoğan bebekler konusunda ROP’un erken tanısı ve tedavisi uzmanlaşmış çocuk doktorları ve oftalmalogların birlikte çalışması ile mümkündür. Ayrıca bebeklerde rastlanan akciğer, kalp damar rahatsızlıkları, ağır enfeksiyonlar ve beyinde yaşanabilecek problemler de retinopati riskini arttırmaktadır. Erken teşhiste tedavisi olup geç kalındığı zaman her iki gözde de körlüğe yol açar.

Bebeklerin Göz Muayenesi Ne Zaman Yapılmalıdır?

Doğumdan sonra 4-6 hafta arasında mutlaka göz muayenesinin yapılması gerekmektedir. Hafiften ağıra doğru beş evresi bulunan ROP tedavisinde başarı, hastalığın evresiyle ilintilidir. İlk iki evrede takip yeterli olurken, üçüncü evreden itibaren ise intravitreal anti-VEGF enjeksiyonu, lazer veya  krio tedavisine başlanılması gerekmektedir. Çünkü hastalık en iyi tedavi sonucunu üçüncü evrede vermektedir ve dördüncü ile beşinci evrelerde yapılması zorunlu cerrahi müdahalede ise başarılı sonuç elde edilememektedir. Yenidoğan tüm bebeklerin ilk bir ay içinde göz muayenesinin yapılması sadece ROP değil, birçok göz hastalığı, göz tansiyonu, göz tembelliği, gözyaşı kanalı tıkanıklığı ve şaşılık gibi zamanında tanısının konması ve başarılı tedavi olanağını sağlaması açısından da önemlidir.

Medical Park Hastaneler Grubu’nun bünyesinde hizmet veren Gastroenteroloji Bölümleri’nde, endoskopik inceleme ve işlemler için hasta konforunu ön planda tutan, hekim ve sağlık personelinin rahat çalışabileceği ideal koşullarda hazırlanmış endoskopi üniteleri bulunmaktadır.

Bölümlerimizde, sindirim sistemi kanamalarını acil olarak durdurma tedavisi, sklerozan tedavi, varis kanamaları tedavisi, gastroskopi, kolonoskopi, ERCP yöntemiyle kronik pankreatit tedavisi, safra yolu taşları ve darlıkları tedavisi, safra yollarından taş alma, tıpta polipektomi adı verilen mide ve bağırsak poliplerinin çıkartılması, ülser tedavisi, reflü hastalığının tedavisi, Crohn hastalığı, ülseratif kolit hastalığının tedavisi, safra yolları ve yemek borusuna stent yerleştirme gibi uygulamaları yapılmaktadır.

 

 

Endoskopi

Endoskopi mide ve benzeri iç organların iç kısımlarının gelişmiş optik cihazlarla doğrudan görüntülenerek incelenmesi işlemidir.

KOLONOSKOPİ

Ucunda kamera olan ince ve bükülebilir bir boru ile anüsten girilerek bütün kalın bağırsağın ve ince bağırsakların kalın bağırsağa komşu kısmının görüntülenmesi yöntemidir. Sigmoidoskopi, kalın bağırsağın anüse yakın kısmının incelenmesine verilen addır. İşlemden önce bağırsakların müshil ilacı yardımıyla temizlenmesi gerekir. Kolon (kalın barsak) kanseri tanısında en güvenilir yöntemdir. Ayrıca; polip ve benzeri kanser öncesi lezyonları saptayıp alınmasını sağlayarak hastaları kanserden korumaktadır. Kolon kanserinden korunmak için 50 yaşını aşmış herkese yapılması önerilmektedir. Yakın akrabalarında kolon kanseri olanların ise, ailedeki en genç kanserli hastanın yaşından 10 yıl önce kolonoskopi yaptırmaları gerekir. Kolon kanserlerinin büyük çoğunluğu polip denen iyi huylu tümörlerin üzerinde gelişir. Uygun zamanda yapılan kolonoskopi, kanser gelişmeden önceki aşamada poliplerin bulunup alınmasını sağlar (Polipektomi). Bu şekilde hastaları hem kanserden hem de ameliyattan kurtarır. Kalın Bağırsağından polip alınanların, polipin özelliğine göre, 1 ile 3 yılda bir takip kolonoskopiler yaptırması gerekir. Kolonoskopi, Ülseratif Kolit, Crohn Hastalığı gibi kanser dışı kalın bağırsak hastalıklarının tanı ve takibinde de kullanılır. Kolonoskopi, kalın bağırsak kanamalarının tanı ve tedavisini sağlayarak hastaları ameliyat olmaktan kurtarabilir.

ERCP NEDİR?

ERCP, safra ve pankreas kanallarındaki tıkayıcı hastalıkların teşhis ve tedavisinde kullanılan endoskopik bir girişimdir. Kelimenin açılımı “Endoskopik Retrograt Kolanjiyo-Pankreatografi” dir. Doktor, “duodenoskop” adı verilen bir endoskopi tüpünü oniki parmak barsağına göndererek karaciğer, safra kesesi, safra kanalları ve pankreastaki problemleri görüntüler, teşhis koyar ve aynı seans içinde tedavi için bir dizi işlem uygular. İşlem, bu konuda özelleşmiş gastroenteroloji uzmanı, asistan, hemşire ve anestezi uzmanından oluşan bir ekip tarafından gerçekleştirilir. ERCP başlıca safra kanalları ve pankreas kanallarının tıkanıklığını tedavi etmek için kullanılır. Böyle hastalarda genellikle sarılık, karın ağrısı ve ateş şeklinde belirtiler vardır. Bunun dışında, safra kesesi, karaciğer ve pankreasın diğer bazı bozukluklarında da kullanılmaktadır. Doktorunuz klinik belirtileriniz, kan tetkikleriniz, ultrason veya tomografi gibi testlerden elde ettiği bulgulara göre, sizin için ERCP gerekli olup olmadığına karar verecektir.

MRCP NEDİR?

“Manyetik Rezonans Kolanjiyo-Pankreatografi”nin kısaltmasıdır. Safra kanalları, safra kesesi ve pankreas kanalının MR cihazı ile görüntülenmesi anlamına gelmektedir. Elde edilen görüntü ERCP’deki ile aynıdır. MRCP girişimsel bir işlem değildir ve ERCP’de olduğu gibi uyutulma, pankreatit veya delinme gibi riskleri yoktur. MRCP sadece teşhis amacıyla kullanılır, tedavi edici yönü yoktur. Ultrason, tomografi veya MRCP ile teşhis edilen bozukluklar ERCP yöntemiyle tedavi edilmektedir.

Göğüs Cerrahisi, göğüs boşluğunda yerleşen kalp hariç diğer organ ve bölgelerin, (göğüs duvarı, kaburgalar, akciğerler, akciğer zarları, mediyasten, diyafragma, yemek borusu) ait hastalıkların travmaları ve cerrahi tedavileri ile ilgili branştır.

HASTANELERİMİZDE GERÇEKLEŞTİRİLEN BAŞLICA AMELİYATLAR

Kapalı (iğne ile) veya açık (ameliyatlı) biyopsiler (Akciğer, lenf bezleri veya akciğer zarından teşhis için parça almak).

Bronkoskopi: uyutulan hastaya teşhis ve tedavi için ışıklı boru ile ve hiç ağrı duymadan tüm solunum yollarını incelenmesi, gerekirse solunum yolları parça alma işlemlerinin yapılması, hava yolu tıkanıklıklarının, stent denilen kafeslerle veya LASER ile açılması.

Özofagoskopi: Özofagus (yemek borusu)’un, travma, yabancı cisim, iyi ve kötü huylu tümörlerinin teşhis ve tedavisi.

Mediyastinoskopi, Mediyastinotomi: Yine ışıklı boru yardımıyla uyuyan hastada akciğerin drene olduğu lenf bezelerinden teşhis veya evreleme amaçlı parça alma işlemi.

Video yardımlı torokoskopi (VATS; Endoskopik, kapalı göğüs cerrahisi) ile ışıklı borular ve kamera sistemi ile 2-3 delik açılarak göğüs içi sıvıların boşaltılması, akciğer ve akciğer zarından parça alınması, metastaz, kist hava keseciklerin alınması, Akciğer zarının sıyrılması gibi “Kansız Akciğer Ameliyatları” nın tümünün yapılması mümkün olmaktadır.

Göğüs kafesi şekil bozukluklarında, açık veya kapalı (Nuss) yöntemi ile düzeltme ameliyatları, Göğüs duvarı, kaburgalar veya kasların hastalıkları, iyi veya kötü cinsli urları, Göğüs kafesinin her türlü travmaları: Kaburgalar, sternum (iman tahtası), akciğerin, kalbin, diyafragmanın künt veya keskin cisimlerle; kaza, çarpma, düşme, darb, patlama gibi yaralanmaların ameliyatları gerçekleştirilmektedir.

Akciğerde hacim azaltıcı ameliyat (Volume Reduction Surgery): Amfizemli hastalara yapılan ameliyatla, hastaların solunum fonksiyonlarını ve egzersiz kapasitesini arttırmak, dispne (nefes darlığı) hissini azaltmak ve hayat kalitesini arttırmak amaçlanmaktadır.

Akciğer kanseri, teşhis, evreleme ve tedavisine yönelik ameliyatlar (Akciğerin etkilenen kısmının çıkarılması, rezeksiyonlar).

Akciğer zarında patlamaya ve akciğerde sönmeye yol açan hava keseciklerinin (bül) açık veya gerektiğinde kapalı tedavisi; Akciğerin iltihaplı hastalıkları veya bunların sekellerinin tedavisine yönelik ameliyatlar (Bronşektazi, tüberküloz, aspergillosis vb). Akciğer hastalıklarında akciğer doğumsal yapı bozuklukları (Hava kistleri, Amfizem, doğumsal kistler, Bronşiektazi: çocukluk yaşında geçirilen sık üst solunum yolu ve bronşitler neticesi, hava yollarında meydana gelen, süregen iltihaba yol açan geri dönüşümsüz genişlemeler)

Akciğer köpek kistleri (Hidatik kistler), Akciğer zarının hastalıklarında basit mikrobik akciğer zarı iltihapları (plörit), Akciğerin cerahatli iltihabı (Ampiyem) ve Akciğer zarının tümörleri (iyi cins ve kötü cins) tanı ve tedavisi.

Girişimsel radyoloji, anjiyografi, ultrason ve bilgisayarlı tomografi gibi görüntüleme yöntemlerini rehber olarak kullanarak, ameliyatla yapılan tedavileri ameliyatsız yapan bölümdür. Girişimsel Radyoloji göz hastalıkları ya da kalp hastalıkları uzmanlığı gibi tek bir konu ya da organ sistemi ile uğraşmaz. Birçok organ sisteminin daha önce ameliyatla yapılan tedavilerini ameliyatsız olarak yapar.

Girişimsel radyoloji alanı kalp damarı dışında, anjiyo ile yapılan tüm damar tedavilerini (tıkanma, balonlaşma, kanama gibi) kapsar. İğne biyopsilerini, vücut içindeki sıvı ve kist tedavileri yapar. Bazı kanserleri (özellikle karaciğer) tedavi eder. Varis tedavisi yapar. Görüldüğü gibi damar hastalıkları önde olmakla birlikte pek çok değişik hastalığı tedavi eder. Tüm işlemlerde ortak nokta tedavilerin bir iğne deliğinden girilerek yapılması ve ameliyata gerek olmamasıdır. Hastaların tedavi edici işlemlerinde çoğunlukla yüksek teknoloji içeren cihazlar kullanılır.

Girişimsel Radyoloji tedavi işlemlerinin özellikleri:

Girişimsel radyoloji tedavilerinin en önemli özelliği daha önce ameliyatla yapılan bazı tedavileri ameliyatsız yapmasıdır. Tedaviler ameliyathanede yapılmaz; ya anjiyografi odasında ya da normal tedavi odalarında yapılır. Ameliyatla karşılaştırılırsa Girişimsel Tedaviler:

• Genellikle anestezi (narkoz) gerektirmez

• Sadece bir iğne deliğinden yapılır, vücutta bıçak izi olmaz

• Hastalar genellikle aynı gün evine gönderilir

• İşlemler daha kolaydır ve işleme bağlı riskler daha azdır

• Normal hayata dönme süresi çok daha kısadır.

Girişimsel Radyoloji kliniğimizde her hastaya işlem öncesi damardan rahatlatıcı ve gerekirse ağrı kesici ilaçlar verilir (sedasyon ve analjezi). İşlemler ne kadar kolay olursa olsun iğne girimleri olduğu için ağrı duyulabilir ve bu ağrının basit yöntemlerle giderilmesi gerekir. Ayrıca işlem nedeniyle heyecan, korku endişe duyan hastalarımız olabilir. Bu ilaçlar işlemle ilgili korku ve endişeyi de giderir. Hemen tüm işlemlerden sonra hasta aynı gün evine gönderilebilir. Seyrek olarak bir günlük yatış gerekir. Anjiyolar sonrasında 4-6 saatlik yatak istirahatı ve gözlem gerekir, diğer işlemler için zamanlama daha değişkendir. Örneğin lazer ya da RF ile varis tedavisi yaptığımız hastalar hemen evine gönderilebilir.

Girişimsel Radyolojinin Tedavi Ettiği Hastalıklar

1. DAMAR HASTALIKLARI VE TEDAVİSİ

Damar hastalıkları atardamar ya da toplardamarı tutabilir. Atardamarlar kalpten kanı dokulara götüren ve nabız olarak hissettiğimiz damarlardır. Toplardamarlar ise oksijen ve besini kullanılmış kirli kanı kalbe geri taşıyan damarlardır. Kollarımızdaki mavi damarlar küçük toplardamarlardır.

Atardamarın Tıkanıkları:

Atardamar tıkanması genellikle damar kireçlenmesi ya da damar sertliği denen hastalığa bağlı oluşur. Herkeste görülebilir ancak ileri yaş hastalarda, şeker hastalarında, kolesterol ve tansiyonu yüksek olanlarda, sigara içenlerde daha sık görülür. Atardamar tıkanmaları hangi organı tutmuşsa o bölgeye ait sorunlar oluşturur. Kol damarında kolu kullandığı zaman yorulma, böbrek damar darlığında yüksek tansiyon, şahdamar darlığında beyne pıhtı atması gibi yakınmalar olur. Hemen tüm damar darlık ve tıkanmalarının anjiyografi ile tedavisi mümkündür.

Bacak Damar Tıkanıklıkları:

Bacak damar tıkanmaları özellikle ileri yaştaki insanlarda çok sık görülen bir durumdur. Diğer damar tıkanmaları gibi en sık damar sertliğine bağlı gelişir. Bacak damar tıkanması olan bir hastada erken dönemde yürümekle baldır kaslarında ağrı oluşturur. Hastalı (tıkanma) İlerlerse parmak uçlarında soğukluk ve şiddetli ağrı, parmak yarası ve gangren oluşturabilir. Şu belirtiler varsa bacaklarda damar tıkanması olma ihtimali çok yüksektir:

• Yürümekle diz altında baldır kaslarında ağrı

• Ağrı bazen kramp gibi bazen kaslarda sertleşme şeklinde hissedilir

• Ağrı otururken ya da dururken olmaz, sadece yürümekle olur

• Yürüyünce ortaya çıkan ağrı, 2-3 dakika dinlenmekle tamamen geçer

• Tekrar yürüyünce genellikle aynı mesafede yine ağrı olur

• Yokuş yukarı çıkarken ya da hızlı yürüyünce ağrı daha belirgindir ve daha erken gelir, yokuş aşağı ya da yavaş yürüyünce ağrı daha hafiftir

Bu şikâyetleriniz varsa bacak damar tıkanması yönünden değerlendirme gerekir. Muayene dışında ilk değerlendirme genellikle renkli Doppler ultrason yapılır. Gerekli görülürse tomografi ya da MR ile anjiyografi yapılır (basit anjiyografi).

Günümüzde damar darlık ve tıkanıklıklarının çoğunluğu anjiyografi ile başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedir. Tedavisi mümkün olmadığı söylenen birçok damar tıkanması aslında anjiyografi ile tedavi edilebilir. Bu genellikle tecrübe ve var olan teknolojiyi iyi kullanmakla ilgilidir. Merkezimiz bu konuda ülkenin en tecrübeli merkezlerinden birisidir. Merkezimizde atardamar darlık ve tıkanmalarının açılması için balon, ilaçlı balon, stent, ilaçlı stent, trombektomi (pıhtı temizlenmesi) ve aterektomi (damar tıraşlama) gibi tüm yöntemler kullanılmaktadır.

Diyabetik Ayak Yarası:

Diyabetik hastalarda ayakta iyileşmeyen yara çıkarsa bunların yaklaşık yarısı bacak damar tıkanmasına bağlıdır. Ayak yaraları genellikle ayak parmaklarında ve topukta, çarpma, tırnak kesmesi, ayakkabının vurması gibi basit nedenlerle başlar. Yaralar haftalarca veya aylarca iyileşmeyebilir. Özellikle uuznsüre iyileşmeyen yaralarda bacak damarlarında tıkanma olup olmadığı değerlendirilmelidir. Ayak yaraları zamanında tedavi olmazsa bacağın kaybına (ampütasyon) neden olabilir.

Diyabetik ayak yarası olan bir hastada atardamar tıkanmaları ihmal edilmekte ve tıkanma açılmadan yara tedavisi uygulanmaktadır. Damar tıkanması bacağın beslenmesini bozarak yaraların besin ve oksijen almasını engeller ve yara iyileşme süresi uzar. Bu nedenle diyabetik ayak yarası olan her hastanın bacak atardamarlarının değerlendirilmesi ve tıkanması varsa öncelikle bu tıkanmaların açılması gerekir. Tedavide için genellikle riski az ve başarı şansı yüksek olduğu için anjiyografi ile damar açma yöntemleri tercih edilir. Merkezimiz bu konuda son derece tecrübelidir.

Buerger Hastalığı

Sigara kullanımına bağlı olarak özellikle 20-40 yaşlarındaki erkek hastalarda gelişen atardamarların tıkayıcı bir hastalığıdır. Çoğunlukla bacak damarını bazen el damarını etkiler. Genellikle bacak damar tıkanmasına bağlı olarak yürümekle bacak kaslarında ya da ayak tabanında ağrı olur ve yürümeyi engeller. İleri evrelerde ayak ve elde özellikle istirahatte görülen şiddetli ağrı ve yaralar vardır. Hastaların önemli bir kısmında iyileşmeyen yaralar ve kangren nedeni ile ayak parmakları ya da ayak kesilmesi gerekmektedir. Kesin bir tedavisi yoktur. Tedavide en önemli unsur sigaranın bırakılmasıdır. Sigara bırakılırsa genellikle hastalığın ilerlemesi durur. Ancak o ana kadar tıkanmış olan damarlar hiçbir şekilde kendiliğinden açılmaz. Bir ilaç tedavisi de yoktur. Tedavide çok az sayıda hasta ameliyat (bypass cerrahisi) için uygundur.

Anjiyografi ile tedavi yöntemi hastalar ve hatta çoğu doktor tarafından bilinmez. Bu nedenle hastalara hiçbir tedavi şansı olmadığı sadece ilaç kullanmaları gerektiği söylenir. Halbuki bu hastalarda tıkalı damarların açılmasında anjiyografi en etkili tedavi yöntemidir. Ancak Burger hastalığı diğer damar tıkanmalarından farklıdır. Genellikle diz altındaki küçük damarlarda tıkanma vardır ve anjiyografi ile bu damarların açılması diğer damar tıkanmalarına göre daha zordur. Her hastada damarların açılması mümkün olmayabilir.

Boyun şahdamarı (karotis arter) darlıkları:

Boyun atardamarındaki darlıklar beyne pıhtı atmasına ve felç oluşumuna neden olabilir. Daralma hafif ise yani damarda %50’den az daralma varsa risk düşüktür ve ilaç tedavisi yeterlidir. Boyun atardamarındaki daralma %50 den fazla ise beyne pıhtı atma ihtimali daha yüksektir ve genellikle darlığın düzeltilmesi ya da giderilmesi gerekir.

Boyun şah damar darlıklarında iki tedavi yöntemi vardır:

1. Ameliyatla darlığın temizlenmesi (endarterektomi)

2. Anjiyografi ile stent yerleştirilmesi

Girişimsel Radyoloji bölümü karotid darlıkları anjiyografi ile stent yerleştirerek tedavi eder. Ameliyat işlemini damar cerrahisi uzmanları yapmaktadır.

Damar tıkanmasını açmak için hangi yöntemler kullanılır?

Balon ve ilaçlı balonlar: Anjiyografi sırasında kullanılan damar açma yöntemleridir. Anjiyografi sırasında tıkalı ya da daralmış olan damara ince ve uzun bir balon yerleştirilir, balon o damarın çapı kadar şişirilir ve darlık açılır. Her damara göre balon boyutu vardır. Balon indirilerek dışarı alınır. Yani balon vücutta kalmaz. İlaçlı balonlar da normal balonların dışının özel bir ilaçla kaplanmış halidir. Bu ilaç balon şişirilince damar duvarına geçer ve uzun vadede damarın tekrar daralma ya da tıkanma ihtimalini azaltır.

Stent ve ilaçlı stent: Stentler balonlardan daha farklıdır. Yuvarlak metal örgülü yapılardır. Bir boru gibidir ancak tamamen kapalı değil örgülüdür. Stentler de anjiyografi sırasında daralmış ya da tıkanmış damara yerleştirilir ve damarı açar. Stentler balonlardan farklı olarak damar içinde kalır ve çıkarılmaz. İlaçlı stentler de normal stentler gibidir. İlaçlı balonlarda olduğu gibi stent üzerine özel bir ilaç yerleştirilmiştir. Bu ilaç uzun vadede damarın tekrar daralma ya da tıkanma ihtimalini azaltır. Bunlar da şu an sadece bacak damarları için mevcuttur.

Damar tıraşlama (aterektomi) yöntemi: Damar tıraşlama daralmış ya da tıkanmış olan damardaki tıkayıcı dokuyu özel bir cihazla tıraşlayarak temizlemektir. Cihaz tıraşladığı dokuyu haznesine alır ve dışarı atılır. Damar tıraşlama tek başına kullanılacağı gibi tıraşlama sonrası düzeltilen damara balon, ilaçlı balon ya da stent de uygulanabilir. Amaç damarın uzun dönemde açık kalmasını sağlamaktır.

Aort anevrizması (Göğüs/Karın Ana Atardamar Balonlaşması)

Anevrizma damarın genişlemesi veya balonlaşmasıdır. Anevrizma vücudun herhangi bir damarında olabilir. Aort anevrizması vücuttaki en büyük atardamarın (göğüs ve karın bölgesinde) balonlaşmasıdır. Aorta balonlaşmaları genellikle bir şikayete neden olmaz ve tesadüfen fark edilir. Tedavi edilmedikleri takdirde yırtılarak ciddi iç kanamaya ve çoğunlukla ölüme neden olabilirler. Merkezimizde açık ameliyat yapmaksızın anjiyografik yöntemler ile genişlemiş damar içine stentli suni damar (stentgreft) yerleştirilerek anevrizma tedavisi başarılı bir şekilde yapılabilmektedir.

Miyom Tedavisi (Miyom embolizasyonu)

Miyom rahim içinde gelişen iyi huylu tümördür. 35 yaşın üzerindeki her 3 kadından birinde miyom vardır. Rahimde bir ya da birden fazla bulunabilir. Miyomlar boyutları ve sayıları arttıkça adet düzensizliği, adetlerin uzaması, kansızlık ve adetlerin ağrılı olmasına yol açar.

İleri yaşlarda sıklıkla cerrahi olarak tüm rahimin çıkarılarak tedavisi yapılır iken genç yaş grubunda miyom tedavisi hem ameliyatla hem de ameliyatsız olarak embolizasyon ile yapılabilir. Bu teknikte miyomu besleyen atardamar içinden girilerek bu damar tıkanır. Miyom yeterli beslenemeyeceği için küçülmeye başlar. Rahim beslenmesinde sorun yaşanmaz. Tedavinin cerrahiye en önemli üstünlüğü ameliyat kesisi olmaması, genel anestezi gerektirmemesi, miyomların tekrarlaması durumunda işlemin tekrarlanabilir olması ve rahim dokusunun korunmasıdır.

Varikosel tedavisi:

Varikosel testislerdeki kanı boşaltan toplardamarların çeşitli nedenlerle genişleyerek varisleşmesidir. Varikosel çoğunlukta (yaklaşık %85) sol testiste ve geri kalan insanlarda (%15) iki taraflı olur. Hiç sorun oluşturmayabilir. Küçük bir grup hastada ağrı yapabilir. Daha sık olarak sperm sayısını azaltıp kısırlığa yol açabilir. En çok bu nedenle tedavi edilir. İki tedavisi vardır: Ameliyatla bu damarların kapatılması ya da anjiyo ile (daha basit olan toplardamar anjiyosu) bu damarın tıkanması.

Varis ve modern tedavi yöntemleri:

Varis son derece sık görülen bir toplardamar hastalığıdır. Bayanlarda daha sıktır. Son yıllarda gelişen lazer, radyofrekans (RF), buhar ve köpük gibi yeni yöntemlerle tüm varis türleri başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedir. Üç tür varis vardır ve varis tedavisi bu üç tür için farklılıklar gösterir.

Kılcal damar ya da kılcal varis: Genellikle çok şikayet oluşturmaz. Görüntüsü nedeniyle tedavi istenebilir. Tedavi yöntemleri skleroterapi (iğne tedavisi) ve deriden yapılan lazer/RF yöntemleridir.

Orta boy (retiküler) varis: Koyu yeşil, 2-3 mm çaplı damarlardır. Genellikle şikayet oluşturmaz. Görüntüsü nedeniyle tedavi istenebilir. Tek tedavi yöntemi köpük skleroterapi ya da köpük tedavisidir. Tedavisi en kolay varis türüdür.

Büyük varis: Cilt renginde parmak kalınlığına ulaşan varislerdir. Bacaklarda ağrı, yorgunluk, yanma kramp gibi şikayet oluşturan ve insanların yaşam kalitesini bozabilen varislerdir. Büyük varisi olan her kişide altta yatan bir büyük toplardamar kapak yetmezliği vardır. Tedavide öncelik görünen varisin değil kapak yetmeliği olan bu büyük damarın tedavi edilmesidir. Damar içinden yapılan lazer, radyofrekans (RF), buhar gibi yeni yöntemlerin tümü asıl sorunu yaratan bu damarların tedavisinde kullanılır.

Varis tedavisi sırasında hastalar ağrı hissetmez. Var olabilecek ağrı damardan verilen rahatlatıcı ve ağrı kesici ilaçlarla giderilir. Hastalar işlemden sonra, ağrı kesici ilacın etkisi geçtiğinde (1-2 saat içinde) evlerine gönderilir. Merkezimizde tüm varis türlerinin ameliyatsız tedavileri yapılmaktadır. Varis ve tedavisi konusunda daha detaylı bilgi için www.bacakvarisi.com web sayfası incelenebilir.

Toplardamar Tıkanması (Derin Ven Trombozu ya da DVT) ve tedavisi:

Toplardamar tıkanması her toplardamarda görülebilir ama en sık görüleni ve en önemlisi bacak toplardamarında olandır. Bacak toplardamarı pıhtılaşarak tıkanırsa kanın kalbe dönüşü zorlaşır, kan bacaklarda birikir ve ayak şişliği olur, bazen ağrı vardır. Çoğunlukla tek bacaktadır ancak iki bacağı da tutabilir. Hastalık ne kadar fazla damarı tutarsa sorun o kadar büyük olur. Hastalığa erken tanı koyup erken dönemde iyi tedavi yapmak çok önemlidir. Çünkü erken dönemde iyi tedavi edilmezse hayat boyu düzelmeyen ve tedavisi olmayan sorunlar oluşturabilir.

DVT herkeste görülebilir ancak şu kişilerde daha sıktır: Genetik olarak pıhtılaşma eğilimi olan kişiler, daha önce derin ven trombozu geçirmiş olanlar, bazı kanser hastalıkları olanlar, ileri yaş, gebelik ve gebelik sonrası, doğum kontrol hapı kullanımı, diz ve kalça protezleri gibi büyük ameliyatlar sonrası, ayak kırık ve yumuşak doku zedelenmelerinde ayağın alçıya alınması sonrası. DVT hastalığının iki evresi vardır:

1. Erken evre (akut) derin ven trombozu: Erken evrede pıhtı tazedir. Toplardamarın tıkanmasına bağlı ayak şişliği vardır ve belirgindir. Üç hastanın birinde bacaktaki pıhtı akciğere atabilir. Bu da hayati risk oluşturur. Tedavide kan sulandırıcı ilaçlar kullanılır ancak bu ilaçlar pıhtıyı temizlemez, sadece yeni pıhtı olmasını ve pıhtının akciğere atmasını engelleyebilir. Pıhtıyı temizleyebilen tek tedavi, anjiyografi odasında damar içinden yapılan tedavidir. Pıhtı özellikle kasık bölgesine ulaşmışsa anjiyografi ile yapılan damar içi gerekli hale gelir. Tedavinin olabildiğince erken yapılması gerekir. Çünkü damar içi yöntemle mükemmel tedavi sadece pıhtı taze iken olur. Hastalığın ilk 15 gününde pıhtının tamamen temizlenmesi mümkündür. Daha sonra tedavi şansı azalır. Anjiyografi ile yani damar içinden tedavi çoğunlukla diz arkasındaki toplardamara bazen ayak bileği damarına girilerek yapılır. Buradan ya kateter denen ince plastik tüplerle özel pıhtı eritici ilaçlar verilir (tromboliz=pıhtının eritilerek temizlenmesi) ya da özel cihazlarla pıhtı mekanik olarak temizlenir (trombektomi=pıhtının parçalanarak eritilmesi ya da dışarı alınması).

2. Geç evre (kronik) derin ven trombozu: Erken evrede yani ilk bir ayda mükemmel tedavi edilmeyen hastaların yaklaşık yarısında geç dönemde ikinci bir sorun gelişir. Buna kronik venöz yetmezlik diyoruz. Erken dönemde tedavi edilemeyen pıhtı damar duvarına yapışır; hem toplardamarda tıkanma oluşturur hem de toplardamar kapaklarını bozar. Her ikisi de hayat boyu sürecek ayak şişliği oluşturur. Hastaların bir kısmında ayak yaraları gelişebilir. Genellikle hiçbir tedavi şansının olmadığı ve hastanın varis çorabı ile yaşaması gerektiği söylenir. Ancak bu hastaların bir kısmında tıkanma anjiyo yöntemiyle açılarak ayağın rahatlatılması mümkündür. Bu tedavi ülkemizde ne yazık ki hemen hiç bilinmemektedir ancak merkezimiz bu konuda da oldukça tecrübelidir. Geç evre derin ven trombozunda pıhtı temizlenmesi yapılamaz çünkü pıhtı eskimiş ve duvara yapışmıştır. Sadece tıkalı damarların balonla ve stentle açılma işlemi yapılır. Merkezimizde derin ven trombozunun hem erken hem de geç dönem anjiyografi ile damar içi tedavileri başarıyla uygulanmaktadır.

Vasküler malformasyon tedavisi:

Vücudun her bölümünde ya da organında gelişebilen toplardamar hastalığıdır. Toplardamar yumağı ya da malformasyonu olarak adlandırılabilir. Varise benzer ancak farklıdır. Genellikle çok küçük yaşlarda vardır ve yaş arttıkça büyüme eğilimindedir. Hem görüntü olarak hastayı rahatsız eder hem de ağrı yapabilir.

İki tedavi yöntemi vardır: ameliyatla çıkarma ve iğne tedavisi (ablasyon tedavisi). Bazen her iki tedavi yöntemi birlikte kullanılır. Bölümümüz vasküler malformasyonların tedavisinde ameliyatsız yöntem olarak iğne tedavisi yapmaktadır.

Diyaliz Hastalarının damar yolu sorunlarında girişimsel radyoloji:

Diyaliz fistül damarları zaman zaman daralabilir, pıhtılaşıp tıkanabilir, kol şişliğine, parmaklarda uyuşma ya da yara oluşmasına neden olabilir. En önemlisi fistül yeterli çalışmaz ve hasta diyalize giremez. Diyalize girmesi için damar yolu kateteri takılması gerekir ki bu da uzun dönemde yeni damar tıkanmaları oluşturur. Girişimsel radyolojide diyaliz hastalarında ne tür tedavi yapar.

1. Diyaliz hastalarındaki fistüllerde görülen tüm daralma ya da tıkanmalar anjiyografi ile tedavi edilir. Fistül pıhtı ile tıkanmışsa ameliyatsız pıhtı temizleme yöntemleriyle pıhtı giderilir. Aynı şekilde diyalize girmek için yapay damar (greft) takılmış ve tıkanmışsa bu tıkanma da anjiyografi yöntemiyle açılır.

2. Daha önce boyun bölgesinden kateter takılmış hastalarda fistül açıldıktan sonra ciddi kol şişliği olabilir. Bu omuz bölgesi toplardamarın tıkanmasına bağlıdır. Damar tıkanması açılarak giderilerek kol şişliği düzeltilir.

3. Ek olarak hemodiyaliz hastalarında acil durumlarda kateterden diyalize girmek gerekirse her bölgeden damar yolu kateteri yerleştirilir. Tüm işlemler ultrason eşliğinde yapıldığından hasta için daha güvenli ve daha az zahmetlidir.

2. KANSER HASTALARINDA GİRİŞİMSEL RADYOLOJİ

Girişimsel radyoloji onkoloji (kanser) hastalarında iki ana bölgede hizmet sunar.

1. Onkoloji tedavisine destek olan işlemler

2. Doğrudan kanser tedavisi yapan işlemler

Onkoloji tedavisine destek olan girişimsel işlemler, kitleden biyopsi alınması, port ya da diğer damar yolları yerleştirerek hastaların konforla tedavilerini almaları, safra yolları ya da idrar yollarında bir tıkanma geliştiğinde bunun giderilmesi, karın ya da akciğerde sıvı biriktiğinde drenajla tedavisi, nefes borusu, yemek borusu ya da barsaklarda tıkanma olduğunda (cerrahi tedavi mümkün değilse) stentler yerleştirerek bu tıkanmaların giderilmesi gibi işlemlerdir. Onkoloji hatalarında sık görülen derin ven trombozu (toplardamar pıhtılaşması ya da tıkanması) gibi hastalıklarda da modern damar içi (endovasküler) yöntemlerle tedavi edilebilmektedir.

Kanserde tedavi edici girişimsel işlemler özellikle son 10 yılda ciddi gelişme göstermiştir.

Kanser hastalarında girişimsel tedaviler genellikle medikal onkolojinin kemoterapilerine ek olarak verilen tedavilerdir. Bazen kemoterapi, radyoterapi ya da cerrahi tedavi gibi tedavilerin mümkün olmadığı ya da etkili olmadığı alanlarda kullanılır. Girişimsel radyolojini kanser tedavileri iki türlüdür:

1. Kanser dokusuna görüntüleme eşliğinde (ameliyatsız) doğrudan iğnelerle girerek kitlenin yok edilmesi işlemi, buna ablasyon tedavisi diyoruz. Ablasyon radyofrekans yöntemiyle (RF ablasyon) ya da mikrodalga yöntemiyle (mikrodalga ablasyon) yapılabilmektedir. Karaciğerde 3 cm den küçük tümörlerin tedavisinde en iyi yöntem olan cerrahi kadar etkili olmaktadır. Seyrek olarak bazı tümörlerde, tümör dokusunu dondurarak (kriyoablasyon) geri dönüşümsüz elektroporasyon (İRE) ya da ultrasonik dalgalara maruz bırakarak tedavi de mümkündür.

2. Anjiyografi tedavileri: Anjiyografi ile tümör dokusu içine girilip tümörü besleyen atardamardan kemoterapi ilacı emdirilmiş kürecikler verilir (TAKE, transarteryal kemoembolizasyon). Aynı yöntemle ilaç değil radyasyon salınımı yapan kürecikler de verilebilir. Buna iç radyasyon ya da radyoembolizasyon (TARE, transarteryal radyoembolizasyon) adı verilir. Her iki yöntem de kemoterapiden daha etkilidir. Ancak anjiyografi gerektirir. Tekrar tedavi yapma şansı her zaman vardır.

Bu tedaviler en sık karaciğer tümörlerine uygulanır. Ablasyon işlemleri karaciğer tümörü dışında böbrek ve akciğer tümörleri için de uygulanabilir. Son dönemde dünyada bu tedavi işlemleri artık birçok tümör tipi için kullanılmaya başlamıştır. Hem ablasyon hem de anjiyo tedavileri kemoterapi öncesi ya da sonrasında yapılabilir. Kemoterapiyi kısıtlamaz. Tekrar tedavi şansı her zaman vardır.

Ablasyon yöntemlerinde hastaların hastanede kalması gerekmez. Aynı gün evlerine gidebilirler. Anjiyo tedavilerinde (TAKE ya da TARE) en az 6 saat bazen bir gün hastanede kalış gerekebilir.

3. DAMAR DIŞI GİRİŞİMSEL RADYOLOJİ İŞLEMLERİ

İğne biyopsileri

Vücuttaki hemen her doku ya da organdan ameliyata ya da büyük işleme gerek olmadan iğnelerle biyopsi yapılabilir yani doku örneği alınabilir. Girişimsel Radyolojinin biyopsi yapması ultrason ve bilgisayarlı tomografi gibi görüntüleme yöntemlerini çok iyi kullanması nedeniyledir. Hedef dokuyu görmeden körlemesine yapılan biyopsilerden farklıdır. Tüm biyopsi işlemi sırasında vücudun içi görüntüleme yöntemleriyle görüntülenir ve iğne bu şekilde yönlendirilerek biyopsi alınır.

Biyopsiler en sık tümörlerin iyi ya da kötü huylu olduğunu ortaya çıkarmada ve mümkünse hangi tip tümör olduğunu belirtmek yani kesin tanı koymak için yapılır. Bunun dışında organ hastalıklarını ortaya koymak için de karaciğer, böbrek ve akciğer gibi organlardan biyopsi alınabilir.

Biyopsi işlemleri genellikle kolaydır. İşlem sırasında ağrı hissedilmez. İşlem sonrası bir süre gözlem ve kanama kontrolü yapılarak hastalar aynı gün evlerine gönderilir.

Alınan parçalar patoloji doktoru tarafından değerlendirilir. Değerlendirme süresi genellikle alınan parçanın işlenmesine göre (parçaya özel boyamalar yapılması vs) değişir.

Drenaj işlemleri

Drenaj sıvının bir yerden diğer bir yere aktarılması ya da vücut dışına çıkarılmasıdır. En sık iki durumda kullanılır. Tıkanma olduğunda (örneğin safra yolları tıkanması) vücuttaki normal bir sıvı dökülmesi gereken yere dökülemez ve vücut içinde birikmeye başlar, daha sonra kısmen kana geçerek vücuda zarar verir. Bu durumda tıkanama hemen giderilemiyorsa geçici olarak biriken sıvı dışarı alınmalı yani dışarı drenaj yapılmalıdır. Drenajın ikinci türünde bir tıkanma yoktur ama değişik hastalıklara bağlı vücutta istenmeyen sıvı birikimi vardır. Örneğin akciğerde sıvı birikir ve nefes almayı zorlaştırır ya da karında çok sıvı birikir ve ağrıya yol açar. Bu tür sıvıların da vücut dışına alınması gerekir. İşte drenaj işlemi bunlarda kullanılır.

Temel drenaj işlemleri:

Safra yolları drenajı (biliyer drenaj): Genellikle tümörlere bağlı tıkanma sarılığı oluşturur. Perkütan (deriden yapılan) biliyer drenajda deriden iğne ile girerek safra yollarına ulaşır ve safra yollarına bir tüp koyarak safra drenajını sağlar. Kalıcı drenaj için ucu dışarıda olan plastik tüp çıkarılıp içeriye metal stent yerleştirilebilir.

İdrar yolları drenajı (nefrostomi): İdrar kanallarında bir tıkanma olursa oluşan idrar birikerek böbrek toplayıcı sistemi ve idrar kanallarının genişlemesine ve uzun dönemde böbreğin fonksiyon bozukluğuna yol açar. Böbreğin idrarı oluşturup mesaneye gönderen toplayıcı sistemine bir tüp konarak idrar bir süreliğine dışarı alınır. Bu böbreğin ve böbrek kanallarının rahatlamasını sağlar. Altta yatan sorun çözüldüğünde tüp çıkarılır.

Sıvı drenajları: En çok akciğerde biriken ve nefes almayı zorlaştıran sıvılar ve karında biriken ve karında belirgin gerginleşme ve ağrı oluşturan sıvılar.

Abse drenajları: Vücut içinde belirli büyüklüğe erişmiş tüm apseler eskiden ameliyatla şimdi tüp drenajları ile tedavi edilir.

Kist Tedavileri

Karaciğer ve diğer organlarda görülen parazit kisti olan kist hidatik ya da çok büyük karaciğer ve böbrek kistleri içine iğne ile girilerek boşaltılır ve kist içine ilaçlar verilerek ameliyatsız bir şekilde tedavi edilir.

İnme nedir? 
“Felç” adı ile de bilinen inme, çoğunlukla beynin bir bölgesinin oksijen ve şeker ihtiyacını sağlayan kan akımının aniden kesintiye uğramasıyla, bazen de beyin dokusu içine kanama ile ortaya çıkar. Kalp krizinden esinlenerek bu duruma“ beyin krizi” adını verenler de vardır.  Bu durumda beyin hücrelerinde geçici veya kalıcı bir hasar oluşur.

Hücrelerdeki kalıcı hasar vücudun, bu hücreler tarafından kontrol edilen bölgesinde kalıcı fonksiyon kaybına yol açabilir; örneğin sağ beyinde hareket fonksiyonunu kontrol eden hücreler hasarlandığında vücudumuzun sol tarafında kol ve bacakta güçsüzlüğe yol açan tam veya kısmi  inme oluşması gibi…

İnme belirtileri

Vücudun bir ya da her iki tarafında güçsüzlük : Sıklıkla kollar, bacaklar, eller ve yüzde meydana gelir. Kol ve bacaklarda genellikle sağ veya sol taraftan biri etkilenir.

Vücudun bir ya da her iki tarafında his kaybı :  Bazı kişilerde vücudun bir kısmında hissizlik, uyuşma ve iğnelenme şeklinde bir his oluşabilir.
Konuşma güçlüğü : inme geçiren kişi konuşmada ağırlaşma, peltekleşme veya bazen doğru kelimeleri bulmada zorluk yaşar. Bazı kişiler ise konuşulanları anlamakta güçlük çeker.

Bilinç değişikliği: Bilinç kaybı, uyku hali, etrafın farkına varamama, sorulan soruları ve yapılması istenenleri anlayamama durumu görülebilir.

Görme bozuklukları :  İnmede, çift görme, tek gözde, sağ ve ya sol görme alanında bir görme kaybı oluşabilir.

Ani başağrısı : Nedeni bilinmeyen ani baş ağrısı,
Baş dönmesi, bulantı, kusma ve denge sorunları yaşanabilir.

İnme Tedavisi
İnme geçiren hastanın nerede ve nasıl tedavi ve bakım gördüğü önemlidir. Son yıllarda sağlanan en önemli g elişme hastaların erken dönemde kalp krizi geçiren hastaların yatırıldığı koroner yoğun bakım ünitelerine benzer şekilde yapılandırılmış “İnme Merkez”lerinde veya daha sık kullanılan adıyla “İnme Ünitelerinde” bakım ve tedavi gördüklerinde belirgin fayda sağladıklarının belirlenmesidir.

İnme hastaları hastanede her hangi bir yatağa yatırıldığında, bu yatak isterse bir genel nöroloji servis yatağı olsun ölüm ve sakatlık riski açısından inme ünitelerine göre daha büyük bir risk altındadır. Kalp krizi geçiren hastalar gibi tedavi şansı açısından zamana karşı yarışan inmeli hastaların bu konuda deneyim sahibi özelleşmiş bir doktor ve hemşire ekibinin denetiminde, hastanenin bu konudaki tedavilere ayrılmış özel bir mekânında, önceden belirlenmiş tedavi ve bakım protokolleri ile tedavi edilmeleri, modern inme tedavisinin temelini oluşturmaktadır.

1. İntravenöz tromboliz
İnmenin acil tedavisinde beyni besleyen damarın tıkanması nedeni ile bozulan beyin kan akımının hızlı bir şekilde düzeltilmesi gerekmektedir. Tedavide,  felcin oluştuğu andan itibaren her dakika çok önemlidir.

Toplardamar içi pıhtı eritici ilaç tedavisi (intravenöz trombolitik tedavi) felç belirtileri başladıktan sonra en geç ilk 4.5  saat içinde yapılabilen toplardamar içi pıhtı eritici ilaç uygulamasıdır. Bu amaçla ilaç olarak rekombinan yani genetik mühendislik yolu ile üretilmiş doku plazminojen aktivatörü (rtPA) kullanılır. İdeali mümkün olan en kısa süre içinde yapılmasıdır.

Bu tedavi pıhtıyı çözerek kan akışının hızlı  ve etkin bir şekilde düzelmesine dolayısı ile felcin düzelmesine yardımcı olur.
Eğer hastanın durumu bu tedavinin uygulanması için uygun değil ya da felcin oluşmasından itibaren geçen zaman dilimi uzamış ise damar içi pıhtı çözücü tedavi uygulaması yapılamaz. Doktorunuz tedavide başka ilaç ve yöntemlere başvuracaktır.

2. Endovasküler tedaviler
Beyni besleyen ana damarlar pıhtı ile tıkanmış ise bu geniş damarların içindeki pıhtı kitlesinin eritilmesinde toplardamar yolu ile uygulanan pıhtı eritici ilaç yani intravenöz tromboliz tedavisi yeterli olmaz. Bu durumda tedavinin esas amacı pıhtının damarın içinde eritilmesi veya damarın içinden çıkarılmasıdır. Bu amaçla yapılan tedaviler endovasküler veya girişimsel tedaviler olarak adlandırılmakta ve anjiyografi yoluyla yapılmaktadır.
Bu tedavi yönteminin felç başlangıcından sonraki ilk 8 saatte uygulanması gerekmektedir.

Atardamariçi Pıhtı Çözücü İlaç Tedavisi (İntraarteryel Tromboliz)
Anjiyografik yöntemle kasıktan ince ve esnek  bir kateterle atardamarın içine girilir, burada beyni besleyen damarlara doğru ilerlenerek felce neden olan tıkalı damara ve onu tıkayan pıhtıya ulaşılır, pıhtının içine ya da yakınına düşük dozda pıhtı eritici ilaç, rtPA direkt  olarak uygulanır. Bu yöntem günümüzde genellikle yardımcı bir tedavi yöntemi konumundadır.

Mekanik Pıhtı Çıkarma Tedavisi (Trombektomi)
Anjiyografik yöntemle kasıktan ince ve esnek  bir kateterle atardamarın içine girilir, burada beyni besleyen damarlara doğru ilerlenerek felce neden olan tıkalı damara ve onu tıkayan pıhtıya ulaşılır. Damarı tıkayan pıhtı damarın içinden özel geniş çaplı kataterlerle emilerek (aspirasyon) veya özel geriye çekilebilir stentler ile tutulup damar içinden çıkarılır.

3. İnmeden Nasıl Korunurum?
Bu amaçla hastanın durumu ve varsa geçirilmiş felcin nedeni göz önünde bulundurularak aşağıdaki tedavilerin bir veya birkaçı birlikte uygulanacaktır.
İlaç tedavileri

Antitrombotik ilaçlar  Beyin damarlarında felce neden olabilecek pıhtı oluşumunu engelleyen ve oluşan kan pıhtılarının büyümesini engelleyen ilaçlardır. Bu ilaç grubunda iki farklı ilaç alt grubu bulunmaktadır;

Antiplatelet ilaçla
Atardamarlar içinde plak olarak adlandırılan ve darlıklara yol açan hasta yüzeylere kan pulcuklarının (trombositler) tutunarak pıhtı gelişmesini tetiklemelerini engelleyen ilaçlardır. Aspirin bu guruba giren bir ilaçdır. 2.Antikoagülan ilaçlar  Kan damarları içinde pıhtı oluşumunu ve oluşmuş pıhtının büyümesini önleyen ilaçlardır.

Cerrahi Tedaviler:

Endarterektomi
Karotis arterler boynun iki yanında bulunan ve beyne giden kan akımını sağlayan damarlardır. ( Şah damarı olarak ta bilinir )  İşlem bu damarlarda darlık ya da tıkanma olduğunda yapılmaktadır. Boynun ön tarafından açılan bir kesiden, karotis artere ulaşılarak bu damarda daralmaya yol açan plakların damar duvarından sıyrılarak temizlendiği bir tedavi yöntemidir..

Girişimsel Tedaviler:
Gerekli görülen durumda endarterektomi yerine  girişimsel yani endovasküler tedavi yöntemleri ile anjiyografik yolla damar darlıklarına müdahale edilebilir. Bu yöntemlerle karotis arteri gibi boyunda cerrahi yolla ulaşılabilen damarların yanı sıra cerrahinin uygun olmadığı kafa içi daha küçük damarlardaki darlıklar da tedavi edilebilmektedir. Bu amaçla

Anjiyoplasti Uygulaması 
Özel bir kateterle kasıktan  girilerek beyinde plak nedeniyle daralmış damara olduğu bölgeye ilerlenir. Damarın dar kısmına gelindiğinde, kateterin ucunda bulunan balon şişirilerek damarın daralmış kısmının açılması ve damar çapının genişlemesi sağlanır. Böylelikle beyne giden kan akımında düzelme olacaktır.
Stentleme tedavisi

Kasıktan girilen özel kateterle beyindeki damarın plak nedeniyle daralmış bölgesine ulaşılır. Gerekirse kateter üzerinde bulunan balon şişirilerek dar olan kısım genişletilir. Daha sonra damardaki dar bölgeye stent (açılabilir çelikten yapılmış mini kafes) yerleştirilerek damardaki dar bölümün genişlemesi sağlanır.  Beyne giden kan akımının düzelmesi sağlanır.

Günümüzdeki bilimsel gelişmelerin ışığında ayrıntılı fizik muayene doğrultusunda gerekli modern tetkikler, laboratuvar (kan, idrar, dışkı vb.), radyolojik incelemeler (röntgen, ultrasonografi, mammografi, bilgisayarlı tomografi, MR, kemik yoğunluğu, vb.), gerekli durumlarda endoskopik incelemeler (üst gastrointestinal sistem endoskopisi, kolonoskopi, vb.) ve EKG, Ekokardiyografi gibi gerekli tüm tetkikleri kullanarak hastalıkların erken ve kesin tanısını sağlar.

Medical Park İç Hastalıkları (Genel Dahiliye) Kliniği hasta değerlendirme, tetkik, tedavi ve takipleri ile dünya standartlarında, 15 yaş üzeri tüm hasta grubuna, 24 saat kesintisiz hizmet veriyor.

 

 

Genel Dahiliye Kliniği’nde tedavi edilen hastalıklar şunlar;

Üst ve alt solunum yolu hastalıkları

Enfeksiyon hastalıkları

Hipertansiyon

Diyabet

Tiroid hastalıkları

Kolesterol ve trigliserid gibi kan yağlarında yükselme

Karaciğer, mide ve safra kesesi gibi sindirim sistemi hastalıkları

Akciğer hastalıkları

Böbrek hastalıkları

Kansızlık ve diğer kan hastalıkları

Romatizmal hastalıklar

Kas ve iskelet sistemi hastalıkları

Hastanelerimizde Kadın Hastalıkları ve Doğum ile ilgili genel tanı ve tedavi hizmetlerinden başlayarak, menopoz ve osteoporozdan, doğum kontrol yönetimlerine, riskli ve normal gebeliklerin takibine, jinekolojik kanserlerin tanı ve tedavisinden, tüp bebek tedavisine kadar pek çok alanda hizmet veriliyor.

Hastalarımız tüm sağlık ihtiyaçlarının tek merkezden karşılandığı, uluslararası standartlarda tıbbi tanı ve tedavi hizmetleri aldıkları ve merak ettikleri konularda halk seminerleri ile bilgilendirildikleri bir sağlık sürecinin parçası oluyorlar.

Genel Jinekoloji Hizmetleri

Ergenlikten başlayarak, menopoz dönemine kadar her yaştan kadının, tüm sağlık sorunlarının tanı ve tedavisinin yapılarak, rutin kontroller ile önleyici hekimlik uygulamalarının da başarıyla gerçekleştirildiği poliklinik hizmetleri veriliyor.

Hastalıklara neden olan enfeksiyonlar başta olmak üzere, kasık ağrısı, adet düzensizliği, jinekolojik kanserlerin erken teşhisi için ultrasonografi incelemeleri, PAP-smear testi, kolposkopi ve rutin jinekoloji muayeneleri grubumuz bünyesindeki tüm hastanelerimizin polikliniklerinde yapılıyor.

Gebelik ve Yüksek Riskli Hamilelik Takip Hizmetleri

Kadınların hayatındaki en önemli ve hassas dönemlerden biri de hamilelik sürecindir. Hastanelerimizdeki gebelik poliklinikleriyle, anne adaylarının yanında oluyor ve bu süreci bebekleri ve kendileri açısından sağlıklı tamamlayabilmeleri için çalışıyoruz.

Hamileliğin başladığı haftadan itibaren, doğuma kadar tüm anne adaylarının takipleri standart olarak ultrason cihazları ile yapılıyor. Tanıya yönelik yapılan rutin testler arasında ikili test, fetal ense kalınlığı ölçümü, üçlü test, şeker tarama testi, servikal uzunluk ölçümü, fetal monitörizasyon gibi incelemeler bulunmaktadır. Hamileliğin gelişimine göre normal, sezaryen veya epidural anestezi ile doğum seçenekleri de başarıyla gerçekleştiriliyor.

Yüksek riskli gebelikler sınıfına giren, gebelik sırasında komplikasyon yaratabilecek hastalıkların varlığında, deneyimli Kadın Hastalıkları ve Doğum kadrolarımızın yanı sıra diğer branşların da desteği ile takipler sürdürülmektedir. Bu gebeliklerin doğumlarında da, sağlık problemi yaşaması olası bebekler için, her an müdahaleye hazır, bilinçli kadrolarıyla Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi hekim ve hemşireleri doğumlara eşlik ediyor.

Merhaba Dünya!

Medical Park Hastaneleri’nde, takip sürecinin ardından, doğumunu gerçekleştirdiğimiz tüm bebeklerimize de en az annelerimiz kadar iyi bakmayı hizmetlerimizin bir parçası olarak görüyoruz.

Hastanelerimizde, bebeklerimizin ihtiyaç duyduğu bakımı, uzmanlığının yanı sıra şefkat duygusuyla sunan doktor ve hemşire kadrosuyla hizmet verilmektedir. Kadın Doğum ve sonrasında Pediatri Polikliniği hizmetlerimizle, bebekler doğmadan önce olduğu gibi, doğduktan sonra da Medical Park’ın profesyonel ilgisi altında bulunuyorlar.

Menopoz ve Osteoporoz Takipleri

Menopoz, bilimsel yaklaşımın ve hassasiyetle de üzerinde durulması gereken, kadınların yaşamındaki özel dönemlerden biridir. Hastanelerimiz Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümlerinde hastaların menopoz dönemini sağlıklı ve rahat geçirebilmeleri için gerekli tedaviler gerçekleştirilmektedir. Menopoza bağlı gelişen osteoporoz (kemik erimesi) hastalığının önlenmesi, hastalar üzerindeki yıkımlarının en aza indirilmesi konusunda da Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümlerimizin hekimleri, diğer tıp disiplinleriyle yakın işbirliği içinde tedavileri planlanıyor.

Jinekolojik Onkoloji Takipleri

Jinekolojik kanserler, üreme sistemine ait yüksek risk oluşturan kötü huylu oluşumlar detaylı şekilde inceleniyor ve hem cerrahi hem de medikal tedaviler uygulanıyor.

Tüp Bebek

Tüp Bebek konusunda, köklü geçmişe sahip ve konusunda deneyimli hekim kadroları ile bebek sahibi olmak isteyen çiftlerin yüzünü güldürüyor. Kadın ve erkek kısırlığının geleneksel tedavileri başta olmak üzere, yardımla üreme teknikleri kapsamında; tüp bebek, mikroenjeksiyon, embriyo dondurma ve cerrahi sperm arama işlemleri yapılıyor.

Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi, yoğun bakım ihtiyacı olan tüm bebeklere gerekli desteği sağlamaktadır. Güncel bilgiler ışığında, modern tıbbi donanımıyla bebekleri kısa sürede ailelerine kavuşturmakta, ailelerin bilgilendirilmesinde ve eğitiminde gerekli kaynakları sağlamaktadır.

Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi, 24’üncü gebelik haftasından itibaren erken doğum, çoğul gebelik, şeker hastalığı annelerin bebeği, iri bebek, anne karnında mekonyum yutmuş bebek, zor doğum sonucu oluşan beyin ve diğer organ hasarı gibi yüksek risk taşıyan bebeklere gelişmiş düzeyde bakım sağlamaktadır. Küçük hastalarına gerekli olan tüm tıbbi ve cerrahi hizmetleri sunan Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi, hastanenin yanı sıra Türkiye’de ve komşu ülkelerde yoğun bakım ihtiyacı duyan tüm yeni doğan bebeklere sağlık hizmeti sağlamaktadır. Bu amaçla hava ve kara ambulans sistemleri ile işbirliği içinde hizmet verilmektedir.

Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi’nde; solunum desteği (ventilatör tedavisi), kan değişimi, fototerapi (ışık tedavisi), perkütan katater uygulamaları (kol ve bacakta yer alan ince damarlardan kalbe uzanan ince damar yolu), total parenteral nutrisyon (tamamen damar yolu ile beslenme) uygulamaları, toraks tüpü takılması (akciğer hava kaçağı tedavisi), hasta başı EEG (beyin elektrosu), hasta başı EKO (Kalp ultrasonu), hasta başı USG (beyin ve diğer iç organların değerlendirilmesi için ultrason), retinopati muayenesi (erken doğan bebeklerin göz muayeneleri) de yapılmaktadır. Ünitemiz gerekli durumlarda Çocuk Cerrahisi, Çocuk Nörolojisi, Çocuk Kardiyolojisi, Çocuk Gastroenterolojisi, Çocuk Metabolizma ve Endokrinolojisi’nden 24 saat destek almaktadır.

Kalp hastalıkları ve özellikle koroner damar hastalığı dünyada olduğu gibi ülkemizde de başta gelen ölüm nedenleri arasındadır. Vücudumuzdaki organların canlılığını koruyabilmeleri ve görevlerini yapabilmeleri için oksijen ve besin maddelerine gereksinimleri vardır. Gerekli olan oksijen ve besin maddeleri organlara atardamar (arter) yoluyla kan ile taşınır. Kanın atardamarlara pompalanması işini kalbimiz yapar.

Kalbimizin de görevini yapabilmesi için beslenmesi gereklidir. Kalbin kendisini besleyen damarlara “koroner damar” (koroner arter) denmektedir. Koroner arterlerde damar sertliği (ateroskleroz) sonucu oluşan daralma veya tıkanma neticesinde kalbimiz yeterince beslenemez ve görevini aksatır. Sonuçta pompa görevi aksadığından kan aracılığıyla organlarımıza ulaşan oksijen ve besin maddeleri azalır ve zamanla çeşitli organlara ait yetersizlik belirtileri ortaya çıkar.

 

Koroner Anjiyografi Neden Yapılmalıdır?

Koroner arter hastalığının, özellikle kalp hastalığı risk faktörlerine sahip kişilerde erken tanınması ve tedavi edilmesi hayati önemdedir. Amaç kişiyi olası kalp krizinin sonuçlarından korumaktır. Bu nedenle EKG (kalp grafisi), ekokardiyografi (kalp ultrasonu), eforlu EKG (koşu bandı) gibi kardiyolojik tetkikler neticesinde koroner arter hastalığı şüphesi görülen kişilerde tanının kesinleşmesi için koroner anjiyografi denen tanısal işlemin yapılması gerekli olabilir.

Koroner anjiyografi bir tanı yöntemi olup bir ameliyat türü değildir. Koroner anjiyografi, kalp damarları (koroner arter) içine özel bir ilaç verip, özel bir görüntüleme sistemi kullanılarak görüntülerinin alınması işlemidir. Koroner anjiyografi, anjiyografi cihazı ve eğitimli-deneyimli kardiyoloji uzmanı ile sağlık personelinin bulunduğu gelişmiş laboratuvarlarda yapılır. İşlem için hastanın uyutulmasına gerek yoktur, işlem süresince hasta uyanıktır ve konuşabilir. Koroner anjiyografide kalp damarlarına ulaşmak için çoğunlukla sağ kasık atardamarı (bazen kol) kullanılır. Sağ kasık atardamarına (femoral arter) girmek için kasık bölgesi iğne ile uyuşturulur ve damar içine bir plastik kılıf yerleştirilir. Hasta bu işlem sırasında bazen hafif bir sızı duyabilir. Bundan sonraki bölümde hasta herhangi bir şey hissetmez. Sonra ince-küçük ve bükülebilir bir boru (kateter) plastik kılıf yolu ile kalbi besleyen küçük atar damarların (koroner damarlar) çıktığı en büyük atar damara (aort) kadar ilerletilir ve koronerlerin aorta giriş yerlerine yerleştirilerek, koroner arter içine boyalı bir madde (kontrast madde) verilir. Böylece değişik açılardan çekilen filmlerde koroner damarlar görüntülenebilir ve hangi bölgede ne kadar daralma olduğu tespit edilebilir. Boyalı maddenin enjeksiyonu ağrı hissi vermeyecektir. Ancak boyalı madde damarlara verilirken 20-30 saniye kadar geçici sıcak basması ve kızarma, bulantı hissedilebilmektedir.

ARİTMİ (KALPTEKİ RİTİM BOZUKLUĞU, TEKLEME) NEDİR, NASIL TANI KOYULUR, NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Sağlıklı bir kalp, istirahat halinde dakikada 60-80 arasında çarpar. Ve her atım arasındaki süreler eşittir, yani ritmiktir. Beden aktivitesi arttığında, örneğin yürüyüş, spor yapma, ağır iş yapma ya da stres altına girme durumlarında kalbimizin bir dakikadaki atım sayısı artar. Ancak, yine de atımlar arasındaki süre eşit ve yine ritmiktir. Kalbimizde, ritmi üreten bir nokta vardır, elektrik uyarısı üreten bu noktanın kendisi anormal ritimli atımlar üreteceği gibi, bazen de bu noktadan sağlıklı üretilen ritim uyarılarının, lifler aracılığı ile kalp kasına iletilmesi esnasında iletim kusurları olabilir. Her durumda anormal ritimli kalp atımları oluşumun ayol açabilir. Hastalar kimi zaman bu anormal atımları hissederek kendileri hekime başvurdukları gibi kimi zaman da her hangi bir maksatla çekilen rutin bir EKG de tesadüfen anormal ritimli kalp atımları olduğu hekim tarafından fark edilebilir.

Anormal ritimli kalp atımları, sorunun şiddetine göre kalbin pompa görevini bozarken diğer yandan pıhtı oluşumuna yol açıp, bu pıhtıların kalp, akciğer, beyin ve diğer bazı organların damarlarını tıkaması ile acil ve hayati sorunlara yol açması söz konusu olabilir. Bu nedenle, ritim bozukluğu önemli ve tedavi edilmesi gereken bir kalp sağlığı sorunu olarak görülmelidir.

Her hangi bir nedenle ritim bozukluğu saptanan hastalar için özel geliştirilmiş Elektro-fizyoloji laboratuvarları kurulur. Bu laboratuvarda kalbin atımları derinlemesine incelenerek öncelikle anormal ritmin tanısı yani adı koyulur. Ardından ritim bozukluğunun, uyarının çıktığı noktada mı olduğu ya da iletim yollarında mı olduğu anlaşılmaya çalışılır. Haritalama adı verilen bu işlemden sonra hastanın kalp içindeki iletim yollarında nereye müdahale yapılacağı tam olarak netleştirilir. Yine koroner anjiyografi laboratuvarı ortamında ve kateter tekniği kullanılarak bu anormal iletim olan noktalara radyofrekans yöntemleri ile müdahale edilir ve anormal ritim üreten odaklar ortadan kaldırılarak, hastanın normal bir kalp ritmine ulaşması sağlanır.

Poliklinik, laboratuvar, radyolojik tetkikler ve odiyolojik tetkikler sonrası hastalarımızın hemen tamamında hastanelerimizde tanı koyup tedaviye geçilmektedir. KBB muayene odaları klasik muayene gereçlerinin yanı sıra endoskopik muayenelere de olanak veren endovizyon sistemi ile donatılmıştır.

Ameliyathanelerimizde hastanın konforu ve başarılı bir ameliyat sürecine katkı sağlayacak gerekli cerrahi setlerle donatılmıştır. Bu setler, endoskopik sinüs cerrahisi, orta kulak ve mastoid cerrahisi alanlarındaki hekim pratiğine katkı sağlayan donanımlar olarak ön plana çıkmaktadır. Ameliyathanelerimizde baş ve boyun bölgesinin büyük kanserlerinin ameliyatları da başarıyla gerçekleştirecek tıbbi donanım, hekim kadrosu ve yoğun bakım hizmetleri bulunmaktadır.

 

 

Hastanelerimiz Bünyesinde Tedavi Edilen KBB Hastalıklarının Belli Başlıları:

1. Otoloji ve Nörootoloji (Kulağı Ve Kulakla Beyini Ortak İlgilendiren Hastalıklar):

Dış kulak yolunun tüm hastalıkları, kulak tümörleri

Orta kulak hastalıkları: Akut ve kronik iltihapları, kolesteatom cerrahisi, orta kulakta sıvı birikimleri, orta kulak ve iç kulak bağlantısında kireçlenme (otoskleroz)

İç kulak ve Gerisinin Rahatsızlıkları: Labirentit, Vestibüler Nörinit gibi iç kulağın iltihabi rahatsızlıkları Meniere Hastalığı, Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo gibi baş dönmesinin ön planda olduğu rahatsızlıklar

2- Rinoloji ve Allerji (Burun Hastalıkları):

Burun kemiği eğrilikleri,konka (burun eti) problemleri, polipler ve burun içi kanserleri • Akut ve kronik sinüzitleri tedavileri • Mevsimsel ve Süregen Allerjik Burun Nezleleri

3- Stomatoloji ve Orofarenks Hastalıkları:

Ağız İçinin iltihabi, kistik ve tümöral hastalıkları

Bademciklerin ve geniz etinin iltihapları ve büyümeleri

Horlama sebepleri ve tedavileri

4- Larengoloji:

Ses teli ve civarının iltihabi hastalıkları(Larenjitler), ses teli nodüller, gırtlak kanserleri • Konuşma bozuklukları

5- Baş ve Boyun Cerrahisi Hastalıları:

Tükürük bezlerinin (kulak önü, çene altı ve dilaltı) iltihabi hastalıkları ve tümöral şişlikleri, tiroid bezi cerrahisi; boyundaki kitlelere (şişlik) yaklaşım onların sebeplerinin aranması ve gerekirse ameliyatla tedavileri, tiroglossal kistlerin ve sinüslerin tedavileri. Baş-boyun bölgesinin tüm kanserleri orofarenks (ağız içi), dil, çene

6- Maksillofasial ve Fasial Plastik Cerrahi:

Burun estetiği, kepçe kulak benzeri estetik operasyonlar

Alt ve üst çene kırıklarının cerrahi tedavileri, çene ve yüz kemiklerinin hastalıkları ve tedavisi

Kalp-damar hastalıkları düzenli olarak kontrollerini yaptıranlarda çok erken teşhis edilebiliyor.

Cerrahi tedavi gerektiren kalp ve damar hastalıklarında, akademisyenlerden oluşan uzman kadromuz, hastalara dünyanın önde gelen teknolojik imkânlarını kullanarak en başarılı çözümleri sunuyor.

Deneyimli kardiyak anestezi ekibi ve her türlü ileri yaşam destek cihazları ile donatılmış yoğun bakım ünitesi, ameliyatların başarı oranına önemli katkıda bulunurken, ameliyat sonrası hastanın bu süreci en rahat şekilde geçirmesi sağlanıyor.

 

HASTANELERİMİZDEKİ KALP VE DAMAR

CERRAHİSİ UYGULAMALARIMIZ

CGM Testi

ABI Testi

El bileğinden Anjiyo

Koroner Anjiyografi

Koroner By-Pass

Kalp Kapağı (Aort, Mitral, Triküspit ve Pulmoner) tamir ve değişim ameliyatları

Kalp Kapak Cerrahisi

Aort Anevrizması Ameliyatları (Asenden, Arcus Aort anevrizması tamirleri)

Sol Ventrikül Anevrizma Tamirleri

Küçük Kesilerle By-Pass için Damar Çıkarma

Küçük Kesilerle Kalp Ameliyatları

Kalp Tümörlerinin Çıkarılması

KVC Periferik Damar Cerrahisi

İnme Cerrahisi

Minimal İnvaziv Kalp- Damar Cerrahisi

Varis Tedavileri

Vücudun yapısı taşları olan hücreler bir araya gelerek dokuları, dokular ise organları oluştururlar. Bu döngüde, kanser organlarda ve dokularda değil, hücresel aşamada başlar. Normal olarak vücudun ihtiyacına göre bu hücreler oluşur, büyür, bölünür ve gerekli olan yeni hücreleri meydana getirirler. Yaşlandıklarında ise ölürler ve yerlerine yenileri gelir. Bazen bu döngü bozulur; vücudun kontrolü dışında fazla miktarda hücre oluşur veya yaşlı hücreler ölmeleri gerektiği halde ölmezler. Bu anormal hücrelerin kontrol dışı büyümesi sonucu oluşan doku kütlesine tümör denir.

ONKOLOJİ NEDİR ?

Tümörleri inceleyen tıp dalına Onkoloji denir. Oncos (=şişlik) ve logos (=bilim) Latince kelimelerinin bir araya gelmesi ile oluşturulmuş bir deyimdir.

ONKOLOJİ İLE UĞRAŞAN DİSİPLİNLER HANGİLERİDİR?

Bunlar cerrahi onkoloji, tıbbi onkoloji ve radyasyon onkolojisidir. Ortak çalışma ile hastaların tedavisi ve takibini daha yakından izlenebilmektedir. Cerrahi onkoloji hastalığın tanısının konmasında ve hastadaki mevcut tümörün çıkarılmasında oldukça etkilidir. Pek çok cerrahi disiplin bu grup içerisindedir. (Genel Cerrahi, Kulak-Burun-Boğaz, Beyin Cerrahisi, Göğüs Cerrahi, ortopedi, vb.) bulunmaktadır. Tanı konan hastalara cerrahi tedavi sonrasında veya ameliyat olamayacak kadar yayılmış hastalığı olanlarda tedaviye kanser ilaçları ve radyoterapi ile devam edilir. Kanser hastalıklarının ilaçla tedavisi Tıbbi Onkoloji (çocukluk çağında Pediatrik Onkoloji) tarafından, radyoterapi ile tedavisi ise Radyasyon Onkolojisi tarafından yapılmaktadır. Tüm bu süreçlerden de anlaşılacağı gibi kanser birden fazla tıp disiplininin birlikte çalışmasını gerektirmektedir.

KANSERE NEDEN OLAN FAKTÖRLER NELERDİR?

Kanser gelişimi oldukça kompleks bir dizi mekanizma sonrasında ortaya çıkmaktadır. Günümüzde kanserin genetik bir hastalık olduğu kabul edilmektedir. Bunun anlamı normal bir hücrenin genetik yapısında değişiklikler ortaya çıkmadan kanserin gelişmesinin mümkün olmadığıdır. Kanserin gelişmesi birbirini takip eden kanserojen etkilerin sonucunda olmaktadır. Kanser gelişiminde gözlenen bozuklukların her biri değişik savunma mekanizmaları ile düzeltilmektedir, ayrıca bağışıklık sistemimiz de bu tür bozuklukların tanınması ve yok edilmesi işlevinde etkin rol oynamaktadır. Ancak yine de bunlara rağmen kanser gelişebilmektedir. Bunun başlıca nedenleri arasında savunma mekanizmalarının işlemez hale gelmesi ve bağışıklık sisteminde meydana gelen yetersizliklerdir. Sonuçta kanser niteliği kazanmış olan hücreler aşırı miktarlarda çoğalma imkanı bulmakta ve kanser olarak bildiğimiz hastalık tablolarının çıkmasına neden olmaktadır.

Nefroloji kelimesi Yunanca nephros (böbrek) ve logos (bilim) kelimelerinin bir araya getirilmesinden oluşturulan bir terim olup normal böbrek işlevleri, böbrek ile ilgili sorunlar, böbrek ile ilgili sorunların tedavisi ve diyaliz veya böbrek nakli gibi böbrek yerine koyma tedavileri ile ilgilenen bir bilim dalının adıdır. Diyabet ve romatizmal hastalıklar gibi böbreği etkileyebilen sistemik hastalıklar ile hipertansiyon ve böbreğin kemik hastalıkları gibi böbrek hastalığı sonucu gelişen sorunlar da nefrolojinin çalıştığı alanlar arasındadır.

NEFROLOG KİMDİR?

Nefroloji konusunda eğitim alıp bu alanda uzmanlaşan hekimlere nefrolog adı verilir. Ülkemizde nefrolog olabilmek için altı yıllık temel tıp eğitimi, İç Hastalıkları alanında dört yıllık ihtisas eğitimi ve sonrasında Nefroloji alanında üç yıllık yan dal uzmanlık eğitiminin tamamlanmış olması gerekmektedir.

NEFROLOJİ İLGİ ALANLARI

Nefroloji hipertansiyon ve elektrolit bozuklukları dahil olmak üzere böbrek hastalıklarının tanı ve tedavisi, ve diyaliz ve böbrek nakli gibi böbrek yerine koyma tedavileri ile ilgilenir. Hastalar nefroloji uzmanına akut böbrek hasarı (yetmezliği), kronik böbrek hastalığı (yetmezliği), idrardan kan gelmesi, idrardan protein kaçağı, ağrılı idrar yapma, vücun şişmesi (ödem), böbrek taşları, hipertansiyon, diyabetin böbrek tutulumu (diyabetik nefropati), romatizmal hastalıklar gibi sistemik hastalıkların böbreği etkilemeleri, böbrek iltihapları (nefrit, piyelonefrit, gibi), idrar yolları infeksiyonları, kistik böbrek sorunları, asit-baz dengesi bozuklukları ve sıvı-elektrolit bozuklukları nedeni ile gönderilirler. Nefroloji uzmanının yaptığı işlemler arasında böbrek biyopsisi, hemodiyaliz katateri yerleştirme, periton diyaliz katateri yerleştirme, hemodiyaliz fistülü yönetimi, periton ve hemodiyaliz hastalarının izlem ve yönetimi, böbrek nakline aday hastayı hazırlama, nakil sırasında ve nakilden sonra hastanın izlem ve yönetimi de yer alır.

Medical Park Hastaneler Grubu Hastaneleri’nin Nöroloji Bölümleri’nde geniş bir yelpazedeki nörolojik hastalıkların ayaktan ve yatarak tanı, tedavi ve izlem hizmetleri verilmektedir.

Nöroloji Bölümlerimizin uğraşı alanına giren, beyin kanamaları, baş ağrısı, baş dönmesi serebrovasküler hastalıklar, hareket bozuklukları, kas ve sinir hastalıkları, epilepsi, alzheimer, multipl skleroz, inme ve uyku bozuklukları konularında hastanelerimizde hizmet verilmektedir. Gerektiğinde hastanelerimizin Tıbbi Görüntüleme ve Beyin, Omurilik ve Sinir Cerrahisi Bölümleri ile yakın işbirliği içinde çalışmalar yürütülmektedir.

Kraniyal tomografi veya magnetik rezonans (MR) görüntülemesi, ekokardiografi, ekstrakranial dopler gibi tetkikler hastalarımıza uygulanmakta, alınan sonuçlar hastalarımızın takip ve tedavilerine katkıda bulunmaktadır.

Koma, ilerleyici inme, sık tekrarlayan nöbetler gibi hasta yaşamını tehlikeye sokan ciddi durumlarda hastalarımızın takip ve tedavisi yoğun bakım ünitesinde sürdürülmektedir.

Çoğunlukla el ve ayak uyuşmaları gibi şikayetlerle ortaya çıkan nöropatileri değerlendirmek ve bel, boyun fıtığı gibi ağrılı durumların tanısında dinamik bir tanı yöntemi olan EMG (elektromiyonörografi) tetkiki, elektrofizyoloji laboratuarımızda gerçekleştirilmektedir.

Santral sinir sisteminin birçok hastalığında özellikle de epilepsi hastalığında ayırıcı tanı amacı ile kullanılan EEG (elektroensafolografi) tetkiki de elektrofizyoloji laboratuarımızda yapılabilmektedir.

Ayrıca baş ağrısı yakınmaları baş ağrısı polikliniklerimizde değerlendirilebilmektedir.

Nöroloji Bölümünün İlgilendiği Hastalıklar

1-Serebrovasküler hastalıklar

Beyin Kanamaları
Beyin Damar Tıkanıkları

2- Epilepsi

3- Hareket bozuklukları

Parkinson
Esansiyel Tremor
Diskinezi
Distoni
Huzursuz Bacak Sendromu

4- Demiyalizan hastalıklar

Multipl Skleroz
Transvers Myelit

5- Periferik sinir hastalıkları

Nöropatiler
Guillen Barre Sendromu

6- Kas ve sinir kas kavşağı hastalıkları

Myopatiler
Myastenia Gravis

7- Baş boyun bel ağrıları

Vasküler
Gerilim
Servikojenik Başağrıları
Nevraljiler

8- Demansiyel sendromlar

Delirium
Ensefalit
Demans

9-Sistemik ve metabolik nöroloji hastalıkları

Hipertansif Ensefalopati

10- Omuriliğin travma dışı hastalıklar

Spondilotik Miyelopati
Myelitler
Omurilik Tümörleri
Subakut Kombine Dejenerasyon

11-Konuşma bozuklukları

Afazi

12- Uyku Hastalıkları

Uyku apnesi

Horlama

Uykusuzluk

Aşırı uyuma hali

Nöroloji Kliniğince Yapılan Tetkikler

Polisomnografi (Uyku Tetkiki) (Hastane ve Evde)

CPAP / BPAP / ASV Titrasyonu (Hastane ve Evde)

EEG (Çocuk Büyük, Uyku Uyanıklık)

EMG (Çocuk Büyük)

Uyarılmış Potansiyeller

SSEP (Somatosensoriyel Uyarılmış Potansiyel)

VEP (Vizuel Uyarılmış Potansiyel)

BERA (İşitsel Uyarılmış Potansiyel)

EVDE UYKU TETKİKİ

UYKU TETKİKİ

CPAP TEDAVİSİ

CPAP

EVDE POLİSOMNOGRAFİ

POLİSOMNOGRAFİ

EEG

ÇOCUK EEG

EEG UYKU

UYKU EEG’Sİ

EMG

ÇOCUK EMG

VEP

SEP

BERA

Nöroloji Bölümü ve Hastalıklar

BAŞAĞRISI

BAŞ DÖNMESİ (VERTİGO)

ELLERDE UYUŞMA

AYAKLARDA UYUŞMA

BEL FITIĞI

BOYUN FITIĞI

FELÇ

YÜZ FELCİ

ÇİFT GÖRME

BULANIK GÖRME

DENGESİZLİK

TİTREME

ÇINLAMA

BAYILMA

UYKUYA DALAMAMA

UYUSUZLUK

HORLAMA

UYKUDA NEFES TUTMA

GÜNDÜZ AŞIRI UYKULULUK

YORGUNLUK

UNUTKANLIK

BACAKLARDA SIKINTI

KONUŞMA BOZUKLUĞIU

KONUŞAMAMA

ANLAMAMA

KAS AĞRISI

KAS ERİMESİ

İSTEMSİZ KASILMA

İSTEMSİZ HAREKETLER

GÖZ KARARMASI

GÖZ KAPAĞI DÜŞMESİ

KASILMA KRAMP UYKUDA BACAK HAREKETLERİ

UYUKLAMA

DOĞUM FELCİ

ALZHEİMER

BUNAMA

YUTAMAMA

NEFES TUTMA

Nöroloji Bölümünün İlgilendiği Hastalıklar

BAŞAĞRISI

MİGREN

SARA

EPİLEPSİ

MULTİPL SEKLEROZ

VERTİGO

ATAKSİ

BEYİN FELCİ

STROK

BEYİN DAMAR HASTALIKLARI

PARKİNSON

POLİNÖROPATİ

BOYUN FITIĞI

BEL FITIĞI

POLİNÖROPATİ

KARPAL TÜNEL SENDROMU

ULNAR OLUK SENDROMU

TORASİK ÇIKIŞ SENDROMU

FIBULA BAŞI SENDROMU

TARSAL TÜNEL SENDROMU

SİNİR YARALANMALARI

DOĞUM FELÇLERİ

UYKU APNESİ

HUZURSUZ BACAKLAR SENDROMU

NARKOLEPSİ

MULTİPL SKLEROZ

MS

NÖROPATİK AĞRI

DİABETİK POLİNÖROPATİ

TREMOR

KAS HASTALIKLARI

HEMİFASİAL SPASM

BLEFAROSPAZM

YÜZ KASILMASI

GÖZ KASILMASI

KRAMP

KASILMA

KAS AĞRISI

AFAZİ

ALZHEİMER

BUNAMA

Nükleer Tıp hastalıklara tanı konulması için radyoaktif izotopların kullanılmasını konu alan tıbbi bölümdür

Tanı amaçlı olarak;

·         Kalp Hastalıkları (Kardiyoloji ve Kalp Damar Cerrahisi)

·         Tiroid ve Endokrin Sistem Hastalıkları

·         Kemik Hastalıkları (Kemik sintigrafisi, Tüm vücut kemik sintigrafisi, 3 fazlı kemik sintigrafisi, Lökosit işaretleme)

·         Böbrek-Genital Sistem Hastalıkları (Dinamik ve Statik böbrek sintigrafileri, VUR sintigrafisi)

·         Gastro-İntestinal Sistem Hastalıkları (Mide-Barsak, Karaciğer, Safra yolları hastalıkları)

·         Kanser

·         Diğer

Pulmoner emboli’de Akciğer Perfüzyon/Ventilasyon Sintigrafisi,
Göz Yaşı Yolları tıkanıklıklarında Gözyaşı Yolları Sintigrafisi,
Tükrük Bezi hastalıklarında Tükrük Bezi Sintigrafisi,
Enfeksiyon, abse, sebebi bilinmeyen ateşte, Ga-67 veya İşaretli Lökosit Sintigrafisi,
Diyabetik ayakta İşaretli lökosit sintigrafisi, Kemik İliği Sintigrafisi.

PET/CT Nedir?

Kanserin tanısında ve tedavisinin izlenmesinde günümüzde kullanılan en gelişmiş yöntem olan PET/CT iki teknolojinin birleşiminden oluşuyor. PET (Positron Emmission Tomography), hücrelerin fonksiyon ve metabolizması hakkında bilgi verirken, CT’de anatomik veri sağlıyor. Tek seansta hem hücrelerin metabolik fonksiyonu hem de anatomisi 3 boyutlu olarak görüntülenirken ayrıntılı ve kesin bilgiler elde ediliyor. Bu şekilde, hastanın durumu hakkında en iyi bilgi elde edilebiliyor ve özellikle kanser hastalarında en iyi tedavi şekline karar verilebiliyor. Kanser hastanemiz de bulunan PET/CT cihazı ile küçük tümörler bile kolaylıkla tespit edilebiliyor.

PET/CT’nin Tek Başına Pet’ten Farkı Nedir?

PET tarayıcılar tümör odaklarının metabolizmasını ve küçük tümörleri belirleyebilir. Ancak CT bileşeni olmadan bunların tam olarak nerede olduğunu göstermek konusunda yetersiz kalır. Ayrıca, PET/CT cihazları PET cihazlarına göre belirgin olarak hızlıdır ve kapalı yer korkusu olan hastalar için geniş olarak tasarlanmıştır.

PET/CT Hangi Hastalıkların Tedavisinde Kullanılıyor?

·         PET/CT, onkolojik hastalıkların teşhisinde, evrelendirilmesinde ( yaygınlığın belirlenmesinde ) ve tedaviye yanıtın değerlendirilmesinde kullanılıyor.

·         Onkolojik hastalıkların dışında, kalp krizigeçiren hastalarda kalp kasında canlı doku varlığını belirlemede kullanılıyor.

·         Nöroloji alanında epilepsi (sara) odaklarının doğru biçimde belirlenmesinde kullanılıyor.

·         Alzheimer gibi hastalıkların erken dönemde yakalanmasını sağlıyor.

Radyoterapi Planlaması Tedavi Sonucunu Nasıl Etkiliyor?

PET/CT cihazı ile radyoterapi planlaması dünyada bir altın standart haline gelmiştir. Bu şekilde hedef tümör dokusu daha net olarak tanımlanıp tümör bölgesi daha etkin biçimde ışınlanabiliyor. Çevrede bulunan normal en hasara uğraması sağlanıyor.

PET/CT Nasıl Uygulanır?

Hastalara ilaç enjekte edildikten sonra kanserli hücrelerin bu ilacı emmeleri için 45 dakika ile 1 saat arası bir süre bekleniyor. Bu süre dolduğunda tarama başlıyor. Hasta 35 – 45 dakika sırt üstü yatar pozisyonda bekliyor.

PET/CT’nin Avantajları Nelerdir?

·         Kanserli hücrelerin erken evrede ve doğru olarak teşhis edilmesine olanak sağlıyor.

·         Nüksler daha erken tespit ediliyor.

·         Mükemmel görüntü kalitesine ve çözünürlüğe ulaşılıyor.

·         Tetkik çok daha kısa sürede tamamlanabildiği için hasta konforu artıyor.

·         Radyoterapi ile tedavi edilen tümör daha etkin biçimde ışınlanabiliyor. Bu şekilde çevrede bulunan sağlıklı dokular daha iyi korunuyor.

Bölümde sıklıkla karşılaşılan ortopedik hastalıkların yanı sıra özellikle ülkemizde kırık ve çıkıklara ve onların geç sonuçlarına bağlı ortaya çıkan yapısal bozukluklara tedavi hizmetleri verilmektedir.

NASIL BİR SPOR YARARLIDIR?

Düşük yoğunluklu egzersiz, yürüyüş, yüzme ve bisiklet uygun olan spor aktiviteleridir. Ağırlık kullanılarak yapılan sporlar, uzun mesafe koşuları sakıncalıdır.

Kireçlenmeye karşı baston kullanmak eklemin daha fazla hasar görmesini önler. Fizik tedavi ağrının ve kas spazmlarının azalmasını ve eklem hareket açıklığının korun­masını sağlar. Osteoartrit tedavisinde düzenli egzersiz yapmak çok önemlidir. Ağızdan kullanılan ilaçlar ve fizik tedavi yeterince faydalı olmazsa, ağrıyı kesmek için dize iğne (lokal anestezik) yapılabilir.

Eğer yapabilirseniz, her gün kısa mesafe yürüyün. Yürürken rahat ve ayağınızı doğru bir şekilde destekleyen ayakkabılar giyin. Yürüyemiyorsanız otururken ya da suda egzersiz yapın. Ilık su egzersiz yaparken vücut ağırlığınıza destek olacak ve eklem hareketlerinizi kolaylaştıracaktır. Yoğun aktivitelerden önce ısınma egzersizleri yaparak eklemlerinizi koruyun. Dizlik kullanarak diz çökme esnasında diz eklemlerinizi koruyabilirsiniz.

Yoğun olarak karşılaşılan travma olguları dışında, Artroskopik diz, omuz ve ayak bileği cerrahisi, Spor yaralanmaları, Kalça ve diz eklem protezleri, Deformite ve kısalık, Omurga hastalıklarının, Omuz hastalıklarının, Ayak hastalıklarının, Kas ve iskelet sistemi tümörlerinin, Doğumsal anomalilerin, Sinir kökenli kas ve kemik hastalıklarının tedavisi yapılmaktadır.

Hangi Organ ve Dokuların Nakli Yapılmaktadır?

Günümüzde böbrek, karaciğer, kalp, akciğer, pankreas, kemik iliği, kornea, kemik ve ince barsak en çok nakledilen organ ve dokulardır.

ORGAN NAKLİ KİMLERDEN YAPILIR?

Nakil ameliyatlarında kullanılan organların bir kısmı canlıdan (genellikle 4.dereceye kadar akrabalardan) veya vefat eden kişilerden (kadavra) sağlanmaktadır. Örneğin kalp hastalığından ölmüş bir kişinin sağlam kornea ve böbrekleri alınıp, görmeyen insanlara ya da böbrek hastalarına nakledilmektedir. İleri kalp, karaciğer ve böbrek yetmezliği olan hastalarda sağlıklı bir yaşam sadece organ nakli ile mümkündür.

Gerçekleştirilen organ nakillerine karşın bağışlanan organ sayısının yetersiz olması nedeniyle günümüzde bağışlanan organlar ihtiyacı karşılamamaktadır. Bugün ülkemizde 40 bininden fazla diyaliz hastası vardır (ne yazık ki çoğu 20-40 yaşları arası genç ve orta yaşlarda hastalardır). Yaşamlarını makinelere düzenli aralıklarla (haftada 3 kez ve her seferinde 3-4 saat) bağlanarak sürdürebilmektedirler.

Bu da sosyal yaşantılarını oldukça kötü bir şekilde etkilemektedir. Böbrek nakli ameliyatı ile bu bağımlılık sona ermekte ve yaşam süreleri uzamaktadır. İleri dönem kalp ve karaciğer hastalarının durumları çok daha üzücüdür. Diyaliz gibi bir yardımcı tedavi olanakları da olmadığı için kısa sürede yaşamları sona ermektedir.

ORGAN NAKLİ İYİ BİR TEDAVİ YÖNTEMİ MİDİR?

Organ nakli ile yaşam süresi uzar, yaşam kalitesi artar, diyaliz gibi ileri dönem organ yetmezliklerinde kullanılan tedavilere göre maliyeti çok düşüktür. O halde organ nakli ve organ bağışı ülkemiz için hem sağlık yönünden, hem de ekonomik yönden önemli bir katkıdır. Ayrıca bağımlılıkları azalır iş gücü kaybı da kazanca dönüşür. Organ nakledilen ve 20 seneyi dolduran hastaların olduğunu biliyoruz. Bunlar bekardılar, evlendiler, çocukları oldu, iş sahibi oldular. Benzer örnekler diğer organ nakilleri içinde çoğaltılabilir. Organ nakli ileri dönemdeki kalp, karaciğer ve böbrek hastaları için iyi bir tedavi yöntemidir.

Böbreklerimizin hayatımızı ve aktivitelerimizi sürdürmeye yetecek kadar fonksiyonlarını yapamaması sonucu yeni bir böbreğin ameliyatla vücudumuza yerleştirilmesi işlemine böbrek nakli denir. Böbrek bulunamadığında ya da bulunmasına kadar geçen sürede hastanın hayatını sürmesini sağlayan bir yöntemdir.

BÖBREK NAKLİ KONUSUNDA YANLIŞ BİLİNENLER

1) Alıcı ile ilgili yanlış bilinenler:

A. Yaş: Yürüyerek gelen herkes nakile adaydır. Hasta baştan sona incelenir nakil mi daha iyi diyaliz mi kıyaslaması yapılır ona göre karar verilir. Bilinenin aksine nakile uygun olmayan hasta çok azdır.

B ya da C sarılığı olanlar: B yada C hepatit (sarılık) hastalığım var nakil olabilir miyim? Çok güzel bir soru. 5 yıl önce olsaydı olmazdı. Ancak şu anda B ve C hepatiti olan hasta da nakil operasyonu olabiliyor. Ek testler yaparak nakil operasyonunun daha iyi olduğu anlaşılırsa nakil gerçekleştiriliyor. Bu durumda olan hastaların %90’ınına ekibimiz nakil gerçekleştirdi.

B. Şeker hastaları: Şeker hastası nakil olabilir mi? yapılan nakillerin 3 te 1’i şeker hastasıdır. Şeker hastalığı da böbrek hastalığı da aynı organ ve dokulara zarar verir. Böbrek nakli olmakla vücut üzerinden bir yük kalkmış oluyor. Şeker hastalığının böbrek yetmezliğine yol açması için en az 15-20 yıl geçmesi gerekir ki zaten nakil edilen böbreğin ömrü ortalama 15 – 20 yıldır.

C. Doku uymama endişesi: Bazı verici adaylarımız doku uymadığından dolayı nakil olamayacağını sanıyor. Halbuki yeni araştırmalar sonucunda doku uyum oranının çok fazla önemi olmadığı anlaşılmıştır. Doku uyumu oranı %0 olan bir vericiden böbrek nakledilse bile, anne-baba böbreğine yakın bir ömür sürmektedir ve bu böbreğin ömrü kadavra böbreğinden daha uzun olmaktadır.

D. Kan grubu uymama: Yine bazı hastalarımızın vericisi olmasına rağmen, kan grubu uymamaktadır. Geliştirdiğimiz bir yöntemle çözüm yolu olarak çapraz nakil yöntemini uygulamaya başladık. Bu yöntemle kan grubu uymayan hastaları eşleştirerek, nakil olmasını sağladık. İzmir’de 20 nakil, İstanbul’da ise 2,5 yılda 72 hastamızı çapraz nakil yöntemi ile sağlığına kavuşturduk.

BÖBREK NAKLİ KİMLERDEN YAPILIR?

Böbrek nakli ameliyatlarında kullanılan organların bir kısmı canlıdan (genellikle 4.dereceye kadar akrabalardan) veya vefat eden kişilerden (kadavra) sağlanmaktadır. Örneğin kalp hastalığından ölmüş bir kişinin sağlam kornea ve böbrekleri alınıp, görmeyen insanlara ya da böbrek hastalarına nakledilmektedir. İleri kalp, karaciğer ve böbrek yetmezliği olan hastalarda sağlıklı bir yaşam sadece organ nakli ile mümkündür.

Gerçekleştirilen organ nakillerine karşın bağışlanan organ sayısının yetersiz olması nedeniyle günümüzde bağışlanan organlar ihtiyacı karşılamamaktadır. Bugün ülkemizde 40 bininden fazla diyaliz hastası vardır (ne yazık ki çoğu 20-40 yaşları arası genç ve orta yaşlarda hastalardır). Yaşamlarını makinelere düzenli aralıklarla (haftada 3 kez ve her seferinde 3-4 saat) bağlanarak sürdürebilmektedirler. Bu da sosyal yaşantılarını oldukça kötü bir şekilde etkilemektedir. Böbrek nakli ameliyatı ile bu bağımlılık sona ermekte ve yaşam süreleri uzamaktadır. İleri dönem kalp ve karaciğer hastalarının durumları çok daha üzücüdür. Diyaliz gibi bir yardımcı tedavi olanakları da olmadığı için kısa sürede yaşamları sona ermektedir.

ORGAN NAKLİ DİNİ AÇIDAN UYGUN MUDUR?

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, organ bağışını insanın insana yapabileceği en büyük yardım olarak tanımlanmıştır. 6.3.1980 tarih 396 sayılı kararı ile organ naklinin caiz olduğunu bildirmiştir. Diğer islam ülkelerinde de ve bütün büyük dinlerde de benzer kararlar mevcuttur. Kur’an-ı Kerim’de de (Maide Suresi, Ayet 32) “KİM BİR KİMSEYE HAYAT VERİRSE, ONUN SANKİ BÜTÜN İNSANLARA HAYAT VERMİŞÇESİNE SEVAP KAZANACAĞI” beyan olunmuştur.

Birimimizde, kişilerin yaşadıkları psikolojik sorunlarla baş edebilmelerine, kendilerini geliştirmelerine ve tanımalarına yönelik profesyonel hizmet sunulmaktadır. Aynı zamanda hastanemizde yatan hastalarımıza ve yakınlarına tıbbi tedavilerine ek olarak psikolojik destek sağlanmaktadır.

Klinik psikologlardan ve psikiyatristlerden oluşan ekip, hastanelerimizde tıbbi tedavi gören hastalara, psikolojik sorunlarla başvuran kişilere ve topluma yönelik psikolojik değerlendirme ve psikoterapi uygulamaları yürütür.

Neden Bir Psikoloğa Gitmeliyim?

Nasıl fiziksel bir sıkıntı yaşadığınızda doktora başvuruyorsanız, psikolojik problemlerle ilgili yardım almak da gerekli ve faydalıdır. Psikolojik bir rahatsızlığınız olabileceği gibi, yaşamın herhangi bir evresinde kendi başınıza başa çıkamıyor olabilirsiniz…

Birebir psikolojik ve yaşamsal sıkıntılarla başvurabileceğiniz gibi, sizin ya da yakınlarınızın fiziksel hastalıklarıyla başa çıkma konusunda da bir psikoloğa başvurabilirsiniz. Burada amaç ruhsal bir hastalığın tedavisi de olabilir, basit bir problemin çözülmesi ya da sadece danışmak da…

Psikolog, psikolojik ölçüm araçlarını kullanarak değerlendirmeler yapar.

Bilimsel yöntem ve teknikleri kullanarak size yardım eder, ruhsal sıkıntılarınızı çözümlemenizde yardımcı olur. Aynı zamanda gerekli durumlarda birimimizde bulunan konsültan psikiyatristlerimize yönlendirme yapılmaktadır.

Birimimize Hangi Problemlerle Başvurabilirsiniz?

Depresyon; Kişiyi yaygın biçimde kuşatan keder, karamsarlık, isteksizlik ve yaşamdan zevk alamama hali.

Kaygı Bozuklukları; Aşırı titizlik, temizlik ve kontrol etme takıntıları ile görülebilen Obsesif Kompülsif Bozukluk, Panik Atak, Sosyal Fobi, Fobiler(yükseklik, uçak, kedi/köpek, böcek, asansör, kapalı yer vb. Sunum esnasında, konuşma ve görüşmelerde, sahne önünde, kalabalık kalabalık vb. ortamlarda duyulan performans kaygısı.

Cinsel İşlev Bozuklukları; Cinsel birleşmeye izin vermeyen vajinismus, cinsel ağrı, cinsel istek, cinsel uyarılma, orgazm aşamalarındaki sorunlar, erken boşalma, sertleşme bozukluğu vb.

Yaşam sorunları; Stres, aşırı titizlik, Çekingenlik, Evlilik Sorunları, Aile sorunları, İlişki Sorunları (Ayrılık, kaybetme korkusu, terk edilme, çatışma, vb.), Sınav kaygısı (ÖSS, ÜDS, vize ve finaller vb), Çocuk yetiştirme tutumları.

Psikolojik travmalar; Kazalar, saldırılar, doğal afetler gibi ani ve beklenmedik durumlarda gelişen stres bozukluğu.

Yeme Bozukluğu; Yemek yeme konusunda direnç ve kilo verme ile ilgili aşırı uğraş anlamına gelenanoreksia nervoza ve aşırı yiyip çıkarma şekilnde seyreden bulumia nevroza gibi yeme bozuklukları , kilo kontrolü ve obesite sorunlarına diyetisyen işbirliği ile yaklaşılır.

Sağlık Psikolojisi; Diabet, tiroid, kanser gibi süreğen hastalıklarla yaşamak ve bunlarla başa çıkmakla ilgili destek almanın hastalığın gidişatını olumlu yönde etkilediğini bilmekteyiz. Hasta ve hasta yakınları bireysel ve grup terapilerine katılabilirler.

Psikolojik Testler

Kişilik Testleri

Minnesota Çokyönlü Kişilik Envanteri(MMPI) ve tanı ve tedaviye yardımcı olacak diğer psikometrik ölçekler uygulanmaktadır.

MMPI testinden kişinin ruhsal sorunlarını belirlemede, kamu güvenliği alanında çalışanların kişiliklerinin işe uygunluğunu

değerlendirmede yararlanmaktadır. MMPI, 566 sorudan oluşmaktadır ve 15 kadar ayrı ölçek içermektedir.

Depresyon ve kaygı bozukluklarının değerlendirilmesi ve objektif ölçümlerinin yapılması için çeşitli ölçekler kullanılmaktadır. Beck Depresyon envanteri, Sosyal Fobi ölçeği, SCL-90 gibi…

Gelişim Testleri

Denver ve AGTE gibi çocuk gelişim testleri ile çocuğun dil, psikososyal gelişim, ince motor ve kaba motor gelişiminin düzeyi ölçülür. Bu testler gelişim geriliği ve anormallikler için bir tarama niteliği taşır.

Nöropsikolojik Testler

Nörolojik problemlerde tanı ve tedaviye yardımcı olan bu testler, kişinin zihinsel performansını ölçer. İleri yaşlarda görülen demansiyel rahatsızlıkların özellikleri hakkında bilgi verir. Ayrıca değerlendirmede bu kişilerin depresyon taramaları da yapılır.

Mini Mental Durum Değerlendirmesi, Sözel Öğrenme Testi, Sayı Menzili, Luria Bataryası, Stroop Testi, Benton Yüz Tanıma Testi, Boston Nesne İsimlendirme Testi gibi testlerle kişinin bellek ve yürütücü zihinsel işlevleri ölçülür.

Ayrıca ADAS- cog: Alzheimer Hastalığı Değerlendirme Skalası- Kognitif alt Testi uygulanmaktadır.

Medical Park Hastaneler Grubu, bünyesindeki hekimler ile Plastik, Estetik ve Rekonstrüktif Cerrahi dalında hizmetinizdedir.

YÜZ GERME

Yüz germe ameliyatının bir diğer adı da ‘Rhytidectomy’dir. Yüz germe ameliyatı ile yüz ve boyun derisindeki sarkıklık giderilir; varsa çene altındaki yağlanma ortadan kaldırılır. Derialtındaki fasya dokusu sıkılaştırılır.

Yüz germe ameliyatına aday ideal kişiler; yüz ve boyun derisi sarkmaya başlamış, ancak cildi hala elastikiyetini tam kaybetmemiş, başka sağlık problemi olmayanlardır. Genellikle 40 yaşın üzerindeki erkek ve kadınlara bu ameliyat uygulanır. Yüz germe ameliyatı sırasında, yüzün daha güzel ve daha genç görünmesi için, burun ve gözkapakları estetiği, alın germe, kaş kaldırma ameliyatları da eklenebilir. İnce kırışıklıklar için dolgu maddelerinin enjeksiyonu (yağ, hyalurinik asit vb.) veya peeling (mekanik, kimyasal, lazer) yapılabilir.

LİPOSUCTİON NEDİR?

Liposuction yani yağ aldırma; estetik cerrahi denildiğinde toplum genelinde en çok akla gelen terimlerden biri oldu. Öyle ki Amerika’da yapılan son araştırma; liposuction’ın, kadın erkek farkı gözetmeksizin, estetik cerrahi girişimlerin başında yer aldığını gösteriyor. Hazır gıdanın, hareketsiz yaşam ve stresin damgasını vurduğu 1980’li yıllardan bu yana fazla kilolar da başımızı derde sokuyor. 1980’li yıllardan bu yana sağlıklı beslenme ve egzersizi hayatlarına bir türlü sokamayan ve estetik kaygısı fazla olan insanlar için liposuction bir çıkış yolu oldu.

BURUN ESTETİĞİ AMELİYATI

Estetik burun ameliyatı genellikle bir buçuk-iki saat sürer. Burun estetiği ameliyatı esnasında buru derisi, kemik ve kıkırdak çatısı birbirinden ayrılır. Burnun yeniden şekillendirilmesi işlemi, burunda mevcut probleme ve cerrahın uyguladığı tekniğe bağlı olarak değişir. Burun estetiği ameliyatının sonunda burun derisi, yeniden oluşturulan burun çatısının üzerine yerleştirilir. Burun estetiği ameliyatı tamamlandığında burun üzerine , burnun yeni şeklini muhafaza etmesine yardımcı olacak bir alçı atel uygulanacaktır. Burnun içindeki iki hava yolunu birbirinden ayıran bölme olan septumu sabitleştirmek için, burnun içine tamponlar veya yumuşak plastik aletler konulabilir.

Psikiyatri biliminin ilgi alanına, kalıtımsal faktörlerin rol oynadığı diğer psikiyatrik bozukluklar da girer. Bunlar arasında Şizofreni, Duygudurum Bozuklukları (Depresyon ve Mani) ve diğer bazı durumlar sayılabilir. Bunun dışında kalıtımsal faktörlerin varlığı henüz kanıtlanmasa da, çocuklukta yaşanan olumsuzlukların önemli bir belirleyici olduğu Kişilik Bozuklukları da eklenebilir.

Obsesif- Kompulsif Bozuklukları (Takıntılı-Zorlantılı Bozukluk), diğer Anksiyete Bozuklukları (Panik Bozukluk,Yaygın Anksiyete Bozuklukları, Fobiler, Sosyal Fobi, Travma Sonları Stres Bozukluğu ), Yeme Bozuklukları, Yaş Reaksiyonları, Uyku Bozuklukları ve Cinsel İşlev Bozuklukları da Psikiyatri’nin ilgi alanına giren rahatsızlıklara örnek verilebilir.

Tanı için klinik görüşmelerden, muayenelerden, laboratuvar tetkiklerinden ve görüntüleme yöntemlerinden yararlanan psikiyatri, belirlediği bozuklukları da farmakoterapi (ilaçla tedavi) ve psikoterapi (ruhsal tedavi) yöntemleri ile tedavi eder.

Perinatoloji; Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalının, yüksek riskli gebeliklerle ilgili yan dal uzmanlık alanıdır. Anne ve fetüs (anne karnındaki bebek) açısından sağlıklı bir gebelik elde edilmesi, gebelik sırasında anne ve fetüsün ortaya çıkabilecek olası tıbbi sorunlar yönünden taranması ve şüphe halinde gerekli tanı ve tedavi yöntemlerinin uygulanması alanlarında son yıllarda tüm dünyada ve ülkemizde büyük gelişmeler sağlanmıştır. Genetik alanındaki gelişmeler, fetüsün incelenmesinde çok önemli olan ultrasonografi teknolojisindeki ilerlemeler, MR’ın yaygın olarak kullanılmaya başlaması, tarama testlerinin (ikili test, dörtlü test, NIPT) duyarlılığının artması, tanı ve tedaviye yönelik invaziv girişimlerde artan deneyimler, bu gelişmelerin sağlanmasında önemli rol oynamıştır. Yüksek teknoloji, deneyim ve bilgi birikimi gerektiren bu hizmetlerin ayrı bir uzmanlık dalı tarafından gerçekleştirilmesi tüm Dünya’da olduğu gibi ülkemizde de bir zorunluluk haline gelmiş ve Sağlık Bakanlığı 2011 yılında “Perinatoloji”yi yan dal uzmanlık olarak kabul etmiştir. Hastanemizde de “Perinatoloji Bölümü” ayrı bir birim olarak mevcut olup bu hizmetleri en üst düzeyde sunmaktadır.

Yapısal ve kromozomal anomaliler yönünden fetusun sağlıklı olup olmadığının araştırılması, şüphe varsa gerekli testlerin ve invaziv girişimlerin yapılması (amniyosentez, CVS, kordosentez); annede gebelik öncesinde mevcut olan ya da gebelik sırasında ortaya çıkan hastalıklarla (hipertansiyon, diyabet, preeklampsi, hipo-hipertiroidi, vs) komplike gebeliklerin değerlendirilmesi ve takibi; tedavisi mümkün olabilen yapısal veya fonksiyonel fetal anomalilerde gerekli tıbbi tedavilerin (fetal kardiak aritmiler, fetal guatr gibi) veya girişimsel işlemlerin (intrauterin kan transfüzyonu, fetal shunt takılması gibi) uygulanması; çoğul gebeliklere özgü komplikasyonların tanı ve tedavisi; ebeveynlerde genetik veya sistemik hastalık mevcudiyetinde veya daha önce anne ya da fetus yönünden problemli bir gebelik yaşamış hastalara prekonsepsiyonel (gebe kalmadan önce) danışmanlık verilmesi, gerekli tetkiklerin ve tedavilerin planlanması, perinatoloji bölümünün temel uğraşı alanları arasındadır.

Perinatoloji bölümümüzün amacı; gebelik sırasında anne ve fetusla ilgili tıbbi sorunların tanısı ve çözümü konusunda hastalarımıza ve onları takip etmekte olan kadın doğum uzmanı hekimlerimize yardımcı olmaktır.

Perinatoloji bölümümüzde verilen hizmetler:

Anormal erken gebelik bulgularının varlığında klinik ve ultrasonografik değerlendirme ve önerilerde bulunmak.

11-14 hafta Down sendomu, trizomi 13/18 taraması (nuchal translucency-ense saydamlığı/PAPP-A/free beta hCG, nazal kemik kullanarak; gereğinde ductus venosus ve triküspit regürgitasyon ile birlikte) ve 11-14 hafta detaylı ultrasonografik muayene.

20-24 hafta 4-Boyutlu ayrıntılı ultrasonografik inceleme (2.düzey ultrasononografi).

Fetal anomalilerde tanı ve yönetim

Prenatal tanı amaçlı invaziv girişimler:

Amniyosentez

CVS (Koryon villus örneklemesi)

Kordosentez

11-14 hafta taraması (ikili test), dörtlü test veya NIPT’te (cffDNA) yüksek risk çıkan gebelerin değerlendirilmesi ve yönetimi

Perinatal enfeksiyonlarda (Rubella, CMV, Toksoplazmosis, parvovirus B-19 vs) tanı ve yönetim

Eritrosit alloimmunizasyonunda gebelik takibi (Etkilenmiş Rh uygunsuzluğu veya diğer eritrosit antijenlerine bağlı alloimmunizasyonlar)

MCA Doppler ölçümleriyle fetal anemi takibi

Fetal anemi tanısı için kordosentez ve gereğinde intrauterin transfüzyon

Çoğul gebeliklerin olası riskler yönünden (anomali, TTTS, TAPS, selektif IUGR) değerlendirilmesi

Fetal büyüme ve gelişim bozukluklarında (İntrauterin gelişme kıstlılığı-IUGR-veya makrozomi) ultrasonografi ve Doppler takibi ve doğum zamanlaması

Hipertansiyon, preeklampsi, diyabet gibi sistemik maternal hastalıklarla komplike gebeliklerin değerlendirilmesi, takibi ve doğum zamanlaması

Amniyos sıvısı anormalliklerinde (oligohidramniyos, polihidramniyos) değerlendirme ve yönetim

Romatoloji, romatizmal iltihabi hastalıklar ve diğer kas iskelet sistemi hastalıkları ile uğraşan bilim dalıdır. Vücudumuzun hareket etmesini sağlayan kaslar, kemikler, eklemler ve bu yapıları birleştiren bağlarda ağrı ve hareket kısıtlılığına, bazen de şişlik ve şekil bozukluğuna neden olan hastalıklara, genel olarak romatizma adı verilmektedir.

Romatizmal hastalıklar bir tek çeşit olmayıp yaklaşık 200’e yakın rahatsızlık bu gruba girer. Romatizmal hastalığın türüne çok farklı şikayetlerle kendini gösterebilir. Romatizmal hastalıklar eklemlerin dışında KALP AKCİĞER BÖBREK gibi iç organları etkileyebilir. Bunun dışında cilt ve göz de etkilenebilmektedir. Bu nedenle şikayetler sadece eklemlere sınırlı değildir.

SIK GÖRÜLEN ROMATİZMAL HASTALIKLAR

Romatoid Artrit

Dejeneratif hastalıklar: Osteoartrit

Bağ dokusu hastalıkları: Sistemik Lupus Eritematozus, Sjögren Sendromu, Skleroderma, Mikst Bağ doku hastalığı, Dermatomiyozit, Polimiyozit, Ayrımlaşmamış Bağ doku hastalığı, Antifosfolipid sendromu

Spondilartropatiler: Ankilozan Spondilit, Psoriatik Artrit, Reaktif Artrit, Ayrımlaşmamış Spondilartropatiler

Behçet Hastalığı

Ailevi Akdeniz Ateşi

Polimiyaljia romatika

Akut eklem romatizması

Kristal artritleri: Gut, Pseudogut (Kondrokalsinoz)

Metabolik Hastalıklar: Osteoporoz, Osteomalazi, Paget hastalığı

Damar iltihapları: Takayasu Arteriti, Poliarteritis Nodosa, Mikroskopik Polianjiit, Churg Strauss, Wegener granülomatozu, Dev hücreli (Temporal) arterit, Diğer sistemik vaskülitler

Amiloidoz

İnfeksiyöz artritler

Sistemik hastalık seyrinde görülen romatizmal bulgular

Radyoloji çeşitli tıbbi cihazların yardımı ile birçok hastalığın teşhis edildiği bir bölümdür. Radyoloji bölümünde kullanılan cihazlar;

A. X IŞINI İLE ÇALIŞAN TIBBİ CİHAZLAR (HAMİLELİKTE ZARARLI OLABİLİR)

1. Röntgen (X- Ray),

a. kemik ve akciğer hastalıklarının teşhisinde en sık kullanılan cihazdır.

b. X ışını kullanılır.

2. Mamografi

a. Meme hastalıklarının teşhisinde sıklıkla kullanılır.

b. 40 yaşından sonra tarama aracı olarak da tercih edilir.

c. X ışını kullanılır

3. Kemik Dansitometri

a. Osteoporozun teşhisinde sıklıkla kullanılır. Kemik yoğunluğunu ölçer.

b. X ışını kullanılır.

4. Bilgisayarlı Tomografi (BT),

a. Tüm vücudun hastalıklarının teşhis edilmesinde kullanılır.

b. Vücudun kesitsel görüntüsü çıkarılır.

c. X ışını kullanılır.

5. Anjiografi = DSA = Dijital subtraksiyon anjiografi = Kateter anjiografi

a. Damar hastalıklarının teşhis edilmesinde kullanılır.

b. Damar hastalıklarının tedavisi de anjiografi cihazı ile yapılır.

c. Damar içerisine girmek için çeşitli ekipmanlar kullanılır, Damar içerisinde ilaç verilerek damar görünür hale getirilir.

d. X ışını kullanır.

B. SES DALGALARI İLE ÇALIŞAN CİHAZLAR

1. Ultrasonografi

a. Karın için organlarının hastalığının teihisinde en sık kullanılan tibbi cihaz.

b. Hamilelik takibinde de kullanılır, zararı yoktur.

2. Renkli Doppler Ultrasonografi

a. Damar hastalıklarının tanısında kullanılır.

b. Bir çok organın kanlanması da değerlendirilir.

c. Hamilelikte de kullanılır.

C. RADYOFREKANS DALGALARI İLE ÇALIŞAN CİHAZLAR

1. MRG (Manyetik Rezonans Görüntüleme)

a. Tüm vücut yapılarının özellikle beyin ve kas-ligament yapıların hastalıklarının teşhis edilmesinde kullanılır.

b. Bunun dışında karın organlarında da yaygın olarak kullanılır.

c. Damar hastalıklarının gösterilmesinde MR anjiografi sık başvurulan bir yöntemdir.

d. Vücutta yabancı cisim bulunan durumlarda kullanılması sakıncalı olabilir.

BİLGİSAYARLI TOMOGRAFİ (BT) VE TEKNİK BİLGİLER

Bilgisayarlı tomografi x-ışını kullanılarak vücudun incelenen bölgesinin kesitsel görüntüsünü (önden arkaya-coronal; yukarıdan aşağıya-axial; sağdan sola-sagittal) oluşturmaya yönelik radyolojik teşhis yöntemidir. İnceleme sırasında hasta bilgisayarlı tomografi cihazının masasında hareket etmeksizin yatar. Masa manuel ya da uzaktan kumanda ile cihazın ”gantry” adı verilen açıklığına sokulur. Cihaz bir bilgisayara bağlıdır. X-ışını kaynağı incelenecek hasta etrafında 360 derecelik bir dönüş hareketi gerçekleştirirken oyuk ya da ”gantry” boyunca dizilmiş dedektörler tarafından x-ışını demetinin vücudu geçen kısmı saptanarak elde edilen veriler bir bilgisayar tarafından işlenir. Sonuçta dokuların birbiri ardı sıra kesitsel görüntüleri oluşturulur. Oluşturulan görüntüler bilgisayar ekranından izlenebilir. Ayrıca görüntüler filme aktarılabileceği gibi gerektiğinde tekrar bilgisayar ekranına getirmek üzere optik diskte depolanabilir. Bilgisayarlı tomografi diğer x-ışın incelemelerine göre bazı avantajlara sahiptir. Özellikle organların, yumuşak doku ve kemiklerin şekil ve yerleşimini oldukça net gösterir. Ayrıca BT incelemeleri doktorlara basit bir kist (İçinde sıvı veya yarı sıvı madde bulunan etrafı çevrili kese şeklinde oluşum) ve solid tümör (bir kısım hücrelerin süratle çoğalması nedeniyle oluşan doku kitlesi, ur.) ayırıcı tanısında yardımcı olarak hastalıkların daha iyi değerlendirilmesini sağlar. Daha önemlisi, BT direkt grafilerden çok daha ayrıntılı görüntüler oluşturarak kanserlerin yayılımının değerlendirilmesinde yardımcı olur. Kanser yayılımı hakkında elde edilecek bilgiler doktorları kansere yönelik uygulanacak tedavi konusunda yönlendirerek kemoterapi, radyoterapi, cerrahi tedavi veya bunların belirli kombinasyonlarının kullanılıp kullanılmayacağıyla ilgili karar vermelerinde yardımcı olur. Böylece sağlam dokular, birçok faydaları olmakla birlikte ciddi yan etkileri olabilecek tedavi yöntemlerinin gereksiz müdahalelerinden korunmuş olur. BT, direkt grafilerle gösterilemeyen vücudun beyin gibi birçok kesiminin değerlendirilebilmesini mümkün kılmıştır. Ayrıca diğer görüntüleme yöntemlerinden daha erken ve doğru şekilde birçok hastalığın teşhisini sağlamıştır. Hastalıklar erken teşhis edildiğinde daha iyi tedavi edildiklerinden, BT bu üstün özellikleriyle doktorların birçok hayat kurtarmasına yardımcı olmuştur.

İNCELEME RAHATSIZLIK VERİCİ Mİ? HERHANGİ BİR TEHLİKESİ VAR MI?

İncelemenin kendisi tamamen ağrısızdır. İnceleme sırasında hastadan BT cihazının masasında hiç hareket etmeksizin yatması istenir. Yapılacak incelemenin türüne bağlı olarak hastaya kol damarlarından kontrast madde enjekte edilebileceği gibi kontrast madde içmesi de istenebilir. İncelemenin bu kısmı hasta için biraz rahatsızlık verici olabilir. Kontrast maddeler iyot içerdiği için bazı kişilerde alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Hastanın inceleme öncesinde teknisyen ya da radyoloğa bu tür maddelere karşı daha önce alerjik bir reaksiyon gösterip göstermediğini ve eğer varsa başka maddelere karşı alerjisini bildirmesi gerekir. Hastaya daha önceden yapılmış bir BT incelemesinde, İVP olarak adlandırılan böbrek incelemesinde veya kalp ve damarların anjiyografi olarak da adlandırılan kateterizasyonunda kontrast madde verilmiş olabilir. BT cihazları X ışınlarını kullanır. Hastanın güvenliği için en iyi şekilde dizayn edilmiş olup inceleme sırasında maruz kalınan radyasyon miktarı gerekli en az düzeyde olacak şekilde imal edilmiştir. X ışınları anne karnında gelişmekte olan fetusa zarar verebileceğinden inceleme hazırlığına başlamadan evvel hasta hamilelik şüphesi varsa bu konuda doktora veya teknisyene bilgi vermelidir.

İNCELEMEYE HAZIRLIK İÇİN YAPILMASI GEREKENLER NELERDİR?

İNCELEMENİN YAPILACAĞI GÜN

İnceleme gününde randevu saatinden 4 saat önce başlamak üzere katı gıda yenmemelidir. Bununla birlikte kahve, çay, fazla katı olmayan çorbalar ve meyve suyu çok fazla olmamak kaydıyla içilebilir. Katı gıda alımının sınırlanması birçok tıbbi işlem öncesinde hastanın güvenliği için alınan bir önlemdir.

İNCELEMENİN YAPILACAĞI ODA

Hastaneye randevu saatinden en az 15 dakika önce gelmelidir. Bu hastanedeki kayıt işlemlerinin yapılabilmesi için gerekli zamanı sağlayacaktır. Eğer abdomen (karın) ya da pelvis bölgesinin (leğen kemiği bölgesi) BT incelemesi yapılacaksa randevu saatinden 1 saat 15 dakika önce hastaneye gelinmelidir. Hastadan, bağırsakları daha net göstererek radyoloğun filmleri daha iyi değerlendirmesini sağlayacak bir sıvı olan oral kontrast madde içmesi istenir. Hastada düşünülen ön tanılara ve yapılması istenen incelemeye bağlı olarak randevu saatinden çok daha önce de kontrast madde içmesi istenebilir. BT teknisyeni hastaya kendini tanıtarak işlem hakkında bilgi verir ve hastanın muhtemel sorularını yanıtlayarak rahatlamasına yardımcı olur. İncelenecek beden bölgesine bağlı olarak vücuttaki metal objelerin çıkarılması istenebilir. Daha sonra hastaya önlük giydirilir.

İNCELEME SIRASINDA NELER OLUR?

Teknisyen hastayı incelemenin yapılacağı odaya götürerek yapılacak incelemeye göre hastanın sırt üstü veya yüz üstü masaya yatmasını sağlar. Hastanın rahat etmesi önemlidir, çünkü inceleme süresince hastanın hareket etmemesi gerekir. BT incelemeleri hastaların tıbbi problemlerine ve incelenecek vücut kısmına göre farklılıklar gösterir. Hastalığın teşhisi için incelemenin nasıl yapılması gerektiğine radyolog karar verir. Örneğin eğer batın bölgesi incelenecekse göğüs alt kısmından pelvis üst kısmına kadar olan kesim taranacaktır. Böyle bir inceleme süresince sizden görüntülerin bulanık çıkmaması için belli aralıklarla nefesinizi tutmanız istenecektir. Makine işlem süresince bazı sesler çıkarır. Hastanın üstünde yattığı masa her bir görüntü oluştuktan sonra bir miktar hareket edecektir. Ayrıca teknisyen ya da makine tarafından nefes tutup vermeyle ilgili hastaya sinyal verilecektir. Kimi incelemelerde işlem öncesinde veya sırasında doktor veya teknisyen tarafından kontrast madde enjeksiyonu yapılabilir. Bu radyoloğun görüntüleri daha iyi değerlendirmesini sağlayacaktır. Eğer işlem sırasında veya enjeksiyon sonrasında hasta bir rahatsızlık hissederse bunu teknisyene veya doktora bildirmelidir. Tüm BT personeli hastalara en iyi hizmeti verecek şekilde eğitilmiş olup bu konuda gerekli sertifikalara sahiptirler.

BİR BİLGİSAYARLI TOMOGRAFİ İNCELEMESİ NE KADAR SÜRER?

İncelemeler hastalarının klinik bulguları göz önüne alınarak her bir hasta için ayrı ayrı planlanır. Bundan dolayı yapılan BT incelemesi daha önce yaptırmış olduğunuz bir BT incelemesinden farklıysa ya da inceleme sonunda ek görüntüler alma ihtiyacı duyulmuşsa endişelenmemek gerekir. Başlangıcından bitimine kadar çekim süresi ortalama 15 dakikadır.

İNCELEME BİTİMİNDE YAPILMASI GEREKENLER NELERDİR?

Radyolog incelemesi yapılan kişinin hastalığıyla ilgili bir sonuca varmasını sağlayacak yeterli bilgiyi elde ettikten sonra inceleme sona erdirilir ve hasta evine gidebilir. İncelemeden sonra herhangi bir kısıtlama olmaksızın normal günlük aktivitelerine devam edebilir.

İNCELEMELER NASIL DEĞERLENDİRİLİR?

İncelemeler vücudun hangi kısmıyla ilgiliyse o konuda uzmanlaşmış radyolog doktorlar tarafından değerlendirilir ve daha sonra yazılı bir rapora dönüştürülerek hastaya teslim edilir. Eğer başka sorularınız varsa incelemenizi yapacak olan doktorlar ve teknisyenlerden gerekli bilgileri alabilirsiniz. İncelemenin nasıl yapıldığı konusunda gerekli bilgileri vererek size yardımcı olmaktan büyük mutluluk duyacaklardır.

BT’NİN SIKLIKLA KULLANILDIĞI ALANLAR

KBB Alanında Hangi Durumlarda Kullanılır: CT diğer branşlarda olduğu gibi KBB alanında da sık başvurulur. En sık şu durumlarda kullanılır:

Sinüs ve Burun İçi Hastalıkları: Başta kronik sinüzit olmak üzere her türlü sinüs hastalığında ve burun içindeki et büyümesi, tümör gibi durumlarda bilgisayarlı tomografi en faydalı tetkik yöntemidir. Sinüsler karmaşık bir yapıya sahiptir ve muayene ile bir dereceye kadar bilgi edinilir. Ancak CT ile sinüslerin tümünün anatomik yapısı, çok önemli bir bölüm olan burun içine açılan delikleri, burun içindeki et büyümeleri ve tümörler çok ayrıntılı bir şekilde görülürler. Sinüzit için çekildiğinde kontrast madde verilmesi gerekmez ancak tümör için çekiliyorsa gerekebilir.

Orta ve İç Kulak Hastalıkları: Orta kulaktaki kronik iltihapların ne kadar yayıldığı, orta kulaktaki kemikçikleri ne kadar erittiği ve orta kulak yapıları hakkında bilgi verir. Özellikle kronik orta kulak iltihapları için bir ameliyat düşünülüyorsa CT çektirmekte fayda vardır. Bazı işitme kayıplarında iç kulakla ilgili tümör ya da buna benzer hastalıklar akla gelir. Bu gibi durumlarda manyetik rezonans (MR) daha uygunsa da bazen CT çekilir.

Boyundaki Kitleler: KBB uzmanları için teşhis koymakta en çok zorlanılan konulardan biri de boyundaki kitlelerin (şişliklerin) ne olduğunun anlaşılmasıdır. CT bu gibi durumlarda çok önemli bilgiler veren ve bazen teşhis koyduran bir yöntemdir.

Geniz, Yutak ve Gırtlağın Tümör ya da Diğer Hastalıkları: CT ile kesitsel tarzda görüntüler alınabildiği için bu bölgelerin tümörlerinin yayılımı ya da diğer hastalıkları konusunda bilgiler alınır ve buna göre ameliyat planlanır.

BİLGİSAYARLI TOMOGRAFİ (CT) VE ÇEŞİTLERİ

KLASİK BİLGİSAYARLI TOMOGRAFİ

Bilgisayarlı tomografide x ışınları veren bir tüp ile bu ışınları tutan dedektörler bulunur. Hasta ise bu ikisinin ortasındadır. Böylece x ışınları hastanın içinden geçtikten sonra dedektörler tarafından tutulur. Vücudun dokularının atomik yoğunlukları farklı farklı olduğundan her bir dokunun tuttuğu x ışını farklı olur ve böylece doku görüntüleri oluşturulur. Tüp ve dedektörler hasta etrafında 360 derece dönerek vücudun o bölümünün kesitini görüntülerler. Klasik tomografide bir kesitin görüntüsü alındıktan sonra masa biraz ileri doğru hareket ederek bir sonraki kesit alınır. Bu yöntemle inceleme hem zaman alıcıdır hem de solunum hareketlerine aşırı duyarlıdır, bundan dolayı da kalp damar incelemeleri için uygun değildir.

SPİRAL BİLGİSAYARLI TOMOGRAFİ

Bu güçlüğü yenmek için son yıllarda spiral bilgisayarlı tomografiler (Spiral CT) çıkarılmıştır. Burada ise tüp ve dedektörler hasta etrafında sürekli dönerken, hastanın yattığı masa önceden belirlenmiş bir hızda sürekli hareket eder (Resim 2). Hastaya göre bu hareket spiral şeklinde olduğu için de spiral BT adını almıştır. Bununla incelemeler çok kısa sürelerde yapılabilir hale gelmiştir. Ancak bu da hareketli bir organ olan kalbin görüntülenmesi için yeterli olmamıştır.

ÇOK KESİTLİ (MULTİ-SLİCE) TOMOGRAFİ

Bunun üzerine çok kesitli (multi-slice) spiral BT’ler (MSCT) çıkarılmıştır (Resim 3). Bu tomografilerde daha ince ve birden fazla sıra halinde dedektör bulunur. Son teknolojik ilerlemeler ile tüp hareketi de hızlandırılmıştır. Önceleri 4 sıra halinde olan dedektörler, daha sonra 16 sıra haline getirilmiş, son çıkanlarda ise 64 sıralı olanları yapılmıştır. Böylelikle görüntülerin çözünürlüğü artmış ve 20 saniyenin altında nefes tutmayla yapılabilir hale gelmiştir.

ÇOK KESİTLİ (MULTİ-SLİCE) BİLGİSAYARLI TOMOGRAFİNİN AVANTAJLARI

• Damar hastalığı hakkında bilgi veren, hasta için zahmetli olmayan bir tanı yöntemidir.

• İşlem süresi kısadır, bir nefes tutma süresinde yapılabilir.

ÇOK KESİTLİ (MULTİ-SLİCE) BİLGİSAYARLI TOMOGRAFİNİN DEZAVANTAJLARI

Aritmili hastalarda tanı değeri düşüktür (Özellikle atrial fibrilasyonda).

• Hastanın nefesini 20 sn kadar tutması gerekir. Ancak 64 sıralı olanlarda bu süre oldukça kısalmıştır.

• Radyasyona maruz kalması sakıncalı olanlarda (gebe vb) yapılamaz.

• Yüksek kalp hızlarında (dakikada 70’in üzeri) tanı değeri düşer, kalp hızının düşürülmesi gerekir.

• Koroner damarlarda yüksek yoğunluklu oluşumlar (kalsiyum -kireç-, stent, klips vb) olduğu durumlarda tanı değeri düşer.

• Hastanın aldığı radyasyon dozu klasik anjiyografiye göre az değildir.

• Hastaya yine klasik anjiyografide olduğu gibi kontrast madde (opak madde) verilir. Dolayısı ile bu maddeye alerjisi olanlarda veya verilmesinde sakınca olan hastalarda (böbrek yetmezliği gibi) dikkatli olunmalıdır.

DOPPLER CİHAZI VE TEKNİK BİLGİLER

RENKLİ DOPPLER ULTRASONOGRAFİ

Sesin hareket eden yapılardan yansırken frekans değişikliği göstermesi temeline dayanan bu yöntem ile damarsal yapılardaki akım incelenir. Akım bilgisi, akımın transdusere olan ve yönü ve hızına göre renklendirilip, B-Mod denilen gri skaladaki damar görüntüsünün içine yerleştirilirse renkli Doppler görüntüleme elde edilir. Grafik şeklinde Doppler spektrumu kullanılarak akım hızları ölçülür, akım tipleri saptanır. (Avusturyalı fizikçi ve matematikçi Christian Doppler). Doppler incelemelerinde hedef alınan hareketli cisimler kırmızı kan hücreleri yani alyuvarlardır.

DOPPLER ULTRASONOGRAFİ İLE HANGİ İNCELEMELER YAPILIR?

Arteriyel (atardamar) ve venöz, (toplardamar) yapıların incelenmesinde (örneğin boyun damarları-karotis ve vertebral arterler,ekstremite-kol, bacak -arter-venleri, böbrek arterleri, karaciğer ve portal sistem vb); skrotumda varikosel araştırmasında; meme, testis, tiroid, paratiroid, lenf bezleri ve yumuşak doku gibi yüzeyel yapılar ile parankimal organlarda oluşan tümoral ve iltihabi oluşumların damarlanmasının incelenmesinde kullanılır. Damarsal yapılarda tıkanıklığı, venöz kapak yetmezliğini, renal arter stenozunu saptanmasını sağlar. Gebelikte 20.haftadan itibaren umbilikal arterde ve fetal organlarda yapılan Doppler incelemeleri fetusta gelişme geriliği veya fetal distress olup olmadığı hakkında bilgi verir. Jinekolojik tümörlerde transvaginal olarak yapılan Doppler incelemesi tümörün iyi veya kötü huylu olup olmadığı hakkında bilgi verir. Ektopik gebelik (dış gebelik), over torsiyonu hakkında bilgi verir. Transplante organlarda perfüzyonun değerlendirilmesini sağlar. Logic 7, üst seviye premium sistem sonografi cihazıdır. Kodlama teknolojisi ile B-flow ve Color-Power Doppler sonografi incelemeleri yapılmaktadır. Bu teknoloji; sensitivitede belirgin artışı, istenmeyen sinyal komponentlerinin giderilmesini ve böylece görüntü kalitesinin en üst seviyede olmasını sağlar. Coded Harmonik özelliği ile yüksek frekanslar kullanılarak daha ayrıntılı ve kontrast rezolüsyonu daha iyi olan görüntüler elde edilmektedir.

Otomatik doku optimizasyonu ile B-Mod ve Doppler çalışmalarında en uygun ve kaliteli görüntüyü sağlar. LCD renkli dokunmatik ekranı ile set up ve kontrol menülerine ulaşım kolaylığı vardır. Virtual konveks özelliği ile lineer probla yapılan incelemelerde konveks alan oluşturulur. Böylece görüntünün tümü aynı alana sığdırılarak doğru ölçümler yapılabilir.

Matrix Lineer probu (M12L) ile 7-10-12-14 MHz aralığında inceleme yapılmakta ve böylece özellikle meme-tiroid-testis-yüzeyel doku ve vasküler incelemelerde optimum görüntü sağlanmaktadır. E8C ve 3.5C probları da multifrekans özelliğini taşımakta olup geniş uygulama alanına sahiptir. Raw data görüntü oluşturma, arşivleme ve post-proses ölçüm-analiz yapma özelliği vardır. Entegre DVD yazıcı ve geniş hard disk imaj arşiv kapasitesi ile raporlama ve arşivleme yapılabilmektedir. Doppler Ultrasonografi Çekimine Gelirken Dikkat Edilmesi

GEREKEN DURUMLAR NELERDİR?

İncelemeye gelmeden önce randevu alınması ve bu aşamada incelemenin tipine göre hazırlık gerektiren bir durum varsa öğrenilmesi gerekir. Örneğin Renal arter Doppler US’da; gelmeden önce 3 gün gaz giderici ilaç kullanılır ve 12 saatlik açlık gerekir. İncelemeye gelirken rahat kıyafetler giyilmelidir. Doktorunuzun yazdığı istem kâğıdını ve varsa önceden yaptırdığınız tetkikleri getirmeniz, incelemeyi yapan Radyoloji uzmanına tanısında yardımcı olacaktır.

GEBELİK HAFTASI TRİOZMİ TARAMATESTİNDE ULTRASONOGRAFİ’NİN YERİ NEDİR?

Birinci trimester tarama testinde ultrasonografi ile fetusun ense kalınlığı (nukal translusensi) ölçümü yapılmaktadır. Fetus baş-popo mesafesi (CRL ölçümü) 45-82 mm arasında olan, 11-14 hafta arasındaki gebelikler incelemeye alınmaktadır. Ultrasonografi ile CRL ve ense kalınlığı ölçümleri yapılır. Doppler US ile fetal kalp, umbilikal kord ve duktus venosus incelemeleri yapılır. Nasal bone (burun kemiği), fetal kranium, vertebral kolon, mide, karın duvarı, ekstremiteler incelenir.

Ultrasonografik incelemeden sonra gebeden kan alınarak kanda PAPP-A ve Beta HCG ölçümleri yapılır. Bütün bu ölçümler, FMF’in (Fetal Medicine Foundation) sağladığı bu teste özel bir yazılım programında değerlendirilerek fetusun kromozomal anomali risk oranı hesaplanır.

DOPPLERİN ÇEŞİTLERİ

Damarlar içindeki akım ultrasonografide iki türlü gösterilebilir. Birincisi normal ultrason görüntüsü üzerinde damarların rekli olarak gösterilmesi (renkli doppler), ikincisi ise akımın normal görüntünün dışında bir grafik olarak (spektral doppler) gösterilmesidir. Bu grafikler akım eğrileri olarak adlandırılır ve her damar için farklı özellikler taşır. Renkli doppler modunda proba doğru olan ve probdan uzaklaşan akımlar kırmızı ve mavi renkler ile ekrana yansır. Bu görüntü elde edildikten ve ilgili damar saptandıktan sonra odak bu damar üzerine uygulanmak suretiyle aynı anda spektral doppler incelemesi de yapılarak kan akım hızları ve bu akıma karşı damarda ortaya çıkan direnç ile ilgili matematiksel ölçümler yapılabilir.

Doppler özelliği taşıyan ultrason cihazları geleneksel cihazlara göre son derece pahalı olduğundan her merkezde bulunmazlar ve bu nedenle çoğu zaman doppler incelemeleri gebeliği takip eden doktor dışında başka bir doktor tarafından yapılmaktadır.

Halk arasında renkli ultrason olarak yanlış şekilde tarif edilen, özel eğitim ve deneyim gerektiren detaylı ultrason incelemesi ile doppler incelemesi birbirinden farklı işlemlerdir.

DOPPLER NEDEN YARARLIDIR?

Kan oksijen ve besin maddelerini dokulara taşıyıp, atık maddeleri de bu doklardan uzaklaştırarak dokuların canlılığını sürdürmesini sağladığından herhangi bir dokuya olan kan akımlarının ölçülmesi o dokunun yeterli şekilde kanlanıp kanlanmadığının anlaşılması bazı durumlarda önemlidir.

Örneğin yumurtalığının kendi etrafında döndüğü over torsiyonu durumlarında over yeteri kadar kanlanmayacağından gangrene gidebilir ve kaybedilebilir. Böyle bir durumdan şüphelenildiğinde yapılacak doppler incelemesi ile overin yeteri kadar kanlanıp kanlanmadığının saptanması ameliyat kararı verilmesinde kritik önem taşıyabilir.

Öte yandan kanser ortaya çıktığı dokuda neovaskülarizasyon adı verilen yeni damarların oluşmasına neden olur. Yumurtalıklarda bir kitle varlığında bu artmış damarlanmanın doppler ile gösterilmesi patolojinin iyi ya da kötü huylu olduğu yönünde değerli ipuçları verebilir.

Gebelik takipleri açısından bakıldığında ise dopplerin bazı hastalık ve durumlar açısından risklerin saptanmasında önemli rolü vardır. Normalde gebelik ile birlikte rahimi besleyen damarlardaki direnç azalır ve rahime dolayısı ile plasenta ve bebeğe olan kan akımı artar. Bu direncin azalmaması ve kan akımının düşük kalması durumunda doppler akım eğrilerinde çentikleşmeler gözlenir.

Doppler tarama testi olarak adlandırılan inceleme ile hamileliğin 20. haftası civarında uterin arter adı verilen ve rahimi besleyen ana atardamarlar ile göbek kordunu içinde bulunan atardamardaki kan akımlarının ölçülmesi ve buradaki direncin değerlendirilmesi ile ileride ortaya çıkabilecek gebelik zehirlenmesi (preeklempsi), rahim içi gelişme geriliği, plasentanın erken ayrılması (ablasyo plasenta), anne karnında bebek ölümü gibi durumlar açısından artmış risklerin öngörülebileceği iddia edilmektedir.Buna göre her iki uterin arterin doppler incelemesinde çentikleşme gözlenmesinin patolojik ya da pozitif tarama testi olarak kabul edilmesi ve yakın takip yapılması önerilmektedir. Ancak konu ile ilgili yapılmış çalışmaları bir arada değerlendiren bir araştırma sonucunda her hastada doppler tarama testinin yapılmasının gerekli olmadığı, sadece yüksek risk altındaki gebelerde uygulanması gerektiği sonucu ortaya konmuştur. Göbek kordonu içinde bulunan atardamardaki kan akım eğileri de bebeğe giden kan miktarının saptanmasına ve özellikle gelişme geriliği olan durumlarda bebeğin içinde bulunduğu sıkıntılı durumun değerlendirilmesinde önemli rol oynar.

Gebeliğin son dönemlerinde ileri derecede azalmış bir akım anne karnında bebek ölümlerine neden olabileceğinden doğum kararı verilmesinde kritik öneme sahiptir. Bunlar dışında renkli doppler incelemesi erken dönemde bebeğin kalp atımlarının görülmesi ve dinlenmesi amacıyla da kullanılır. Yandaki fotoğrafta 9 hafta 6 günlük bir gebelikte bebek kalp atımlarının doppler ile incelenmesi izenmektedir. Başka bir uygulama alanı da bebeğin kalbinden çıkan ana damarların gözlenmesidir. Rutin gebelik ultrasonografisi sırasında bebeğin idrar kesesinin iki yanında damarsal yapıların gözlenmesi de olası bir anomali riskini azaltan bir bulgudur.

NASIL YAPILIR?

Doppler ultrasonografi için ayrı bir incelemeye gerek yoktur. Eğer rutin gebelik takipleri sırasında kullanılan ultrason cihazında doppler özelliği varsa doktorunuz herhangi bir dönemde bu moda geçerek kan akımlarını izleyebilir ve ölçebilir. Örneğin 6 haftalık bir gebelikte ilk ultrason yapılırken bebeğin kalp atımları bu şekilde dinlenirken daha ileriki bir dönemde bebeğin idrar kesesi görüldüğünde hemen iki yanındaki damarsal yapılar renkli doppler ile izlenebilir.

Gebeliğin 20. haftası civarında yapılan detaylı ultrasonografi sırasında doktorunuz gerek görür ise rahimi besleyen damarlardaki kan akımlarını ölçebilir. Daha ileri dönemlerdeki rutin incelemelerde göbek kordunundaki kan akımları ölçülerek bebeğin içinde bulunduğu durum değerlendirilir.

DOPPLER RİSKLİ MİDİR?

Teorik olarak bakıldığında doppler ultrasonografinin bölgesel sıcaklık artışı ve baloncuk oluşturma riski daha yüksektir. Bu nedenle yine teorik olarak bu incelemenin yarattığı risk normal ultrason incelemesine göre biraz daha yüksektir. Ancak hayvan deneylerinde uzun süre doppler uygulanması durumunda dokularda yaklaşık 2,5 °C’lik bir artış olabileceği gösterilmekle birlikte bu düzey bile insanlarda güvenlidir ve gebelikteki doppler incelemeleri bu kadar uzun sürmemektedir. Bugüne kadar insanlar üzerinde yapılan doppler incelemelerine bağlı olumsuz bir etki bildirilmemiştir.

KEMİK DANSİTOMETRİSİ VE TEKNİK BİLGİLER

Kemik yoğunluk ölçümüdür. Başka bir deyişle kemiğin kırılganlık riskini belirleyen ölçüm yöntemidir. Osteoporoz saptanırsa kişinin aldığı ilaçtan faydalanma oranı için ilaç takibi de belirli aralıklarla bu cihaz ile yapılmaktadır. Ölçüm 1 dakika içinde yapılır. Osteoporoz’da bir ağrı hissetmediklerinden verilen ilaçları almaktan vazgeçenlerin problemleri sessizce artmaktadır. Bu sebeple kemik erimesi hastalığına sessiz hastalık (osteoporoz ) denilmektedir. Osteoporoz hastalığı kesinlikle tedavi edilemez. Ancak erken tanı ile uygun ilaç kullanımı ve yaşam şartlarının düzeltilmesi sayesinde olduğu yerde durdurulması mümkündür.

KEMİK DANSİTOMETRE’Mİ ÖLÇTÜRMELİ MİYİM?

Eğer kişilerde herhangi bir sebeple kemik kaybı başlamışsa ileri yaşlara gelip ağrı ve kırık problemi olmadan önce hiçbir şey hissetmedikleri için bu sorunları ifade edemezler. Günlük yaşamları sırasında omurgalarında meydana gelen çökmeleri de genellikle fark etmezler. 20-45 yaş arası kadın ve erkekler mutlaka bir kere kontrol olmalıdır.

NE SIKLIKLA KEMİK DANSİTOMETRE ÖLÇÜMÜ YAPTIRMALIYIM?

Bu tamamıyla kemiklerinizdeki yoğunluk kaybının derecesine, aldığınız tedaviye ve kemik kaybına neden olan özel durumların sürekliliğine bağlıdır. Doktorunuz bu konuda sizi takip edecektir.

OSTEOPOROZ NEDİR?

Osteoporoz ise, standart olarak kadınların menopoz sonrası, erkeklerinde 55 yaş sonrası karşılaşmaktan kurtulamadıkları mecburi bir hastalıktır. Özellikle kadınlarda ve menopozdan sonra daha sık görülür. Bunun nedeni menopozdan sonra kadınlık hormonunun azalmasıdır.

Osteoporoz kemik kütlesinde azalma ve kemik dokusunun mikroskobik yapısında bozulma sonucunda kemikte kırılma riskinin artmasına yol açan bir iskelet hastalığıdır. Herkes de olan kalsiyum kaybı bu hastalığa neden olur. Kaybedilen kemik geri kazanılamaz. Ancak erken teşhis yapılırsa olduğu yerde durdurulabilir. Menopoz sebebi ile kadınlarda mutlaka olur ancak çeşitli sebeplerle gençlerde ve erkeklerde görülebilir.

KEMİK YAPISI NASILDIR?

Bilindiği gibi kemik yapısının gelişimi; insanların genetik yapısı, sonradan kazanılan hastalıklar, ortopedi protez ameliyatları, ikiden fazla hamilelik sonrası ve menopoz dönemleri, insanların çalışma ortamlarında giderek fazla oturarak inmobilize çalışması, tatilde ve günlük yaşamında direkt güneşten uzak kalması, bazı ilaçların uzun süreli kullanılması, diabet, böbrek, guatr ve hormon problemi, özellikle gençlerin hazır ve hormonlu gıdalarla dengesiz beslenmesi ile çok yakından ilgilidir.

Vücudumuzun diğer dokuları gibi kemik de yasayan bir dokudur. Sert tabaka ve süngersi tabaka olmak üzere iki bölümden oluşur.

OSTEOPOROZ İLE KEMİK YAPISI NASIL BİR DEĞİŞİKLİĞE UĞRAR?

Erken dönemlerde kemik kompakt (sert) tabakası incelir, süngersi tabaka içindeki boşluklar büyür. Daha sonra ileri yaşta zayıflayan kemiklerde kırıklar oluşur.

OSTEOPOROZ SONUÇLARI NELERDİR?

Sırt kemikleri formunu kaybedince boy kısalığı ve kamburluk gelişir. .Hafif bir travma ile kalça bilek omurga kırıkları meydana gelir.

OSTEOPOROZ BELİRTİLERİ NELERDİR?

Genelde kırıklar oluşuncaya kadar herhangi bir belirti ve ağrı olmaz. Ancak bazı kişilerde ileri yaşlarda romatizma zannedilen kemik ağrılarına neden olabilmektedir.

İleri yaşlarda yoğun kemik kaybı meydana geldiğinde ağrı şikayetleri, omurga çökmesi, boy küçülmeleri, kamburlaşma, kifoz, kalça, el ve bilek kırıkları gibi şikayetlerle ortaya çıkmaktadır. Bu noktadan sonra ise yapılacak bir şey yoktur. Röntgen filminde bile %45 kemik kaybı meydana geldikten sonra tesadüfen fark edilebildiği göz önüne alındığında osteoporoz ‘un tek tanı ve takip imkânı olan Kemik dansitometre cihazının önemi ortaya çıkmaktadır.

Osteoporoz ‘un sadece bir kadın veya yaşlı insan hastalığı olmadığını kabul edip, genel bir hastalık olarak en geç osteopeni dönemine yakalanmış olması esastır. Bununda yaşı ve cinsiyeti yoktur. İleri yaşlarda meydana gelen kırıkların gerek hastaya ve yakınlarına gerekse sosyal güvenlik sistemine getirdiği aşırı maddi yük bilinmektedir. Bu sebeple kişilerin günlük yaşam standartlarından yoksun olmaları ve özellikle femur kırıkları nedeni ile yatağa bağlı kalanların ise yaşamını erken kaybettikleri de bir gerçektir. İdeali; “tarama yöntemi” ile her kişinin önce bir kere kontrol ölçümü yaptırıp durumu anlaması; osteoporoz ise yılda bir, osteoni ise ve tetikleyen başka hastalığı yoksa iki yıl sonra, normal ise yaşı ve cinsiyetine göre doktorun tavsiye ettiği aralıklarla kontrol ölçümünü yaptırması olmaktadır. Böbrek diyalizine girenlerde ise kullanılan kimyasallardan dolayı kemik kaybı çok hızlı olmakta, onların 6 ayda bir kontrolü ve ciddi ilaç takviyesi gereklidir.

Kemik mineral dansitometre sistemlerinde tarama şekli gold standart seçilen Pencil Beam şeklindedir. Bu sayede aynı sintigrafilerde olduğu gibi nokta nokta tüm kemik dokusunu atlamadan gerçek zamanda tarama gerçekleştirir. Yelpaze şeklinde geniş açılı tarama yapan döner kol sistemli ve puls ‘lı enerjiyi üreten Fan Beam yönteminde ışın bir “telafi çarkından” geçerek kendini sürekli ayarlamaya çalışır. Bu sebeple de sürekli puls şeklinde ışın verir. D1 bölümü değerinde, D2 bölümü yumuşak doku değerinde air ise hava değerinde bir fantom gibidir. Bu çark sürekli gelen ışın üzerinde dönerek kendini ayarlamaya çalışır. Voltaj veya küçük mekanik sapmalar olduğunda da bilgisayar matematiksel düzeltmeler için devreye girer. Emin olmak içinde her çekimi iki sefer yapar. Ayrıca hasta ve kullanıcı saçılma yapan yelpaze Fan Beam yönteminden dolayı yüksek radyasyon alır.

KEMİK MİNERAL DANSİTOMETRESİ ÖLÇÜM YÖNTEMLERİ

Kemik mineral dansitesi ölçümleri düşük kemik yoğunluğu ve kırık sendromu ile ortaya çıkar. Osteoporoz tanısını desteklemek ve kanıtlamak, kemik yoğunluğu azaldıkça artan kırık riski bağlamında osteopeni derecesini saptamak, tedavi gereksinimi olup olmadığına karar vermek ve tedavinin etkinliğini saptamak amacıyla kullanılan yöntemdir. İdeal dansitometrik ölçüm; çabuk uygulanabilir ve güvenilir olmak, kişiyi düşük oranda ışına maruz bırakmalı, az hata payı olmalı, kırık riski konusunda fikir verebilmeli , trabeküler ve kortikal olarak kemiği ayrı değerlendirebilmeli ve tedavinin etkinliğinin takibinde güvenli olarak kullanılabilmelidir.

1. Single Foton Absorbsiometri (SPA) Bir I kaynağından yayılan düzenli mono enerjetik foton huzmesinin bir ekstremiteden radyasyon ile geçişinin Na iodid içeren ve radyoaktif cisim parıltılarını saptayan bir detektör ile ölçülmesidir. Bu sistem kortikal ve trabeküler kemiği ayırt edemez. Radius distali ölçüp, radyasyon alır. SPA prognoz ile ilgili yeterli bilgi veremez. Hem kortikal , hem trabeküler kemik kaybı olan tipII osteoporoz da , 70 yaş üstü hastalarda veya belirgin spiral deformitesi olup omurga ölçümlerinin güvenilir sonuç veremeyeceği olgularda kullanılması söz konusu olabilir.

2. Dual Foton Absorbsiometri (DPA) İki foton huzmesinin iki farklı enerji ile ölçülmesi esasına dayanır. Radyasyon kaynağı Gadalinium 153′ tür. Lumbal omurga, femur veya tüm vücut ölçülebilir. Kortikal ve trabeküler kemiği ayırt edemeyen bu ölçüm sırasında hasta 10-15 mrem kadar radyasyon alır ve prosedür 20-40 dakika sürer. Güvenilirlik oranı yüksektir. L 2-4 arası ölçülür ve sonuç gr/cm şeklinde ifade edilir.

3. Dual Enerji X-Ray Absorbsiometri (DEXA) Diğerlerine oranla daha yeni bir tekniktir, daha kısa sürede uygulanır ve daha kesin sonuç verir. Radyoizotop madde yerine x ışını kullanılır. Lumbal bölge, femur veya tüm vücut ölçülebilir. Radyasyon dozu 1-3 mrem ‘dir.Duyarlılık oranı yüksektir. Yayılan huzmenin yoğunluğu DPA ‘dan daha fazladır. Böylece daha hızlı görüntü elde edilir.

KİMLER OSTEOPOROZ AÇISINDAN RİSK GURUBUNDADIR?

• Günlük beslenmesinde yeterince kalsiyumlu gıda(süt ve süt ürünleri)almayanlar.

• Düzensiz beslenen her yaş gurubundakiler.

• Şeker hastaları.

• Böbrek taşı düşürenler ve diğer böbrek hastaları.

• Uzun zaman kortizonlu ilaçlar, bazı anti asit mide ilaçları ve sakinleştirici ilaç kullananlar .

• Aşırı çay ,kahve sigara , alkol kullananlar.; Süt, yoğurt, peynir gibi besinleri az tüketenler

• Genetik yatkınlığı olanlar.

• İkiden fazla doğum yapmış olanlar.

• Menopoz dönemindeki bayanlar.

• Ufak tefek ince yapılı kadınlar

• Üçten fazla doğum yapanlar

• Açık renk göz, ten ve saçı olanlar

• Hareketsiz bir yaşam sürenler

• 50 yaşını gecen erkekler osteoporoz riski altındadır.

• Kırmızı eti fazla tüketenler

OSTEOPOROZ TEŞHİSİ NASIL KONUR?

Günümüzde %1 gibi çok düşük oranlardaki kemik kayıpları bile KEMİK DANSİTOMETRE ölçümü ile teşhis edilmektedir. Osteoporoz, öncelikle düzgün bir öyküleme ve fizik muayene ile tanınır. Bu öykülemede osteoporoz, sizdeki bazı ilişkili tıbbi durumlar ile sizde ve diğer akrabalarınızda kırık öykülerinin bulunup bulunmadığına ilişkin sorular bulunur. Hekim öykünüzü değerlendirip olası kırıklar ve bulguları saptamak için bir dizi fiziksel muayene işlemi ve testten sonra varsa kırık tesbiti için röntgen filmleri ve kemik mineral yoğunluğunuzu saptamak için “Kemik Dansitometrisi” denilen ölçümü yaptırmanızı isteyecektir.

Kemik dansitometrisi, röntgen çektirmek gibi, ağrısız bir işlemdir. Dansitometri işlemi sırasında röntgen ışınları veya ses dalgaları kullanılarak ölçüm yapılan bölgedeki kemiklerinizin mineral yoğunluğu saptanır. Saptanan değer, sağlıklı genç erişkinlerin değerleri ile kıyaslanarak T skoru denilen bir değer elde edilir ve ölçüm yapılan kemiklerin sağlıklı kemik ölçümüne nazaran ne durumda olduğu saptanır.

KEMİK DANSİTOMETRİSİ CİHAZININ ÖZELLİKLERİ

Dansitometrelerde kullanılan en gelişmiş yöntem DPX-DEXA (Dual X-Ray Absorbtiometry) ile kemik yoğunluğu ölçümüdür. LUNAR-DPX-NT-DEXA sistemi en yüksek doğruluk oranına sahip olduğu gibi, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) onayı ile Türk standartlarını kullanabilmektedir. Sonuç raporunda T-score bildirilerek Dünya Sağlık Örgütü (WHO) kriterlerine göre kırık riski grafiksel olrak gösterilmekte, tekrarlanan ölçümlerde grafikteki % değişimleri izlenerek tedaviye cevap takip edilmektedir.

HANGİ ÖLÇÜMLER YAPILABİLİR?

LUNAR-DPX-NT kemik yoyunluğu (BMD) ölçüm cihazı ile AP Spine Femur, Tüm Vücut, Dual Femur, Forearm, Lateral Spine ölçümü yapılmaktadır.

Vücut kompozisyonu (yağ oranı v.b.) ölçümlerini mükemmel tekrarlanabilirlik (prezisyon) ile çok kısa sürede gerçekleştirebilinmektedir.

KİMLERDE KEMİK DANSİTOMETRİSİ YAPILMALIDIR?

Kemik dansitometrisi testi ancak kişinin taşıdığı risk faktörleri gözönüne alınarak ve ölçüm sonuçları tedavi kararı vermede yardımcı olacaksa yapılmalıdır. Hali hazırda menopoz için hormon replasman tedavisi alıyorsanız kemik dansitometrisi yapılması gereksiz olabilir. Ancak tedavi kararı verilmeden önce yapılacak bir kemik dansitometrisi, tedavi kararında kişisel risk durumunuzu belirleyerek yardımcı bilgiler sağlayabilir. Ek olarak tedavi altında olduğunuz yıllarda 18 – 24 ay aralarla yapılacak kemik dansitometri ölçümleri tedaviye cevabınızı izlemek adına yararlı olacaktır.

OSTEOPOROZ GELİŞİMİNE KARŞI NELER YAPILABİLİR?

Osteoporoz çocukluk çağından başlayan ve yaşam boyu devam ettirilecek bazı basit uygulamalarla önlenebilir. Bunların başlıcaları; yaşam boyu uygun miktarda kalsiyum alımının sağlanması, düzenli egzersiz ve kadınlarda yeterli estrojen, erkeklerde yeterli testosteron düzeylerinin korunmasıdır. Çocukluk çağında ve ergenlikte güçlü kemiklere sahip olmak, ilerleyen yaşlarda ortaya çıkacak osteoporozdan korunmada en büyük yardımcıdır. Bu çağlarda yeterli kalsiyum alımının sağlanması ve yeterli genel beslenme son derece önemlidir.

Bu dönemdeki yürüyüşler, egzersizler ve düzenli egzersizler, kemik kütlesinin sağlanmasında önemlidir. Genç insanlar sigara, aşırı zayıflık ve alkol tüketimi gibi zararlı davranışlardan da uzak tutulmalıdır. Tepe kemik kütlesi yirmili yaşlarda sağlanır ve sonraki 20 yıl boyunca hafif bir azalma gözlenir. Bu dönemde kişilerin diyetinde düşük kalsiyum ve D vitamini, aşırı sigara ve alkol tüketimi, hareketsiz bir yaşam tarzı veya kemik metabolizmasına etkili ilaçların kullanımı varsa kayıp beklenenin üzerinde olacak ve ilerisi için risk yaratacaktır. Daha ileri yaşlarda kemik kaybı artar. Hızlanmış kemik kaybı kadınlarda 40’lı yaşlardan itibaren izlenirken, erkeklerde daha geç yaşlarda ortaya çıkar ve kadınlardaki kadar hızlı değildir.

Yaşlı kişiler yeterli düzeyde günlük kalsiyum ve D vitamini almaktan yarar sağlayabilirler. Bu dönemde de fiziksel aktivitenin düzenli biçimde sürdürülmesi kas tonusunu, eklem hareketliliğini ve kemik sağlığını korumak için esastır.

PEDİATRİ UZMANLARI İÇİN KEMİK DANSİTE ÖLÇÜM ENDİKASYONLARI (5-20 YAŞ ARASI)

• Juvenil osteoporoz (idiopatik)

• Cushing sendromu

• Hipofosfatasia, osteogenesis imperfekta

• Kortizon tedavisi

• Osteoporoz tedavisinin monitorizasyonu

• Kistik fibroz

• Lösemi

• Juvenil romatoid artrid

• Boy kısalması torasik kifoz

• Osteoporoz (pozitif bulgular)

• Diabet

• Büyüme hormon eksikliği

• Kronik hastalıklar (Konjenital kalp hastalığı, Kronik karaciğer hastalığı, Kronik böbrek yetmezliği ve dializi)

• Risk faktörleri: Güneş ışığından uzak kalmak, Malnutrisyon (protein ve kalori eksikliği), İmmobilizasyon

KADIN DOĞUM UZMANLARI İÇİN KEMİK MİNERAL DANSİTE ÖLÇÜM ENDİKASYONLARI:

• Osteoporoz (pozitif bulgular)

• Menopoz

• Cerrahi menopoz

• Çok doğum

• Annede anneannede kalça kırık hikayesi

• Kortizon tedavisi (>7,5 mg/gün >1yıl)

• Osteoporoz tedavisinin monitorizasyonu

• Ostrojen eksikliği (*Prematüre menopoz (<45 yaş)

• Uzun süreli sekonder amendore (>1 yıl)

• Primer hipogonadizm

• Boy kısalması torasik kifoz (Geçirilmiş frajilite kırığı kalça, vertebra, önkol )

• Osteopeni veya vertebral deformitenin radyografik delili *Düşük vücut kütle endeksi (<19 kg/metrekare)

• Vücut kütle endeksi=vücut ağırlığı (kg)/boy(metrekare)

• Risk faktörleri: Küçük vücut yapısı (<160 cm ,>50 kg ),uzun süreli immolizasyon (1 aydan fazla ), inaktivite, aşırı sigara, alkol kullanımı

FİZİK TEDAVİ UZMANLARI İÇİN KEMİK DANSİTE ÖLÇÜM ENDİKASYONLARI:

• Romatoid artrid ve ankildzan spdndilit (5 yıldan fazla süren) Postmenopoz

• Annede, anneannede kalça kırık hikayesi

• Kortizon tedavisi (>7,5 mg/gün >1yıl )

• Osteoporoz tedavisinin monitorizasyonu

• Boy kısalması torasik kifoz

• Osteoporoz ( pozitif bulgular)

• Geçirilmiş frajilite kırığı kalça, vertebra, önkol

• Osteopeni veya vertebral deformitenin radyografik delili

• Düşük vücut kütle endeksi (< 19 kg/metrekare)Vücut kütle endeksi=vücut ağırlığı (kg)/boy (metrekare)

• Risk faktörleri: Küçük vücut yapısı (<160 cm ,>50 kg),Uzun süreli immobilizasyon (1 aydan fazla), inaktivite, aşırı sigara, alkol kullanımı

DAHİLİYE UZMANLARI İÇİN KEMİK DANSİTE ÖLÇÜM ENDİKASYONLARI:

• Hipertiroid, Hiperxparatiroid, diabet

• Postmenopoz

• Annede, anneannede kalça kırık hikayesi

• Kortizon tedavisi

• Lösemi, lenfoma, kemoterapi, radyoterapi

• Kortizon tedavisi (> 7,5 mg /gün >1yıl)

• Osteoporoz tedavisinin monitorizasyonu malabsorbsiyon, karaciğer yetmezliği, böbrek yetmezliği *Geçirilmiş frajilite kırığı kalça, vertebra, önkol

• Osteopeni veya vertebral deformitenin radyografik delili

• Düşük vücut kütle endeksi (< 19kg /metrekare)

• Risk faktörleri: Küçük vücut yapısı, uzun süreli immobilizasyon (1 aydan fazla) inaktivite, aşırı sigara, alkol kullanımı

ORTOPEDİ UZMANLARI İÇİN KEMİK DANSİTE ÖLÇÜM ENDİKASYONLARI:

• Protez ve implant takibinde

• Postmenopoz

• Annede, anneannede kalça kırık hikayesi

• Kortizon tedavisi (>7,5 mg/gün >1 yıl )

• Osteoporoz tedavisinin monitorizasyonu

• Kemik tümörleri, kemik metastasları

• Osteoporoz (pozitif bulgular)

• Boy kısalması torasik kifoz

• Geçirilmiş frajilite kırığı kalça, vertebra, önkol

• Osteopeni veya vertebral deformitenin radyografik delili

• Düşük kütle endeksi

RADYOLOJİ UZMANLARI İÇİN KEMİK DANSİTE ÖLÇÜM ENDİKASYONLARI:

• Osteoporoz (pozitif bulgular)

• Osteoporoz tedavisinin monitorizasyonu

• Boy kısalması, torasik kifoz

• Annede, anneannede kalça kırık hikayesi

• Geçirilmiş frajilite kırığı, kalça vertebra, önkol

• Osteopeni veya vertebral deformitenin radyografik delili

• Düşük vücut kütle endeksi

• Menopoz, postmenopoz, cerrahi menopoz

• Östrojen eksikliği, çok doğum

• Kemik tümörleri, kemik metastasları

• Protez ve implant takibinde

• Ankilozan spondilit(5 yıldan fazla süren)

• Kortizon tedavisi

• Juvenil osteoporoz (idiopatik )

• Juvenil romatoid artrit

• Cushing sendromu, lösemi, diabet, kistik fibroz, büyüme hormon eksikliği)

• Kronik hastalıklar (Konjenital kalp hastalığı, kronik karaciğer hastalığı, kronik böbrek yetmezliği ve dializ, hipertiroid, hiperparatiroid, diabet, lösemi, lenfoma, kemoterapi, radyoterapi, hipofosfatasia, osteogenesis imperfekta , malabsorbsiyon,karaciğer yetmezliği.) Yukarıda belirttiğimiz kemik mineral dansite ölçüm endikasyonları için klinik bulgular hemen hemen aynı olup aşağıda sıraladığımız gibidir;

• Sırt ağrısı,

• Boy kısalması,

• Spinal deformite,

• Osteoporotik kırıklar.

MANYETİK REZONANS GÖRÜNTÜLEME (MR = MRG)

Zararlı Röntgen ışınları içermeyen, çok güçlü bir mıknatıs alanı içinde radyo dalgaları ile vücuttaki Hidrojen atomunun titreşimini sağlayarak vücut kesimlerinin incelenmesini sağlayan ağrısız ve alerjiye yol açacak ilaç verilme zorunluluğu olmayan bir tekniktir. Bu amaçla yalıtılmış odalar içerisinde, hasta çok güçlü ve tünel şeklindeki bir mıknatıs içersinde masada yatar ve hareketsiz kalır. MR tetkiki boyunca hareket etmeden, sakin nefes alıp vererek yatmanız gerekir. Bazı incelemelerde kısa süreli nefes tutmanız istenebilir. İki türlü MR tipi bulunmaktadır.

1)Kapalı Form: Yüksek güce sahip mıknatıs özelliği taşır.

2)Açık Form: Düşük güce sahip mıknatıs özelliği taşır. Tek avantajı, kapalı alan korkusu olan hastalara kolaylık sağlamasıdır.

MR odasına girerken üzerinizdeki tüm çıkabilen metaller (kemer, saç tokası, takılar, bozuk para, anahtar, diş protezi (demir, çelik) dışarıda bırakılır. Mıknatıs alanı kredi kartı, CD, teyp bandı gibi manyetik kartları da bozarak kullanılamaz hale getirir. MR cihazının karışık çalışma prensibinden dolayı kalp pili taşıyan hastalar, kulak implantı kullanan hastalar, beyin ameliyatı ile beyin damarlarına klips takılmış hastalar, hamileliğin ilk üç ayını kapsayan dönemdeki anne adayları MR tetkikine alınmaz. Anne adayları, hamileliliklerinin sonraki aylarında düşük teslalı cihazlara alınırlar. Emzirme döneminde ise herhangi bir engel söz konusu değildir ancak MR çekiminde kontrastlı madde kullanılmışsa, bu maddenin vücuttan atılımından sonra bebek emzirilmelidir (24 saat). Bilgisayarlı Tomografiden farkı inceleme süresinin uzun oluşu ve inceleme sırasında hafif derecede gürültülerin yer almasıdır. İnceleme sırasında hastalıklı bölge ve normal oluşumların daha iyi değerlendirilmesi ve tedaviye yön vermesi açısından damar yolu ile az miktarda ilaç verilmesi gerekebilir (kontrast). MR özellikle yumuşak dokuların değerlendirilmesinde en yüksek çözünürlüğe sahip yöntemdir. MR süreleri uzundur (20-30 dakika). Bazen hasta dokuyu sağlıklıdan ayırt edebilmek için lavman yoluyla makattan ve damardan MR’ye özel ilaçlar verilebilir. MR, kolonoskopi ile görülen tümörlerin bağırsak duvarı ve etrafındaki dokulara olan yayılımını belirlemek amacıyla kullanılır. İnce dilimler olarak tanımlanabilecek kesitler ile her düzlemde farklı görüntüler alarak kitlelerin yaygınlığını belirlemek ve tedaviyi planlamak amacıyla kullanılır.

MR cihazındaki, mıknatısın yarattığı manyetik alan büyüklüğü, Tesla ile ifade edilir. 1 Tesla 10.000 Gauss’a eşdeğerdir. Kaliteli bir görüntünün elde edilmesinde, manyetik alanın gücü, sürekliliği ve düzenliliği, ana manyetik alanı şekillendiren kritik belirleyicilerdendir.

MR TÜRLERİ

T1 ve T2 ölçümü ağırlıklı görüntüler: Anatomiyi görmek, bir patolojiyi saptamak için kullandığımız tekniklerdir. MR Alt Grupları: Difüzyon MR, Anjiyofrafi MR, beyin omurilik sıvısı akım MR, MR spektroskopi, Perfüzyon MR, fonksiyonel MR

MR VE RENKLENDİRME

Renklendirme MR.’da kolaylık sağlamaktadır. Perfüzyon ve fonksiyonel MR renkli kodlandığında göze ve algıya hitap etmesi sağlanmış olur. Renkli kodlama tamamen bilgisayar yazılımlarıyla yapılabilen uzun ve zahmetli bir uğraşıdır. Bazen bir renklendirme işlemi iki gün sürmektedir.

MR HANGİ TANILARDA KULLANILIR

%50: Omurga, omurilik, beyin, baş, boyun, nöroradyoloji, servikal (Boyun), lomber (bel), bel fıtığı gibi sinir sistemi görüntülemeleri.

%30-35 : Kas-iskelet sistemi denilen yumuşak dokular ve kemik incelemeleri.

%15-20: Karın, batın, meme, yumuşak doku lezyonları görüntülemesi

BEYİN MR

Beyin tümörleri, felçler, bunama ve multiple skleroz gibi kronik sinir sistemi hastalıklarını saptamak için en duyarlı yöntemdir. Ayrıca hipofiz bezi, beyin damarları, göz, iç kulak organlarının hastalıklarını değerlendirmede en duyarlı yöntem olarak kullanılmaktadır. Beyin yapısı incelendiği için ruhsal bozuklukların incelenmesinde de kullanılır.

MANYETİK REZONANS SPEKTROSKOPİ (MRS)

Hücresel düzeyde metabolit değişikliklerini gösterebilen bir görüntüleme yöntemidir. Bu teknik ile patolojik dokuların biyokimyasal analizlerinin yapılabilmesinin yanı sıra, normal dokularda mevcut biyokimyasal ilişkiler de araştırılabilmektedir.

DİFÜZYON AĞIRLIKLI MR

Difüzyon MR tekniğiyle dokudaki suyun moleküler hareketlerinden kaynaklanan görüntüler elde edilir. Difüzyon MR’ın başlıca kullanım alanı, en önemli mortalite (ölüm) ve morbidite nedenlerinden biri olan inmenin görüntülenmesidir. Akut inme tanısında doğruluğu çok yüksektir. BT ve standart MR teknikleri 1-2 saatlik bir enfarktı gösteremezken, difüzyon MR ile enfarkt çok erken dönemde kolayca görüntülenebilmektedir. Ayrıca difüzyon MR ile kafa içi kistik yapılar birbirinden ayrılabilmekte, tümöre bağlı omurga basısı sonucu oluşan kırıklarda iyi huylu kötü huylu tümör ayrımının yapılmasında, MS plaklarında ADC artışının görüntülenmesinde kullanılmaktadır.

PERFÜZYON AĞIRLIKLI MR ( PA–MR)

Bu teknikle beyin dokusunun fonksiyonel durumu hakkında bilgi edinilir. PA MR sayesinde serebral dokuda oluşan hasar ve yer kaplayan lezyonların neden olduğu hemodinamik değişikler izlenmektedir. Klinikte, inme, intrakranial (kafa içi) tümörler, epilepsi, demans (bunama), kognitif bozukluklarda ve normal fizyolojik değişimlerin non-invazif değerlendirilmesinde kullanılmaktadır.

FONKSİYONEL MR (FMR)

Beynin oksijenlenme ve kanlanmasındaki değişiklikleri ölçerek, cerrahi riskin değerlendirilmesi ve operasyonun planlanmasında çok değerli bir tarama yöntemi olarak kullanılmaktadır. En önemli ve güncel kullanım alanı duyusal-motor ve konuşma merkezlerine yakın kitle lezyonlarında cerrahi öncesi yeterli kalitede fonksiyonel haritalandırmanın yapılabilmesine imkan tanır.

MR ANJİOGRAFİ

Damarlara kateterle girişim yapılmadan ve radyasyonsuz olarak, damarların detaylı görüntülenmesini sağlar. İntrakranial (kafa içi) damarların görüntülenmesinde, ayrıca aorta, böbrek, akciğer, kol ve bacak damarlarının görüntülenmesinde kullanılır.

KALP VE DAMAR SİSTEMİ MR

Kabin ve ana damarların yapısı ve fonksiyonu ile kalp adacıklarının boyutu, duvar kalınlıkları, kalp krizi veya ilerleyici kalp hastalığına bağlı gelişen kalp hasarının boyutunu saptamak için kullanılır. Koroner damarların görüntülenmesi, fonksiyonel çalışmalar ve eforlu perfüzyon MR çalışmaları da gün geçtikçe daha umut verici olma yolundadır. Hipertansiyon hastalarında, böbrek damarlarındaki daralma ve sorunların saptanmasında karaciğer, akciğer, kol ve bacak damarları gibi damarların da değerlendirilmesi işlemi MR anjiografide kolayca ve detaylı bir şekilde yapılabilmektedir.

VÜCUT MR

Kalp, ana damarlar, akciğer, karaciğer, böbrekler, dalak, pankreas, safra kesesi, safra yolları, karın içi damarlar detaylı bir şekilde incelenebilmektedir. Safra kesesi, safra yolları ve pankreas kanalına yönelik kolanjiopankreatikografi tetkiki ile de lümen yapıları vücut dışından iğne, kateter girişimi yapılmadan çok daha rahat ve detaylı olarak gerçekleştirilebilmektedir. Ayrıca MR radyasyon içermediğinden kadın ve erkek üreme organları, pelvik organlar (Pelvik taban: pubik kemik (leğen kemiğinin ön kısmı) ve omurga kemiğinin alt kısmı (kuyruk sokumu kemiği) arasında bir hamak gibi asılı duran kas tabakalarıdır. Bu destekleyici kas tabakaları pelvik taban olarak adlandırılır. ) ve mesane için iyi bir görüntüleme alternatifidir.

MEME MR

Meme MR, mammografi veya USG’nin yerine yapılan bir yöntem değil, her iki tanı yöntemi ile birlikte kullanılan bir yöntemdir. Meme görüntülenmesinde MR ve diğer tüm yöntemler, meme tümörlerinin erken tanısı için yapılmaktadır. Her iki memede çoklu odak araştırılması ( meme kanserlerinin önemli bir bölümü çoklu odaklar halinde gelişebilmektedir), silikon implant takılmış veya genç hastalarda izlenen yoğun meme dokusu gibi mammografinin zorlandığı alanlarda da tarama amaçlı kullanılabilmektedir. Ancak mammografide ve USG’de saptanan lezyonların iyi huylu veya kötü huylu olup olmadığının değerlendirilmesinde önerilmektedir.

PROSTAT MR

MR prostatın en sık görülen sorunları iltihaplar (prostatit), iyi huylu prostat büyümesi (benign prostat hipertrofisi, BPH) ve prostat kanseri tanısında kullanılır. Ayrıca biyopsi ile prostat kanseri saptanmış hastalarda hastanın tedavi kararını ve sürecini belirleyecek olan tümörün büyüklüğü ve prostat dışında başka organlara yayılıp yayılmadığını saptamak için de iyi bir yöntemdir.

KAS İSKELET SİSTEMİ MR

Kaslar, tendonlar, bağlar, menisküsler, diğer eklem diskleri, eklem kapsülü ve çevre yumuşak dokular hakkında detaylı bilgiler vermektedir. Spor yaralanmalarına bağlı dokuların değerlendirilmesinde diğer uzuv yaralanmalarında, eklemlerin yeni ve eski rahatsızları, iltihaplı durumlarında (artritler), ayrıca kas-iskelet dokusu iltihapları, kitleleri veya başka organlardaki kitlelerden kemiklere olan yayılımın değerlendirilmesinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Ayrıca disk fıtığı (bel fıtığı veya boyun fıtığı gibi), skolyoz (kamburluk) gibi omurga problemleri ile spinal cerrahi sonrası cerrahinin etkileri ile ilgili değerlendirmelerde kullanılır.

MR İNCELEMESİNDE HAZIRLIK VE İNCELEME SÜRECİ

MR için ekstra bir hazırlığa gerek yoktur. Aksine bir uyarı yapılmadıkça hasta yemeklerini yiyip ilaçlarını alarak gelebilir. Hastanın MR çekimi için tıbbi geçmişi ile ilgili bir form doldurması gerekmektedir. Ayrıca hasta üzerinde bulunan manyetik alandan etkilenecek, saat, kredi kartı, metal eşya vs. malzemeleri MR odasına girmeden önce çıkarmak zorundadır.

Eğer mesane doluysa aksi söylenmedikçe çekim öncesi idrarını yapmasında bir sakınca yoktur. İnceleme süresi genellikle 15-45 dakika arasında sürmektedir. Bu süre içinde hastadan hareketsiz kalması istenecektir. En küçük bir hareketin görüntülerde bozulmaya neden olacağı da hasta tarafından bilinmelidir. Bazı durumlarda görüntü kalitesini iyileştirmek ve tanının güvenliğini artırmak için özel tasarlanmış MR kontrast ajanlar enjekte edilebilir. Bu ilaçlar MR görüntülerinin detaylarını netleştirmeye yardımcı olacaktır.

MR VE BT ARASINDAKİ FARKLILIKLAR

BT ile karşılaştırıldığında MR’nin üstün olduğu durumlar aşağıda belirtilmiştir:

1. MR normal ve hastalıklı dokuları daha net biçimde ortaya koyar. Aynca dokular arasındaki farklı yoğunlukları ortaya koymak için, BT’de olduğu gibi radyasyondan (röntgen ışınlan) değil, magnetik sinyallerden yararlanılır.

2. MR çok kesitli bir araştırma ya da buna bağlı olarak üç boyutlu bir anatomik gösterime olanak verir. Oysa BT nin gösterimi yatay kesitlerle sınırlıdır.

3. MR’de gerek hastalar, gerek uygulayıcılar için iyonize radyasyona uğrama riski yoktur.

4. Dolaşan kandan alınan sinyaller aracılığıyla MR’de damarlar kontrast madde kullanılmadan doğrudan görüntülenebilir. Dolayısıyla BT’de olduğu gibi iyotlu kontrast maddeler kullanma gereksiniminin yol açtığı sorun ve risklerle karşılaşılmaz.

5. MR metabolik süreçlerin canlı doku üzerinde incelenmesine dayalı klinik uygulamada, özgül dokusal bir tam konmasını sağlar. MR sonuçlarının BT’ye oranla uygulayıcıların deneyim ve bilgisinden daha fazla etkilendiğini de belirtmek gerekir. Çünkü uygulayıcılar zaman zaman olgunun incelenmesine en uygun fizik parametreleri araştırmak durumunda kalırlar.

MR ÜSTÜNLÜKLERİ

MR’ın bilgisayarlı tomografiyi de kapsamak üzere geleneksel radyoloji karşısındaki başlıca üstünlükleri şunlardır:

• Röntgen ışınlan kullanımının her zaman yol açabildiği biyolojik, fiziksel ve genetik hasar riskinin bulunmaması.

• Kontrast madde kullanımına başvurma gereksiniminin ortadan kalkması; bunların kullanımı sıklıkla önceden tahmin edilmesi olanaksız ve bazı olgularda çok ağır seyredebilen alerjik tepkilere yol açar. Bu iki üstünlük nedeniyle, elde edilen tanısal sonuçların aynı olduğu durumlarda bile MR tercih edilir. Ayrıca geleneksel radyolojik incelemenin ortaya koyamadığı biyokimyasal kökenli doku değişikliklerinin belirlenmesine dayanan klinik-tamsal uygulamadaki önemli özellikleri de eklemek gerekir. Buna bağlı olarak MR başka üstünlükler de taşır:

• Geleneksel radyoloji yle kesinleştirilemeyen ya da çok geç evrede ortaya çıkan hastalıklara tanı koymayı sağlar.

• Değişik yapıda olan, ama geleneksel radyolojik incelemede aynı gibi görüne bilen bazı hastalıklara (örneğin iyi ve kötü huylu tümörler, iltihabi süreçler, dejeneratif süreçler) ayırıcı tanının kesine yakın bir biçimde konmasına olanak verir. MR’nin tanısal açıdan çok daha özgül olması, geleneksel tanı yöntemleriyle incelenen hastalık süreçlerinin kesin tanısmda genellikle zorunlu olarak başvurulan biyopsi ve cerrahi muayene gibi vücut bütünlüğünü bozan işlemleri gereksiz hale getirir.

MR OLUMSUZ YÖNLERİ

Önemli üstünlükler taşımasına karşın, MR’nin de bütün teknikler gibi bazı olumsuz yönleri vardır. Yeni bir tekniği bir öncekine oranla abartma yanılgısına düşmemek için, bunların bilinmesi ve küçümsenmemesi gerekir. MR’nin tipik bir olumsuzluğu, incelemenin bilgisayarlı tomografiye oranla daha uzun zaman almasıdır. Bu durum alıcı bobin düzeyinde toplanan rezonans sinyalinin aslında son derece düşük olmasından kaynaklanır. Sinyali örneklemek ve uygun bir sinyal/görüntü oranı elde etmek için daha uzun bir süre harcanması gerekir. Ama birkaç yıl öncesine göre, MR için gerekli süreyi azaltma yönünde önemli ilerlemelerin sağlandığı söylenebilir. Gerçekten de görece yavaş sekanslardan giderek daha hızlı sekanslara geçilmiştir. Günümüzde klinik açıdan çok doyurucu nitelikte olmasa da birkaç saniye ya da saniye kesiti içinde görüntüler elde etmek olanaklıdır. İkinci bir olumsuzluk ise MR aygıtının pahalı oluşudur. Daha yüksek düzeyde sonuçlar veren süper iletken aygıtlar gerek donanım, gerek yerleştirme ve kullanım açısından daha yüksek maliyete yol açmaktadır. Ama bu konuda da hızlı bir değişim yaşanmaktadır.

Kullanım giderleri daha az olan süper iletken teknolojilere ya da başka teknolojilere dayanan yeni aygıtlar geliştirilmektedir. MR röntgen ışını kullanılmaması açısından tehlikesiz bir yöntem olarak kabul edilmektedir. Ama yan etkilere yol açma olasılığı vardır. MR için gerekli magnetik alan, tedavi amacıyla kullanılan metal cisimlerin, Örneğin damar balonlaşması (anevrizma) ortadan kaldırmak için kullanılan metal kıskaçların yer değiştirmesine yol açabilir. Radyo frekans uyarılan kalp pili gibi elektronik aygıtların işlevini bozabilir. Monitör gibi yoğun bakım aygıtları ve MR arasındaki etkileşimler nedeniyle, bu aygıtlarla izlenen ve tedavi edilen hastaların MR incelemesine tabi tutulması önemli güçlüklere yol açar. Hastaya yardımcı aygıtların işlevini bozmadan hızlı incelemeler yapma gereğinin ortaya çıktığı durumlarda, ayrıca kemiklerle ya da kalsiyum birikimine uğramış kemiksi dokularla ilgili ayrıntılı incelemelerde bilgisayarlı tomografi tercih edilmektedir.

MR KLİNİK KULLANIM

Günümüzde MR’nin kullanıldığı klinik çalışmalar daha çok merkez sinir sisteminin incelenmesine yöneliktir. Beynin MR ile incelemesi tam açısından şu üstün özellikleri gösterir:

• Bozmadde ile akmadde arasındaki farklılığı yetkin biçimde belirlemesi.

• Miyelin kaybına yol açan sinirsel hastalıkların erken evrede ortaya konmasına, çocuklarda miyelinleşmenin (sinir lifleri çevresindeki miyelin kılığının oluşması) fizyolojik sürecinin ve sinir sistemindeki olgunlaşma bozukluklarının incelenmesine olanak vermesi.

• Kafatasının arka çukurunda beyincik hastalıkları gibi patolojik süreçleri yetkin biçimde ortaya koyması. Bütün bu üstünlükler günümüze değin tanısında güçlük çekilen sinirsel, dejeneratif (yıkıcı) ya da iltihabi hastalıklara tanı konmasını sağlar.

MAMOGRAFİ

Meme hastalıkları tanısında mamografi ile beraber ultrason en sık kullanılan yöntemlerdir. Magnetik rezonans görüntüleme (MR) ve sintigrafi gibi tetkikler ikinci aşamalarda gerektiği durumlarda uygulanabilir. Mamografi, hala meme kanseri tanısı için altın standarttır.

1. NEDEN MAMOGRAFİ ÇEKTİRMELİYİM?

Meme kanseri, yaklaşık olarak her on kadından birinin, yaşamı boyunca herhangi bir aşamada karşısına çıkacak kadar sıktır. Henüz hastanın veya onu muayene eden doktorun eline bir kitle-şişlik gelmediği erken dönemde bile, mamografi, kanserin bazı erken bulgularını gösterebilmektedir. Bazı gelişmiş Kuzey Avrupa ülkeleri, Amerika ve Kanada’da, 1960’lardan beri süren çalışmalarda, mamografi taramalarıyla, meme kanserinden ölüm oranları yaklaşık olarak %30 azaltılabilmiştir.

2. NE ZAMAN VE NE SIKLIKTA MAMOGRAFİ ÇEKTİRMELİYİM?

Meme kanseri olasılığı, özellikle 40 yaş sonrasında yükselir. Bu nedenle, kontrol-tarama amaçlı mamografiler ideal olarak, 40 yaşında başlanarak her yıl çekilir.

3. 40 YAŞINDAN ÖNCE, MEMEDE BİR ŞİŞLİK-KİTLE FARK EDERSEM VEYA MUAYENE EDEN DOKTORUM, BİR KİTLEDEN ŞÜPHELENİRSE, NE YAPILIR?

Bu durumda, öncelikle ultrason ile görüntüleme yapılır. Gerekirse mamografi de çekilebilir. 40 yaş üstündeki böyle bir hastada ideal olarak hem mamografi, hem ultrason uygulanır.

4. MAMOGRAFİ VE ULTRASON İLE MEME KANSERİ TANISI NASIL KONUR?

KANSER ŞÜPHESİ OLDUĞUNDA NE YAPILIR?

Mamografi ve meme ultrasonu, memenin görüntülenmesinde kullanılan temel cihazlardır. Özellikle son yıllardaki dijital teknolojidenyararlanan gelişmiş cihazlar kullanan ve bu konuda deneyimli olan radyologlar, memede gördükleri değişikliklerin veya kitlelerin büyük bir kısmında iyi huylu-kötü huylu ayrımını yapabilirler. Hastanın ya da muayene eden doktorun eline gelen şişliklerin büyük bir kısmı iyi huylu tümörler veya kistlerdir. Bu zararsız kitleler (fibroadenom ve benzerleri) ve kistler, özellikle 30-50 yaş grubunda oldukça sık görülür. Bunların çoğu, ultrason ve mamografi ile kanserden ayırt edilebilirler. Kanser şüphesi olduğunda, radyolog, hastaya biopsi gerektiğini açıklar ve hastayı gönderen doktorla iletişim kurarak, biopsinin nasıl yapılması gerektiğini kararlaştırır. Kanser olasılığı çok düşük olan bazı kitleler, ultrason ve/veya mamografi ile, birkaç aylık aralarla izlenerek, büyümedikleri-değişmediklerinden emin olunur ve kanser olasılığı böylece ekarte edilir.

Saç dökülmesi, günümüzde erken yaşlarda başlayan önemli bir sorundur. Saçların incelmesi ve ön saç çizgisinin gerilemesi şeklinde başlayan saç dökülmesinde ana faktör; erkeklerde genetik, kadınlarda ise hormonal sebepler ve bazı hastalıklardır. Tıp dilinde “Alopecia” diye adlandırılan saç dökülmesinin çok çeşitli nedenleri vardır.

Ortalama günde 50-100 tel arası saç dökülmesi normal sayılır. Günde 100 telden fazla saç dökülmesi veya yeni çıkan saçların eskisine göre daha cansız, ince olması “bir sorun var” anlamına gelebilir. Tüm canlılar gibi, saçlarımız da doğar, büyür ve (ölür) dökülürler. Kafamızdaki saçların yaklaşık %90’ı büyüme evresindedir. Bu dönem 1-6 yıl arasında değişiklik gösterir. Geri kalan saçlar ise duraklama evresindedir ve bu evrede dökülürler. Bu doğal süreçten de anlaşılacağı üzere, saçlarımız 3–4 yılda bir mutlaka dökülürler ve yerine yenileri çıkar. Bu dökülme, mevsimlere bağlı olarak artar ya da azalır.

SAÇ EKİMİNDE FUE YÖNTEMİ

Saç köklerinin hiçbir şekilde kesi izi olmadan, dikiş kullanmadan 0,8–1,1 mm çapında özel uçlara sahip mikromotor ile tek tek birli, ikili, üçlü foliküler üniteler şeklinde saçlı deriden çıkarılması işlemidir. Foliküler üniteler (greftler) saçlı derinin arka ve yan bölümlerinden çıkarılarak, saçlanması istenilen bölgeye nakledilir. Verici ve alıcı alana lokal anestezi yapılır. Dikişsiz, ağrısız, saçlı deride iz bırakmayan yöntemdir.

FUE yöntemi, göğüs ve sırt kılları transplantasyonuna da izin vermektedir. Alınan bu kıllar zaman içinde transplante edildiği bölgeye ait kıl özelliklerine uyum sağlayıp, aynı görüntüye sahip olarak yaşamını sürdürür. Daha çok sıklaştırma operasyonlarında tercih edilmektedir. FUE tekniğinde bir seansta yaklaşık 1000–2800 greft yani 2500–7500 arası saç teli nakledilebilmektedir.

Birkaç yıl öncesine kadar 3–4 gün gibi uzun vakitlerin ayrıldığı, motorsuz mikro aletlerin kullanıldığı, her gün yaklaşık 8 saatte ancak 600–700 greft alınabilinen FUE yönteminde, bugün kullanılan mikromotor sistemiyle bir gün içerisinde 4–5 saatte yüksek sayılarda greft alınabilmektedir. FUT yönteminin tercih nedeni olan yüksek sayıda greft alınabilmesi imkanı da mikromotor sistemiyle ortadan kalkmıştır.

Teşhis ve sizin için en doğru tedavi yönteminin belirlenmesi uzman muayenesinden sonra olabilmektedir. Dilediğiniz zaman uzmanlarımızla görüşmek için hastanemizden randevu alabilirsiniz.

Saç  ekimi  için  uygun  yaş  sınırı:
Günümüzde etik olarak 22 yaş üzerine saç ekimi yapılması, ihtiyaç varsa uygundur. 22 yaşından sonra rahatlıkla saç ekimi yapılabilir. Üst sınır 30, 40, 50 olabilir. Bu nedenle yaşınız 80-90 bile olsa saça kavuşmak mümkündür.

Kadınlarda saç ekimi :
Kadınlar her konuda olduğu gibi erkeklerden çok daha şanslıdır. Çünkü kadınlar erkek tipi dökülmeyi genellikle yaşamazlar. Kadınlar kendi doğalarına özgü saç dökülmelerini yaşarlar. Saç ekimine ihtiyacı olmayan kadınları %80-90’a varan oranla kurtarabiliyoruz. Saç tedavisinin yetersiz kalacağı, saç tedavisinin etkinliği olmadığı durumlarda ise kadınlara da saç ekimi yapılabiliyor.

Hastanelerimiz, donanımlı Tüp Bebek (IVF) Merkezleriile kısırlık sorunu yaşayan (infertil) çiftlere bilimsel gelişmelerin ışığında hizmet sunmaya ve sevindirici sonuçlar almaya devam ediyor.

Korunmasız ilişkiye rağmen gebe kalamamak olarak tanımlanan infertilite yani kısırlık, çiftlerin en büyük sorunlarından biri. Kadın ya da erkeğe ait sorunlardan kaynaklanabilen infertilitenin teşhisi günümüz teknolojisiyle çoğu zaman mümkün olabiliyor.

Tüp Bebek Merkezlerimizde, hasta odaklı yaklaşımla tedavi uygulanıyor. Jinekolog, embriyolog, tıbbi genetik uzmanı, üroloji uzmanları, psikolog, biyolog ve hemşirelerden oluşan uzman ekip, donanımlı tüp bebek laboratuvarı ile infertil çiftlerin gebelik başarılarını arttırmayı hedefliyor.

 

TEDAVİ 5 AŞAMADAN OLUŞUYOR

Kişinin yaş, yumurtalık kapasitesi, vücut kitle indeksi, genetik farklılıkları ve önceki tedavilerdeki yumurtalık cevabı ile embriyolojik gelişim problemlerine göre uygulanan tüp bebek tedavi yöntemleri 5 aşamadan oluşuyor;

1. Aşama (Ön Görüşme): Tüp bebek tedavisi 5 adımlık bir süreçtir. Bu aşamalar toplamda 4 haftada tamamlanır. Çocuk isteyen çiftlerle yapılan ilk görüşmede anne baba adayına infertilite (kısırlık) nedenleri anlatılır ve bu nedenlerle ilgili tanıların yapılmasını sağlamak amacıyla uygulanacak testler konusunda bilgiler verilir. Çiftlerin daha önce yaptırdıkları, sperm analizi testleri, varsa rahim filmi (yoksa mutlaka rahim filmi çekilmelidir), daha önce infertilite tedavisi yaptırdılarsa tedavi sürecine ilişkin testleri ve raporları ve tüm kan tahlilleri istenir. Böylece hastanın geçmiş hikâyesi alınır. Anne adayı son bir yıl içinde smear testi yaptırmadıysa, yaptırması sağlanır. Bütün bu bilgiler ışığında infertilitenin nedeni bulunarak nedene uygun tedavisine başlanır.

2.  Aşama (Yumurtaları Uyarma): Tüp bebek tedavisinin ikinci aşamasında anne adayı adetinin ikinci ya da üçüncü günü yumurtalıklarının değerlendirilmesi amacı ile doktoru ile görüşmeye gelir. Ultrason yardımıyla anne adayının yumurtalıklarını değerlendiren hekim, hastanın durumuna göre hormon değerlerine bakılmasını isteyebilir. Sonuçlara göre hekim yumurtalıkların uyarılmasını sağlayarak yumurta geliştirilmesi için ilaç tedavisine başlar ve ilaçların nasıl kullanılacağına dair hemşire hastayı bilgilendirir.

3.  Aşama (Yumurta Toplama): Tüp bebek sürecinin en önemli aşamalarından biri yumurtaların toplanmasıdır. Hormon ilaçları verilerek geliştirilen yumurta, istenilen büyüklüğe ve olgunluğa ulaştığında genel anestezi altında enjeksiyon yardımıyla rahimden alınır. Vajinal yolla rahimden alınan yumurtalar klasik tüp bebek ya da mikroenjeksiyon yöntemiyle döllenir. Klasik tüp bebek yönteminde yumurta etrafına belli sayıda spermler koyulur ve spermlerden birinin yumurtayı döllemesi beklenir. Mikroenjeksiyon yönteminde ise yumurta içine spermler arasından seçilen en kaliteli ve sağlıklı bir sperm özel yöntemlerle enjekte edilir.

4.  Aşama (Embriyo Transferi): Döllenme ve embriyon transferi için laboratuvara alınan yumurta ve spermler kontrol edilerek embriyo gelişimleri izlenir. Embriyolog tarafından kaliteli embriyolar seçilir. 35 yaş altı kadınlarda tek 35 yaş üstü kadınlarda ise çift embriyo konulması kanunen belirlenmiştir. Seçilen kaliteli embriyo ya da embriyolar rahim ağzına yerleştirilen özel bir kateter yardımıyla rahim içine uzman hekim tarafından yerleştirilir. Ağrı ve acı hissedilmeyen anestezisiz olarak gerçekleştirilen embriyo transferinden sonra anne adayı 45 dakika ile 1 saat arasında dinlenmeye alınır. Bu süre zarfından sonra hasta normal yaşantısına dönebilir.

5. Aşama (Destekleyici Tedavi): Embriyo transferinden sonra embriyonun rahime daha sıkı tutunabilmesi için anne adayına destekleyici ilaçlar verilir. 12 ila 15 günlük bir sürenin ardında beta HCG testi için randevu verilir.

TÜP BEBEK TEDAVİSİ UYGULAMALARIMIZ

Doğurganlık Katsayı Testi

Gebelik Şansını Arttıran Cerrahi Uygulamalar

Sperm Detoksu

Hamile Kalma Olasılığını Arttıran Destekleyici Tedaviler

IVM (İlaçsız Tüp Bebek)

IVF ve ICSI teknikleri

Mikro TESE, PESA ve TESA Uygulamaları

Dölleyici Sperm Seçim (IMSI, Çift Kırılma CHIP) Teknikleri

Yumurta ve Embriyolara Lazer Uygulamaları (Zona, Drilling ve Assisted Hatching / Yuvalama)

Embriyo Detoksu (Kümulus Hücreleri ‘Co-Culture’)

Doğurganlık Aşısı (Rahim İçi Zarının Bağışıklık Sisteminin Dengelenmesi)

Balanslama Tekniği (Embriyo ve Rahim İçi Zarının Gebelik İçin Dengelenmesi)

Rahim İçi Zarı Gömülgenliğinin Arttırılması İşlemleri (Injury / Nadas Tekniği)

Blastokist Transferi

3D ve 4D Ultrasonlarla Yumurta Gelişmesi Takibi ve Embriyo Transferi

Embriyo ve Blastokist Biyopsileri ve Gebelik Öncesi Genetik Ayrıştırma (PGD, PGS, CGH)

Sperm, Yumurta ve Embriyo Dondurma

Kadın ve erkek idrar yollları ve üreme organlarını inceleyen ve bu bölgelerde yer alan hastalıklara bakan tıbbi bölümümüz Üroloji bölümüdür.

BÖBREK KANSERİ

Laparoskopik radikal nefrektomi (böbrek kanserinin kontrolü için bütün böbreğin çıkartılması)

Laparoskopik parsiyel nefrektomi (sağlam böbrek dokusunun bırakılarak sadece kanserli bölümün çıkartılması)

Fonksiyonsuz böbrek

Laparoskopik basit nefrektomi

Böbrek kisti

Laparoskopik böbrek kist eksizyonu

ÜRETER

Üreteropelvik bileşke darlığı (böbrek çıkış darlığı)

Laparoskopik pyeloplasti

Üreter taşı

Laparoskopik üreterolitotomi

Üreter darlığı

Laparoskopik üretero-neosistostomi

Laparoskopik Boari flap uygulaması

Laparoskopik Psoas Histch tekniği

SÜRRENAL (Adrenal)

Böbreküstü bezi tümörleri

Laparoskopik surrenalektomi

PROSTAT

Laparoskopik radikal prostatektomi (prostat kanseri)

MESANE

Sistosel veya uterus prolapsusu (Mesane veya rahim sarkması)

Laparoskopik sakrokolpopeksi

Veziko-vajinal fistül

Laparoskopik vezikovajinal fistül onarımı

Mesane tümörü

Laparoskopik radikal sistektomi ve üriner diversiyon

TESTİS

Testis Kanseri

Laparoskopik retroperitoneal lenfadenektomi

İnmemiş testis

İntraabdominal laparoskopik eksplorasyon

KAMERA SİSTEMİ İLE BÖBREK TAŞI TEDAVİSİ (RETROGRAT INTRARENAL CERRAHİ – RİRC)

PNL SİSTEMİ

ESWL UYGULAMASI

PROSTAT TEDAVİSİ